1998 Yılında aziz nesin tarafından yazılmış, vasiyeti üzerinde de oğlu ali nesin tarafından yayımlanmış anı - belge kitabıdır. Konusu tamamen tomris uyar'ın aziz nesin'e açtığı maddi manevi dava'dan ibarettir. Fakat bu davanın ekseninde hem türkiye yazarlar sendikası hem zamanın aydın profili, davranışları, aydın olan kesimin de kendi içindeki bölünmesini, aslında aydın olan kişiler diye tanınanların halkı aydınlatma diye derdi olmayışını v.s. durumları da görülüyor.
Konu şudur; 1974'te kurulan tys'nin başına önce yaşar kemal sonra da ısrar kıyamet Aziz nesin başkan olmuştur. Tabii aynı zamanda kurucularındandır da aziz nesin. 15 sene boyunca tabiri caizse zorla başkanlığında kaldırılmıştır. Her dönem sonunda bırakmak niyetinde fakat çeşitli ısrarlarla geri dönmüştür.
Tys'nin başlangıçta 500 civarı üyesi vardır. Zamanla bu üye sayısı 372'ye kadar düşmüştür. Yazarların aylık bin lira olarak bir ödenekleri vardır. Fakat döneme göre bu meblağ epeyce komik bir rakamdır. Zira sonradan uzun uğraşlar sonucunda tünel'de tutulan yazane için 50-60 milyon lira masraf edilmiştir. Bunun dışında tutulan yerin yalnız kirası 400 bin liradır. Elektrik, su, giderler, çalışanlar v.s. ile birlikte aylık 1,5 milyon liralık bir tutar olmasına karşın pek çoğunun bin lira vermemesine rağmen, verseler bile 372bin lira ile zaten kasa hep eksilerek eksiye gitmektedir.
74te kurulup, 80 darbesinde pasifleştirilmeye çalışılan, kapatılıp açılan daha ileri zamanlarda bir şekilde ofisleri yanan ve hiçbir eşyayı kurtaramayıp sıfıra düşmelerine sebep olan durumlar da vardır. Muzır yasası, 141, 142, 163 gibi yasalarla engellenen, yıpratılan bir kurumdur tys. Tabii başkanı aziz nesin olduğu için, kendisi çok daha fazla yıpranır. Hem içerden hem dışarıdan.
Bugün, üzerinden uzun zaman geçtiği, konu olan kişilerin hayatlarının ilerleyiş şekli, yaptıkları daha net görüldüğü için, çok daha iyi anlaşılıyor aslında durum. Tys'yi haber yapmamakta desteklememekte, etkinliklerini duyurmamakta birbiriyle yarışan gazeteler, dergiler, bir gün durup dururken haber yapma isteği duyar. "TYS nişan tahtasında" manşeti ile 2000'e doğru dergisi'inde genel yayın yönetmeni olan doğu perinçek ne olmuşsa, yazarlara gidip tys hakkında ne düşünüyorsunuz der. sanki tys'yi ortaya koyayım da hedef olup yıpransın der. Kimdir bu yazarlar? pınar kür, tomris uyar, füsun akatlı, gülten dayıoğlu, leyla erbil, ışıl özgentürk, ataol behramoğlu, necati güngör, bilgesu erenus,... tabii bazı üyeler de tys'ye yapıcı eleştiriler yöneltmiş. Zamanın ve durumun şartlarına göre, sorunları irdeleyerek açıklamalar yapmış. Fakat hiçkimse de dememiş ki birden bire ne oluyor böyle? Neden tys'nin hiçbir özel durumunu haber yapmazken birdenbire tys'yi yorumlatıyorlardı?
Neyse efendim; bu yorumlayanlardan bazıları, sendikanın paralarını başkanın yediğini, sürekli yurtdışı seyahatleri için sendikanın kullanıldığını, sendikanın ne yazar sorunlarına, ne davalara, ne basımlara, ne yayınevleriyle sorunlarına eğilmediği, çözüm aramadığını v.b. şeklinde eleştiriler getirdiler. Üstelik bu yorumlayanların çoğu aylık bin lira gibi çok komik bir aidatlarını da ödememeleri, hiçbir sendika toplantısına, etkinliğine gelmemeleri, kurultaylara katılmamalarına rağmen bunları söylüyorlar. Hatta pınar kür'ün bazı kitaplarını epey müstehcen yazdığı için mahkemeye verilmesi, hem yargılamada hem maddi manevi destekte yanında olmaya çalışan tys'yi, tüm üyelerine dava ile ilgili telgraf çekip desteğe çağıran ve hiçbir yazarın katılmamasına rağmen pınar kür yine de tys'yi suçlamıştı.
