kitap isimleri ve kapak tasarımları çekmiştir beni hep. (bkz: şükrü erbaş) da bu konuda başarılı. hem dış hem iç. (bkz: insanın acısını insan alır) adı bile yetiyor okumaya. Kitaptan alıntılar şöyledir ;
- "bu acıların barıştan başka panzehiri yok..." İçimizden mi dışımızdan mı yükseldiğini anlayamadığımız bir türkü, donmuş gövdemize oylum oylum ateşler düşürüyordu: "Beni ağlatma ki sen de gülesin / Hem murada hem maksuda eresin." Syf. 17
- "sevmeyi özledim biliyor musunuz? kayıtsız şartsız bir gülüşü. Olur olmaz yerde ağzıma bir öpücüğün konmasını. bir doğruya sevinmekten çok bir saçmalığa gülümseyebilen hoşgörüyü. 'nerde kaldın' ayazını değil, 'hoş geldin' iyiliğini. hiçbir şeyle yatışmayan yürek telaşını. kapı zilleriyle telefonlar arasında tükenmeyi. geceyi bir hayal hazinesine çeviren uykusuzluğu. bir gövdenin önünde diz çökmeyi. kendimi severek yürümeyi kalabalıkta. 'göğe bakma duraklarını' özledim. yağmuru kirpiklerden içmeyi. Yumruk kadar bir yüreğe dünyayı sığdırma hünerini. 'sana sevinç verdiğim sürece ben buradayım' zenginliğini özledim. otobüs terminallerinin ayrılıkla dönüş karışımı kokusunu özledim. otel odalarının insanı bir yaprak gibi incelten kederini. başka kentlere vuran rengini güneşin. başka sokakların telaşıyla çoğalmayı. dünyayı yudum yudum aşka çeviren yalnızlığı..." Syf. 19
- "Aynı fıkraya yüzüncü kez de anlatılsa aynı coşkuyla gülecek kadar yoksuldular. En büyük maceraları mahalle kahvesinde bir çay içmek, başkalarının yalnızlığıyla çoğalmak için bir komşu ziyaretiydi, iyice bunaldıklarında cesaret edebildikleri." Syf. 22
- "Kadın parmaklarını birbirine doladı çözdü, doladı çözdü.. Sevişmenin hemen ardından, insanın bütün damarlarını dolduran o bulantıya benzer pişmanlığa ne demeli peki, dedi. bıçak gibi gülümsedi başucundaki adam. bedenin doğası ile toplumun ahlakı arasında soluk almanın ete kemiğe bürünmüş zorluğuydu. içine günah karışmamış bir sevinç gösterebilir misin, dedi." Syf. 24
- " İnsan yaşama gücünü her zaman elde ettiklerinde bulmaz. bir düşü büyüten onun uzaklığı değil midir biraz da ? denize bütün yüreği ile bakan bir çocuk görmüştüm. masmavi bir göz kesilmişti. seyretmek yemedi ki sulara girdi ve bir daha çıkmadı. insan sevdiklerini kendi elleriyle bir uzaklığa yerleştirmeyi bilmeli, diyerek sustu, grubun bu en uzağında oturanı..." Syf. 25
-"belki küçücük bir mum, arada bir. geceye yenilmemek için mi, geceyi çoğaltmak için mi, kim bilir..." Syf.27
- "Sonra neden sevinçler değil de acılar gidip gidip geçmişten karşılık bulur kendine? Ve neden insan, ne kadar acı geçerse geçsin, çocukluğunu okşar durur yaşlandıkça?" Syf. 27
-"Ne var ki hiçbir gündüz geceden geçmeden sabaha çıkmıyordu." Syf 31
-"Şiir, insanın yaşama hakkını, bir iç çekiş kadar bile olsa hiçleyen bir gerçekliği, sözcüklerin bütün olanaklarını kullanarak parçalar, sonra da yaşamı onarma ve yüceltme temelinde yepyeni bir gerçeklik kurar. Bu gerçeklik içinde ölüm, elbette reddedilendir. öfke vardır acıyla, ama düşmanlık değil, sevgi ve barış bu gerçekliğin ışıklı harcıdır. ülkelerin sınırları ilgilendirmez şiiri. insanın ve halkların içdünyası, bireysel-toplumsal farklılıkları şiir ülkesinin sınırlarını oluşturur. bu yüzden şiirin atlası insanın atlasıdır ve bu atlas bütün bir yeryüzüdür. akılla duyar rahatsızlığını