özel bir kurumda ingilizce öğretmeni olarak bunu yazmaktayım. yazdığım sorunlar sadece "ingilizce"ye değil de "genel"e uygulanabilir diye düşünüyorum ama farklı bir dil bilmediğim için öğretme deneyimim de olmadı.
öncelikle, liberal bir sistemin içerisinde olduğumuz için bazı öncül argümanlarla (bkz: premise) başlamak isterim. idari bilimler ya da işletme okumadım ama hepimiz için şöyle genel bir ayrım vardır herhalde?
ben buna bir yenisini ekleyerek devam edeceğim: zihne yönelik sektör. bu sektör, belli açılardan hizmet sektörünün içerisinde olduğu gibi, birtakım konularda da ayırım gösterir. hizmet sektörüne nazaran bu sektör, empatiye yönelik hizmet sunmaz, yani asıl amaç sizi güldürmek ya da kendinizi özel hissettirmek değildir. burada aldığınız hizmet daha çok sizin (i) bilişsel yükünüzü azaltmak ya da (ii) size bilişsel bir yetkinlik sağlamaktır.
(aranızda işletme ya da iktisat okuyan arkadaşlar bu tanımıma karşı çıkabilirler. amacım kuramsal bir bakış açısı getirmekten ziyade, sonraki anlatımıma yardımcı olabilmek için geçici bir ayrım sağlamaktır.)
zihne yönelik (i)'de yer alan sektörler özellikle bilgisayar bilimleri ve birçok alt alanı, ve ayrıca dijital sanat olarak sıralanabilir. bunlar sizin bilişsel yükünüzü hafifletmeye yöneliktir:
data science, çünkü verilerin toplanması, yorumlanması ve görselleştirilmesi insanlar için zahmetli bir iştir, dolayısıyla bu alan bir insan ya da grubun (şirketin) bilişsel yükünü azaltır.
machine learning, çünkü verilerle bir çıkarıma ulaşılması insan için ağırdır ve insan hatalara sebep olabilir. bu alan da bilişsel yükü azaltır.
graphical design, çünkü sizin (ya da bir şirketin) kendinizi ifade etmeniz uğraştırıcıdır, onun yerine bir logo size bir anlam katabilir.
örnekler çoğaltılabilir.
geldik (ii)'ye. buradaki birçok alanı genelde kurs olarak tanımlayabilirsiniz:
bu sektörde sizin başvurduğunuz kişi (ya da kurumdaki kişiler), talep ettiğiniz bilişsel yetkinliğe sahip insanlardır. özellikle hizmet sektörü altında aldığım bu ayrıma ilerde değineceğim, cebinizde bir yerde dursun.
---------
yabancı dil öğrenmek nedir?
---------
bir dilbilimci olarak, kritik yaşını aşmış herhangi bir bireyin, dil yetkinliğine yenisini katmasını istemesidir. parametre değişikliği (bkz: chomsky), kültürel çerçeve (bkz: sapir-whorf hipotezi) gibi kuramsal şeylere değinmek istemiyorum, ancak şunu bilmenizde fayda var. bir çocuğun 8 dile kadar öğrenmesinde bir sorun yok, ancak genetik ve sinirsel temelleri olan kritik yaş dönemi (bkz: piaget) kapandıktan sonra, bir dili edinemiyorsunuz (ortalama 6 yaş), ancak ve ancak öğrenebilirsiniz ve çaba gerektirir.
sizi işin kuramıyla uğraştırmak istemediğimi söylemiştim. dolayısıyla bir an önce deneyimlerime geçmek istiyorum. yabancı dil öğrenmek, diyet yapmakla benzer bir şeydir.
diyet yapmak için bir sürü saçma sapan metodlar, bir de havalı isimleri vardır. ama bir işe yaramaz, çünkü asıl meseleyi bunları ararken kaçırıyorsunuz: düzenli beslenip sporunuzu yaptığınız zaman kiloya dair problemleriniz azalır. yani, "falanca metodu çok zayıflatıyormuş yhaa" yerine az buçuk sabır ve çaba gösterirseniz amacınıza ulaşırsınız. basit.
dil için de durum böyle. özellikle internette ve etrafta duyduğum saçma sapan metodlar ve janjanlı abidik gubidik isimleri, paylaşılan appler, sözcük ezberleme işe yaramaz. sabır, çaba. olay çok basit.