Tomris uyar ise, "ben uyur üyeyim. sendikayla hiçbir bağlantım yok. olması için de neden göremiyorum. yazarların sorunlarıyla uğraşmıyor sendika. üyelerini eleştireceğine bir özeleştiri yapmaları gerekiyor. en önemli etkinlikleri kanlıca'da ayran gezisi, çay-simit partisi. Yönetim değişikliği değil anlayış değişikliği gerekiyor. belki o zaman etkinlik kazanır." diyordu.
Pekala yetmeyip devam ediyor; "elini vicdanına koyan insanların nasıl konuşacağı belliydi. Tys yazar hakları konusunda yeterli çaba göstermiyor. yabancı dillere çevrilesinden tutun da kitaplarımızın kaç bastığına kadar. kaba bir şaka olacak belki ama, Guatemala'da bir yazar on yıl hapse mahkum edildi diye telgraf çekmek değil sendikadan beklenen."
ardından bunları yayımlayıp hemen aziz nesin'e koşuyorlar bak hakkında neler diyorlar demek için. E maksat olay çıksın, sendika yıpransın... aziz nesin de 15 senedir çektikleri, fedakarlıkları, yıpranmışlıklarına rağmen, üstelik bazıları çok sevdiği, desteklediği yazarların böyle hırsızlıkla, sendika parası yemekle v.s. suçlamalarına müthiş kırılıyor. ahlaksızlar, namussuzlar, allah kahretsin diyor. madem böyle düşünüyorlardı gelsin sendikada söylesin, genel kurulda sorsun hesap, neden gazetelere böyle konuşuyorlar diyerek tepki gösteriyor.
sonra da başkanlıktan istifa ediyor, fakat kabul etmiyor kimse. bunun üzerine olağanüstü kurultay'a gidiyor. Ve kurultayda tüm bu eleştirileri yapın, hesap verelim, hesaplaşalım, kim istiyorsa alsın başkanlığı diyor. Gelmezseniz daha ağır şeyler söyleyeceğim diyor. Kurultayda da elini vicdanına koyarak eleştiren tomris uyara, sarhoşlukla elini vicdanı yerine başka bir yere koymuş olmalı diyerek bir konuşma yapıyor.
Bunun üzerine kızılca kıyamet kopuyor. Tomris uyar hemen 10 milyon lira maddi manevi tazminat davası açıyor. Gerekçe ise vicdanı yerine başka yere koymuş olmalı'dan kastettiği yer mahrem yeri olduğu, sarhoşlukla aşağılandığı ve kadınlık cinsiyetine hakaret ettiği. Trajikomik elbette ama böyle...
olay daha da büyüyor, birden feminist harekete dönüyor. cinsiyet, kadınlık gibi hiçbir şeyi ima ve ifade etmemesine rağmen kadınlara küfretti diye bir kampanya başlatılıyor. Bu kampanyaya imza atanları, destekleyenleri görseniz içiniz acır, Türkan saylan bile var...
Nihayetinde yargılama başlıyor. Tomris uyar 3 avukatla mahkemeye geliyor. Aziz nesin ise tek başına... Aziz nesin çok fazla ağır ceza mahkemelerinde yargılanmış fakat asliye hukuk davalarına hiç dahil olmamıştır. Nitekim savunmasının sonunda davanın reddini talep edeceğine, aklanmamı rica ederim diyor. Davada aziz nesin'in (bana göre) hakaret etmemiş olmasına rağmen, hakaret ettiğine hükmedilir. 10 milyon değil, 3 milyon lira, yasal faizler, avukat ve mahkeme masrafları olmak üzere toplam 5 milyon 667 bin 500 lira ödemek zorunda kalmıştır.
Çok daha uzun yazmam gerekirdi elbette, fakat kitabı alıp okumanızı istediğimden yazmayacağım.