ama tepkisini duyguyla verir. aklı duyguya çeviren simyadır. ne kadar olgunlaşırsa olgunlaşsın, bir çocuk saflığıyla cesurdur. hiçbir halkı öne çıkarmadığından hiçbir halkı küçümsemez. sürekli bir çatışmayla var olan yatışmaz bir muhaliftir. kendi tahtını bile dağıtan bir tanrıdır, hiçbir tanrıya eğilmeyen. susar gibi göründüğü an, en kesin konuştuğu andır. herkesin düş gücüne göre çağrışımlar imler. bu yüzden akıl almaz bir hazinedir, eşiklerinden geçene. kendini ele verir gibi göründüğü yerde, incelikle geri çekilen bir büyük nazdır. kesinlik onun alanının dışındadır. ondan yola çıkılarak bir doğruya varılabilir ama onun doğru olmak gibi bir sorunu yoktur. duvarları ve çatıları camlardan oluşan bir özge yapıdır, her yanından bin güzellik şakıyan. başkalarının sözcükleriyle konuşur ama başkalarının söylediklerini söylemez.. sürekli bir yenilik olduğu için herkesin kanıksadığı bir eski gibi ortak bir tanımı yoktur. binlerce bağımsız parçadan oluşmuş bir kusursuz bütündür. durduğu yeri, hayata karşı tavrını, derdini ve istediklerini, söylediklerinden çok gizledikleriyle duyurur bize. en yüksek sesle konuştuğunda bile inceliği elden bırakmaz. aşkın, acının ve başkaldırının ilk ve en güzel sesi olmuştur her zaman. bu yüzden sevinçten çok hüzne yakışan bir yapısı vardır. en ağır umutsuzluğu söylerken bile gücünü yaşama sevincinden alır. insanlık ne kadar büyük bir yalnızlığı, yabancılaşmayı, sevgisizliği ve yıkımı yaşıyor olursa olsun, dünyanın herhangi bir yerinde şiir yazan birisi varsa ve onu okuyan bir başkası varsa, barıştan, aşktan, özgürlükten ve güzellikten umudu kesmeye yer yoktur. çünkü insanın ve ulusların en yalansız, en korkusuz ve en iyi oldukları bir-iki özel alandan ve olanaktan birisidir şiir. eğer beni tanısaydınız bütün bunları bilirdiniz. o şiir 'ben'im çünkü. sözcükler, söyleyene ve söylenişine göre öyle değişir ki... öyle olmasaydı dünya ne kadar dar ve düz olurdu değil mi?" Syf 34-35
-"Ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci, sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin..." Syf. 37
-"suyu sevmeyen insanın, rüzgârı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sıza çaresizliktir. yaşlı bir kadının hüznünü duymazsanız, bir genç kızın saçlarında çarpan kalbini nasıl göreceksiniz? evlere neden pencereler açıldığını düşündünüz mü hiç? dünya yokmuş gibi yaşamaktan büyük yoksulluk olur mu? güvenlik duygusu, kasım ayında bir top nergisle çalabileceğiniz bir kapınız olmasıdır; hesabını şaşırdığınız para, çelik kapılar, ömrünüzü değersiz bir nesneye dönüştüren eşyalarınız değil. Kendinize alınıp satılmaz bir armağan verin, gidin bir sabah çayırların türküsünü dinleyin. tarla kuşlarının şakımasını bilmezseniz, aşkınızı hangi kanatlı sözlerle gökyüzüne yazabilirsiniz? su içerken suyu düşündünüz mü hiç; yıldızlar gecenize ne katar; güneşle birlikte neler uyanır bir kentin varoşlarında? şarkıları bin yıldır ölümü ve ayrılığı söyleyen bir ülkede siz gerçekten özgür müsünüz? birbirinize bu kadar benzemek canınızı sıkmıyor mu? Gelin, hazır yağmurdan bir bahaneniz varken, duvarlarınızdan izin alın bir kerecik, ağaçlar, kuşlar, gün ışığı, rüzgâr ve toprağın o büyük şölenine bir sigara içimi olsun konuk olun. kim bilir, eşit ve özgür ilişki hakkında bir kıpırdanma olur aklınızda.." Syf.47