bu, özellikle şu anda yabancı dil öğrenmekte olanlar için bir soru işareti olabilir. ne kadar süreceğini merak ediyorsunuz.
size şunu söyleyeyim. ingilizce öğretmeniyim ve hala öğrenme aşaması bitmedi.
evet, birkaç şey oturdu, birçok soruya yanıt buldum ama onlar da daha da çok sorular doğurdu. ancak yeni şeyleri öğrenmek günlük yaşamın bir parçası haline gelince artık yeni bir sözcüğü ezberlediğimi ya da anladığımı bile fark edemiyorum, yani kendi kendine oluyor.
size dürüst olmak için bu yazıyı yazıyorum. benim ingilizce'yi konuşmam 10 senemi aldı. şu an gayet rahatım. bu rakam size korkutucu geliyorsa sizde böyle olmak zorunda değil. anadolu'nun küçük bir şehrinde büyüdüğüm için benim yabancıyı bulmam (ve o zamanlardaki teknolojik imkanlar) baya bir süre aldı.
en iyimser anlamda, bir dili konuşabilmek için size 4 sene biçebilirim, ama "çabalamanız" koşuluyla. unutmayın:
(tabi bu süre iki sene gibi sürebilse de her dil, kültürel bir çerçeveye ve bazı bilişsel şemalara sahiptir. ben, bunları da edinmenizin 4 sene alacağını düşünüyorum. yoksa 2 seneye bir şeyler konuşulabilir.)
buradan size şunu da belirteyim. çalıştığım yerin bugün örnek bir satış oturumunu gözlemledim. insanlara 15 ayda "tamamen" ingilizce konuşabileceklerini vaadediyorlar. size bir uyarı: bu gerçek değil. bir çocuğun konuşması 2-3 senesini alıyor, ki beyin en zıpır dönemlerinde çocukken, haberiniz olsun dedim.
"tamamen" değil, "kısmen" konuşursunuz. yukarıda bahsettiğim zihne yönelik sektörlerde, özellikle, bu gerçekçi değil.
eğer "tamamen" öğrenme gibi bir niyetiniz varsa, ve zamanınız darsa, kötü bir haberim var: s*çtınız. planlarınızı öteleyin ve kendinize zaman ayırın.
ama yine de planınızı ötelemeyi istemiyorsanız, bunun da bir yöntemi var. yabancı dili öğrenme alanınızı daraltın. ne gibi? yurtdışıyla iş mi yapacaksınız: english for business. bir anabilim dalı ya da bir alan mı okuyorsunuz: alanınıza dair terminolojiye hakim olmaya çalışın. gezecek misiniz yurtdışında: english for tourism. sınavınız mı var: english for toefl / ielts.
(ancak belirtmeliyim ki alanı daraltma, pratik bir yöntem olsa da, daha sonra dili tamamen öğrenmenize ket vurabilir. olası uygulamalar, yani yurdışıyla iş yapma ve seyahate gitme aktiviteleri, size motivasyon sağlasa da o dilden dünyaya bakış açınızı ketum ketum daraltır.)
---------
"para bende, efendi benim"
---------
özellikle liberalizmi bekleyen beyaz müslümanlar ve sadık uygulamacısı günümüz gençliğinin, "müşteri her zaman haklıdır" kisvesi altına sığındığı bir ifade.
yukarıda bahsettiğim ayrımı hatırlıyor musunuz? mal sektöründe paranı verir, malını alırsın. hizmet sektöründe paranı verir, güler yüzle hizmetini alırsın. ama zihne yönelik sektör içerisinde bunu yapamazsın, çünkü özellikle bilişsel yetkinliği genişletmeye yönelik sektörde ürün ya da sonuç, ayrıca senin çaba, zeka gibi durumlarına bağlıdır.
ben, immanuel kant'ın ödev ahlakına inanırım. insan belirli bir yaştan ve eğitimden sonra kendine etik bazı ilkeler (bkz: maxim) belirlemelidir. buna çözüm olarak da, eğer zihne yönelik bir sektörden talebiniz olursa, şu ilkeyi temel edinmenizi istiyorum:
"bu sonucu elde etmek için bu etkinlikte ben efendiden çok bir katılımcıyım."
