1. 2
    bir acayip adam. Kimileri için sadece "tekinsiz" filmler yapan bir yönetmen, benim içinse insana dair analiz ve tespitleriyle harikalar yaratan bir sinema filozofu.

    bu kadar çok sevmemin nedeni belki de hepimizin içinde varolan ancak yüzleşmeye korktuğumuz karanlık taraflarımızı büyük bir ustalıkla ortaya dökmesi ve bizlere kaçacak yer bırakmamasıdır. her filmi bende derin izler ve zihnimde yıkıcı sahneler bırakarak sonlanır, üzerinden zaman geçtikçe değerlenir ve güçlenir.

    haneke öyle bir yönetmendir ki, sizi koltuğunuzdan kaldırır ve o "yıkıcı" sahnelere dahil eder. artık yalnızca bir sinema seyircisi değil aynı zamanda kendi hayatınızı ekrandan izleyen bir oyuncusunuzdur da. Sizi rahatsız edenlerle yüzleşmenin, acımasızlığın, kentli ikiyüzlülüğünün, yabancılaşmanın, yalnızlaşmanın, duyarsızlaşmanın, ölüm ve yaşamın yani aslında salt ve acımasız gerçeğin sinemadaki karşılığıdır haneke. insanın kusurlu ve kötü olduğuna inanan ve bunu gözümüze sokmaktan çekinmeyen bir dahidir. derdi üzmek değil rahatsız etmek ve bunu iliklerimize kadar hissettirmektir. titiz ve detaycıdır. işine aşık olduğundan mütevellit, aşık olduğum filmlerin yönetmenidir.

    Duygusal buzlaşma üçlemesinden filmi Yedinci kıta'da ( der siebente kontinent) dünyanın en acımasız empatisiyle ruhlarımızı koşulsuz bir acıya teslim eder. Gördüklerimizle baktıklarımız arasında gerçek bir kopuş olduğunu öyle ağır bir dille aktarır ki, son sahnedeki kara kutunun aslında biz olduğumuz gerçeği, idrak ve yadsıma arasında geçen zaman kadar ağır ve derindir.

    Benny'nin videosu'nda ( benny's video) bir başka tutarsız yanımızı ezer haneke, vicdanımızı. bu kez ilkel benliğimizin ve dürtülerimizin eline geçmiştir varlığımız. Ve masumiyet kaybolur bir çocuğun sessiz çığlığında.

    Şato'da ( das schloss) kafkaesk ayrıntılar ile yarattığı bu uyarlamayla selamlar Franz kafka'yı. Tıpkı kafka gibi o da yarım bırakır eserini. Bu aslında kafka'ya duyduğu saygının bir yansımasıdır. Onun yarattığı eseri değiştirmeyi hiç düşünmemiştir.

    Ölümcül oyunlar (funny games) ile gençliğe göz kırpar. Seçimlerimizi, kararlarımızı sorgulatır ve hastalıklı zihnimizi daha da delirtir iyi-kötü metaforlarıyla.

    Piyanist ( la pianiste) ile özellikle kadın izleyiciyi hedef alır bu kez. Annelik kavramının altını deşerken bir yandan da kadın'ın toplumsal ve bireysel gel-gitlerini, cinsel dürtülerinin dışavurumunu canınızı acıtarak hissettirir size. Bu acı mental olduğu kadar gerçek ve güçlüdür de. Zaten her haneke filminden sonra yorgundur izleyici. Bu yüzden Empati yoksunları anlamakta güçlük çekerler haneke sinemasını, empatikler ise acıdan kıvranarak "haneke" olurlar ve her haneke sever aslında biraz da karanlıktır.

    Saklı'da ( cache), burjuvanın yozlaşmışlığını tüm çıplaklığıyla döker ortaya. Kapitalizm eleştirisinden yabancılaşmaya uzanan aralıkta büyük bir çelişki bekler yine izleyiciyi. Görünenle aslında olan üzerinden iyi ve kötüye varır. Yine imza sahnelerinden birisiyle
    -- spoiler --


    intihar


    -- spoiler --


    Filmi hafızalara işler.

    Bana göre olgunluk dönemi eserleri olan beyaz bant (das weisse band) ve aşk'ta (amour) tüm birikimini ortaya koyar haneke. Aldığı Psikoloji ve felsefe eğitimleri yönetmenliğini bir üst seviyeye taşıyan en önemli etkenlerdendir kuşkusuz ancak "yönetmen" olmadaki başarısı aynı zamanda yeteneğinin ve detaycılığının da bir sonucudur. Ve haneke tüm bu yetenekleri ve birikimiyle karşımızdadır bu iki enfes filmiyle. Alt metinlerde aslında hep insanın kusurlarına odaklanan yönetmen, farklı psikolojik ve sosyolojik çözümlemeleriyle, "insan"ı bir üst çizgide aslında içindeki masumiyetle de ele alır. Beyaz bant'ta aslında yıllardır irdelediği "insan neden kötüdür" sorusunu net bir şekilde yanıtlarken, aşk'ta da insanın özündeki iyiyi ve son dokunuşta nasıl karanlık tarafa geçtiğini açıklar.

    Adeta çehov'un "Eğer sen kusursuz olsaydın, Başkalarının kusurlarını buIup çıkarmaya bu kadar meraklı olmazdın." cümlesinin bir yansımasıdır eserleri. Tüm o steril hayatlarımızın bir anda nasıl kaotik ve paranoyak bir hale büründüğüne tanık oluruz kusurlarımız ve zaaflarımız yüzünden.

    Nietzsche'nin de dediği gibi "Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar. Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken, vicdan onlari gereğinden çok olgunlaşmaya birakir, ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar." haneke sinemasının karakterlerinin ortak özelliklerindendir bu çelişkili ruh hali.

    Michael haneke, film yapmadaki amacını şöyle dile getirir: "sinema bir eğlence aracı değil, sanat dalıdır." o yüzden haneke sineması sizi eğlendirmez. Eserleri sindirip içselleştirdikten Sonra vardığınız nokta ağır ve eleştirel sanat eserleridir.

    sonuç olarak; haneke huzursuz seyirler diler...
    #35425 petra von kant | 2 yıl önce
     
  2. tümünü göster