daha evvel hic gercekten anksiyete ile tanistiniz mi? ben tanismamistim. 1 ay öncesine kadar.
bu güne kadar da hic ciddiye almamistim. cünkü o kadar fazla duydum ki insanlardan, söyle anksiyetem var böyle bipolarim diye hikayeler. tamamen günümüz poser hastaliklari olarak kalmisti kafamda hepsi. antidepresan kullaniyor olmak bile havaliydi sacma bir sekilde.
aslinda kendimi hep psikolojik olarak güclü bir birey, hatta bazen duygusuz ve etrafindaki insanlari yalniz kalma arzusuyla kendinden uzaga iten biri olarak tanimlamisimdir. cünkü ben yalnizken de keyif alabiliyordum her seyden. olaylari oldugu gibi kabul edebiliyor ve ona göre aksiyona gecebiliyordum. her zaman sakin kalabiliyor olmam, durumlari kabullenip bir sonraki hamlemi planlamam icin zaman taniyordu bana. büyük kayiplar, dizilere konu olabilecek ayriliklar ve siradan bir insani yaralayacak durumlar da yasadim. ama hep güclüydüm olaylara karsi, hatta bir ara kendimi duygusuz olmakla falan yargiliyordum. ve bütün bunlarin koca bir ego sahibi olmamla alakali oldugunu da fark etmistim.
üniversite bittikten sonra kendime tatli da bir hayat kurmustum. harika bir kiz arkadas, cok da fena olmayan ufak bir araba, 2+1 kirasi ucuz ev ve daha niceleri. fender gitarim bile vardi o sartlarda, yetiyordu yani o hayat bana. is yerim de sasirtici bir sekilde nefret etmedigim insanlardan olusuyordu hatta egleniyordum bile cogu zaman calisirken. aksama kadar calisip, aksam cocuklarla belki bir joint, belki birkac bira sonra bos oglan aktiviteleri. haftasonu hatunla planlar, tatli kafeler, yeni barlar ve uzun yollar.
sonra tabii ülkenin durumu, politika, siyaset, secim, umutsuzluk, gelecek kaygisi ve sadece günü kurtariyor olmanin farkindaligi ile tanistim. icinde yasadigimiz toplumu zaten anlatmama gerek yok. ben zaten hic etik, yasam tarzi ya da karakter olarak bu topluma uygun hissedememistim. anin tadini cikarabilsem de, gelecek karanlikti ve ben farkli seyler yapmak istiyordum. o yüzden gitmeye karar verdim. bir cok genc gibi, bir cok hayallerini kovalamak isteyen insan gibi, gittim.
yanlis anlasilmasin, öyle aileden falan da imkanlari olan biri degildim. gercekten elimdeki her seyi satip, her seyi en zor yollardan halledip gittim avrupaya. ne korkum, ne endisem vardi. hep kendime ve sürece güvendim. cünkü hayat problem cözerek ilerledigimiz bir yerdi ve ben sakindim.
ilk üc sene, daha önce cok az yabanciyla tanismis insanlarin oldugu bir köye yerlesmek zorunda kaldim. herkes tutucu ve cok da sosyal olmayan insanlardi dogal olarak. ancak secim sansim yoktu. yine de cok problem degildi, cünkü orada cok durmaya niyetim yoktu. ancak yine de eritilmesi gereken bir sürec vardi ve o sürec boyunca orada yasamak zorundaydim. ancak ben yasamamayi tercih ettim. kendimi eve kapatip, gayet de memnun bir sekilde hic arkadas edinmeyip sadece haftasonlari yolculuk ederek gecirdim yillarimi. halbu ki dil ya da özgüven konusunda hic sorunu olmayan biriydim hep. sadece kafam uymuyordu insanlarla, sohbet edemiyordum. bu surec boyunca vucut gelistidim, daha iyi gitar calar oldum ve iyi bir fifa oyuncusuydum artik.
daha sonra prosedürler bitti ve artik hep alisik oldugum gibi büyük sehirde yasama zamani gelmisti. kafa olarak da haziramistim kendimi, hirsliydim da. kimisi hata, kimisi aptallik dese de ben son maasimi alip, ne ev ne is bulmadan tek valizle geldim 5 milyonluk bir sehire. ne tek bir akrabam, ne arkadasim vardi. bir telefon uygulamasindan 2 aylik paylasimli bir evde oda kiralayip biletimi aldim. ne de olsa rahat is bulur, her seyi hallederdim. ne yapmam gerektigini biliyor ve halledebilecegime de inaniyordum.
ancak bos odada, yerde dandik bir süngerin ustunde uyudugum ilk gece bir seyler olmaya basladi. gereksiz kalbim hizlaniyor ve nefesimi kontrol edemiyordum. ayni anda her yer gözüme yabanci geliyor, kendimi bir sekilde güvende hissedemiyordum. en ufak kötü düsünceye odaklandigimda domino etkisiyle 5 saniyede kafamda onlarca felaket senaryosu oynuyor ve durduramiyordum. o geceyi o bos odada, yeni tanistigim yabanci ev arkadaslarima belli etmeden nasil gecirdim, bi ben biliyorum.
kalp sandim basta. ertesi gün doktora gittim hemen. kontroller, cihazlar falan derken kalbin iyi dediler. adama sadece nefes ve kalp kismini anlattigimdan sadece tahminde bulunup, belki psikolojik olabilir diye tavsiye verdi. ama psikolojik olamazdi cünkü bende asla böyle seyler olmazdi. kaldi ki durumumun farkinda, her seyin ne kadar zor olacagini kabullenmis ve psikolojik olarak da hazirdim. modum da yüksekti ayrica. tahmin ettigim kadar hizli is bulamamis, param iyice azalmis ve ev bulmanin neredeyse imkansiz oldugu gercegiyle tanismistim. ama yine de eglenebiliyor ve modumu yüksek tutabiliyordum.
daha sonra bu olay defalarca tekrarladikca, olayin bir kriz oldugunu fark ettim ve ona göre kendimi teskin etmeye basladim. ama bir sekilde kontrol edemiyor ve müdehale edemiyordum. sanki benim disimda gelisiyordu. sürekli nefes egsersizleri yapmaktan yorulmus, gün icinde de kalbimi masaj yaparak rahatlatmaya calisiyordum. sonunda inadimi yenip psikologa gittim. kadin icin cok klasik bir vaka oldugumu fark ettigimde kabullendim. anksiyete krizleri, kaygi bozukluklari insanin ne kadar güclü olduguna bakmiyordu. ve doktordan ögrendigim kadariyla da psikolojimizde, bizim müdahale edemedigimiz, arka planda calisan kisimlar vardi ve her sey burada dönüyordu. ilaclar, tavsiyeler falan derken gücsüz oldugumu kabul edip, teslim ettim kendimi.
simdi yeni yeni toparliyorum. kalp ritmim falan yoluna girdi en azindan. hayatim normale döndükce de her sey daha iyiye gidiyor. tabii ki daha hallolmasi gereken cok sey var ama en azindan bir adim geri atip, ne hissettigime ve ne yasadigima bakabilecek kadar sakinim. ve artik hayatimdaki, yanimda olmak isteyen insanlari sebepsiz uzaga itmemem gerektigini ögrendim. kalabalik icinde, simariklik yapip seni sevenleri kendi isteginle uzaklastirmak ""yalnizlik" degilmis ve ben yalnizlikla bas edebilecek kadar güclü degilmisim.