Otelde çok ilginç bir abi var. Gece vardiyasında çalışan resepsiyonist bir abi. Akşam yemeklerinde konuşa konuşa tanıştık diyebilirim.
Birden Nuri Bilge falan muhabbeti açıp oradan Kubrick'e geçiyoruz. Kendince, kendi sosyoekonomik ve kültürel stereotipini aşmış bir adam o yüzden aşırı detaycı bir beklentim yok kendisinden o anlamda. Bu ülkede bu kadarı bile kâfi.
Duygusal birisi bir de aldatılmış galiba, ufaktan çıtlattı çünkü. Bu geçende ve daha önce de dedi ki bana: "Mutlu sen çok acayip bir şey olacaksın abim bak, roman falan yaz bir şeyler yap. "
Ben de tabi hayallere karnı tok, realizmin tokadını fazla açık bir bilinçle her saniye yiyen bünyem ile gülümseyerek "Inşallah be abi. " demekle yetindim.
Ama gerçekten bir realite varsa benim önümde en genel üç dört opsiyon var. Çünkü hem kendi duygusal ve zihinsel yolculuğumda artık son raddelere geldim hissi ağır basıyor, hem ülke bunun mesajını veriyor hem de yaşam tecrübem bunu bana söylüyor.
En yakın arkadaşım ile sürekli bir şarkıda geçen sözü tekrarlar Hint tesellisi yapardık kendimizce lisedeyken.
O da şuydu: "Ben bir gün patlayacağım şimdilik hiçbir şeyim. "
Bunu söyleyen şahıs bir rapçi, Aydınlı, Sehabe isminde bir mc idi. Ve evet o dönem bu ağlak melankolik rap parçaları ile patladı bir dönem.
Bize nolduğuna gelirsek, biz de patladık aslında. Ama fena patladık, bizim elimizde patladı, götümüzde patladı birçok şey.
Yaş ilerledi, bomboş bir hayat geçti, para yok, sevgili yok, ailevi sorunlar var, sıkışmışlık var topluma, içinde hiç bulunmak istemediğin bir grup toplumla berabersin ama zihninin daha uyuştuğunu düşündüğün grup da götü rahatta snob, elit kesim ya da zübbe kesim.
İçinde bulunduklarına bütün bu olanlara sahip oldukları cehalet yüzünden sinirlisin, kinlisin. Yukarıdakilere de sırf şanslı doğdular diye seni de onlarla aynı gördüğünü belli eden o küçültücü bakışlarından, yalandan hak arayışlarından, onların rahat rahat yapıp senin yapamadıklarından ötürü sinirlisin, kinlisin.
Böyle bir araf durumundasın. Çıkış yok. Geleceğe dair öngörü opsiyonları da şunlar:
1- Ya gerçekten çok başarılı birisi olacaksın tutkuyla bağlı olduğun alanlarda ya da şansla başka bir sektörde.
2- Ya en olası seçenek olarak vasat ve sıradan bir devlet memuru olarak ömrünü çürüteceksin okul koridorlarında.
3- Ya onu bile yapamayıp sefil ve rezil bir hayat süreceksin her daim.
4- Ya da gerçekten dayanamayıp kafana sıkacaksın o kurşunu kimseye sormadan, hesap vermeden, kararlı bir biçimde.
Gerçekten bunlar en olası senaryolar gözüküyor önümdeki.
Hayatım ziyan oldu hissine kapılıyorum. Hem kendim yüzünden hem geldiğim yer yüzünden hem de dış sebeplerden. 26 yıl çöp bir hayat. Gerçekten o güne dönmeliyim denilen günleri toplasan bir sene zaman etmez. bir ay eder mi onu da bilmiyorum.
Birikmiş yılların nefreti ve kini var bir de. Normalde karşılığını görsen, gözlerin dolar biçimde herkese iyilik meleği olacak hisler taşıyan biriyken birden suratsız olarak anılıp bilinip bir de eleştiri yersin, laf yersin.
Fiziksel olarak da kuvvetli değilsindir ki erkekliğe oynayasın, o personada güçlü durasın sivil hayatta. E nüfuz da yok para da yok. Günümüz standartları olarak tipin de yok. Silahsızsın. Kulsun birilerine, biçaresin sürekli.
Ağlamak ve birilerinin gerçek anlamda gırtlağına bıçağı sallamak arası gidip gelen bir duygu skalan var. Allah muhafaza elinde self destruction butonu olsa kötü bir gününde butonu kırarcasına dünyayı elli kere yoketmiş olursun.
Duygusal olmayayım çabaların sadece onları bastırmaya döner çünkü yokolmazlar. Onları nefrete ve kine kanalize edebilirsin ancak. Gamsız da olamazsın, arkanda onu sağlayacak bir şey yok çünkü. Hiçbir yöne gidemezsin, dımdızlak kalırsın.
Işte 10 sene önceki halime göstersem gözlerine inanamayacağı Mutlu bu halde şu anda.
Korkak olduğu için kurdelayı da kesemiyor ki tüm bu anlamsızlık son bulsun. Sürekli birilerinden bir şeylerden umut ediyor, peşine takılıyor bir kere sevilince yol boyu seni bırakmayan sokak köpeği gibi.
Ama tek bir şey iyi geliyormuş onu da öğrendim. Ben ama kötü ama iyi, ama edebi ama sokak ağzı yazmadan duramıyorum. içindekileri anlatmadan rahat edemiyorum. Bunu en azından bir iki kişi okur diye muhattap almadan yapamıyorum, o fikir bile huzur veriyor.
En temel insan zaaflarının hepsi var bende ve dürüstüm bu konularda çoğu insanın aksine. Kıskancım, kinciyim, yeri gelince çıkarcıyım, göz koyarım, alınırım, dedikodu yaparım, acımasızım yine yeri gelince, manipüle ederim, aldatırım, döverim, keserim (henüz yapmadım), vururum (bunu da keza) ama neticede insanım ve dürüstüm bunlarla. Ve barışığım da. Bahaneler ardına sığınmıyorum. Insanı biliyorum, kendimi biliyorum, bunları elimizden geldiğince düzeltmemiz gerek onu da biliyorum.
Ama çöldeki bir adama el kremi sürmek kadar saçma olurdu bunların hepsi. Öncelikler sırası var ve ben Maslowdan sınıfta kaldım.
Intihar mektubu gibi oldu di mi djdjd Yok, onu daha şatafatlı ve güzel yazarım umarım.