anahtar sözcük: katılımcı. dil kursları matrix gibi değil, kasedi takıp sana yabancı dili yüklemiyoruz. sen hiçbir şey yapmazsan, deneyimli bir öğretmen de hiçbir şey yapmaz. öğretmen bir şey yapmazdan daha çok seni de bu etkinliğin içine sürüklemek ister ve her insanın bir tölerans sınırı vardır. sen zaten kendin için çabalamazsan, bir süre sonra öğretmen de senin için çabalamaz. bunu denemek için rastgele bir kursa para verebilirsiniz.
o sınıfta efendi değilsiniz, öğretmen de "efendi" değil. herkes, ama herkes katılımcı. ama siz yine de "efendi" olmak fikriyle deneyecekseniz, hay hay! biz de, kağıtta bir hizmet sektörüyüz. ders verirken sizi koca yapraklarla yeller, "koçumsun, büyüksün" diye pohpohlar, uğurlarız. yani sizin zihinsel yetkinliğinizi geliştirmekten daha çok, standart bir hizmet sektörü gibi bir şekilde yüzünüze gülümseme koyabiliriz.
--------
"hatasız kul olmaz!"
--------
ver müziği.
uygulamaya dair birçok sorunlar yaşıyorsunuz. rezil olacağım diye konuşmuyorsunuz. bu arada, öğretmeninizin şu an orada o eğitimi verebilmek için geçmişte ne kadar rezil olduğunu biliyor musunuz?
o kıza yazmaya cesaretiniz var, o işe girmeye cesaretiniz var, o borcun altına girmeye cesaretiniz var, ama karizmayı çizdirmeye cesaretiniz yok. kusura bakmayın gençler, hayatı boyunca saygınlığını yitirmeye cesaret etmemiş insanlar, o zamana kadar aslında hiç cesaret etmemiş demektir.
derse girerken mendel gibi olun. iş adamı değilsiniz, hatta sizin bir adınız bile yok, siz sadece katılımcısınız.
karizmanızı çizdirin.
öyleki sesini öğretmen bile duysun.
---------
takıntılar
---------
1. öğretmen yabancı ama ortadoğudan gelme
evet, hatta bir muz pakedinin içerisinde geldi. şaka bir yana, evet, anadil konuşucusundan eğitim almak "cool", ama bazı şirketler anadili olmayan ülkelerden yabancı dile dair öğretmenler getirebiliyorlar.
bu, sizin ucuzu aramanızdan dolayı gelişen bir şey. talebe göre arz yani.
aksine, bir gözlemci olarak, sizin yadsıdığınız o öğretmenler öğrenmek istediğiniz yabancı dilde bir hayli yetkinler. yani onları öyle kapıdan çevirmiyoruz.
eğer imkanınız yoksa, türkiye'ye yabancılar geliyor, haberiniz olsun istedim.
her şey çaba dedim ya, işte bu. bu dili öğrenmek için vakti zamanında (lise yıllarımda) tanıdıkla anadolu'nun ortasından deniz kenarında otellere çalışmaya gittim. konuştum, çabaladım. rezil oldum, oldumsa da kaybettiğim pek bir şey olmadı, aksine yabancı arkadaşlar kazandım.
anamın parası yoktu, yurtdışına gidemedim, yurdun içinde buldum yabancıyı. siz harbiden öğrenmek istiyor musunuz, gençler?
-------
kısa ve öz öneriler
-------
- 15 ayda ingilizce diye bir şey yok.
- uyurken ingilizce gibi bir şey de yok. (hiç değilse ben ya da diğer arkadaşlarım öğrenirken uyanıktık.). bu maddenin asıl amacı, dil-diyet benzetmesinde belirtilen, sihirli bir yöntemin olmamasıdır.
- çaba yok, mama yok.
- öğrenmeye başladığınız sınıf arkadaşlarınızdan belki hiçbiniz o dili öğrenemeyecek, gerçekten dişini tırnağını verip çabalayanları tenzih ederim. o insan siz olun.
- bir yabancı dil öğrenmeden önce dünya kültürüne dair bir temel edinin. konuşacağınız, söyleyeceğiniz şeyleriniz olsun. bu, inanın bana, öğrenmenizi bir hayli kolaylaştıracaktır.
- sınıf ve kurs sadece bir araç, bir rehberdir. amacı temeli vermek, bir yol çizmektir. satış danışmanı ya da kurumda çalışan bir öğretmen bunu size söylemez, siz anlayın.
- derse girmeden önce, eğer eski bir nokia değilse, cep telefonlarınızı kapatın.