1. tarafından yönetilen, aslında 1992 yapımı olan ama 1993 yılı başında gösterime giren film, 'ın operasyonel ve stratejik olarak askeri zirvesinde olduğu ağustos 1942'de, afrika'da büyük başarı göstermiş olan ve hali hazırda italya'da dinlendirilen seçkin bir taburunun stalingrad cephesine sevk edilmesi ile başlar; anlatılan ise bu taburun madalya kazanmış -en iyinin iyisi- kahramanlarının zaman içerisinde nasıl olup da savaşmaktan, askerlikten, insanlıklarından sıkıldıkları, sıyrıldıkları, savaş ortamında kimlik ve benliklerinin her geçen gün artan bir biçimde nasıl aşındığı ve en sonunda onlardan geriye ne veya nelerin kal(ama)dığıdır. ne de bir gönderme olarak yorumlanabilecek ama kesinlikle varoluşsal bir anlatıma sahip -sonsuz hiçliğin tam ortasındaki- final sahnesi ise bence klasmanında sonsuza dek ilk 3'de kalacaktır.

    Filmin önemli karakterleri; (1) hayatına anlam katmaya ve kendini ispatlamaya çalışan, nden genç ve idealist bir teğmen olan, hans von witzland (2) kaba saba ve düz bir adam örneği olarak çavuş rohleder a.k.a. rollo (3) iş bitirici, fırlama ve kriminalistik onbaşı fritz reiser (4) çocuksu bir saflığa sahip bir alman genci olan er muller a.ka. g(e)g(e) (5) rütbesi sökülmüş sürgün bir yüzbaşı olan otto (6) gücün karanlık tarafında yer alan bir şeytan mı yoksa kusursuz bir asker mi olduğu şüpheli, ceza taburu ve askeri inzibat komutanı yüzbaşı Haller (7) gücün alacakaranlık tayfında yer alan, doğuştan asker yüzbaşı musk ve elbette ki (7) saf ve net slav güzelliği ile rus askeri irina.

    filmin ilk bölümünün başlarında askeri rahibin bir sabah vaazında "" üzerine yaptığı konuşma ise aslında, paganist veya okultist hatta ateist olarak bile nitelendirilebilecek nazi rejiminin, wehrmacht'ı kontrol etmek ve cepheye sürmek için hiç çekinmeden dini nasıl kullandığına dair çok açık bir örnek. anti semitik bavyeralı bir onbaşının hayalleri peşinde rus ve larının içine dalan ama asla kendilerinin dualarına cevap ver(e)meyecek bir yahudi tanrısına inanarak soğuktan donan dindar germen savaşçıları için ne diyebiliriz ki; kaldı ki zaten bilinçli olarak yaratılmış olamayacak kadar garip bir canlıdır.

    Stalingrad (1993) Main Theme by
    www.youtube.com/...

    bence, oldukça etkileyici müzikleri olan bu film, almanlara savaşın anlamsızlığını anlatmak için çekilen, 1930 abd yapımı ""tan sonra batı ve alman sineması tarafından, almanlara savaşın anlamsızlığını hatırlatmak için, çekilmiş en başarılı anti militarist yapım. ve diğer bir çok anti militarist yapımın aksine ilk anından son anına kadar az veya çok, açık veya gizli her sahnesine bu yönde mesajlar sindirilmiş.

    ceza taburuna sürgün ve ardından tank savaşı ile başlayan ikinci bölüm ise baştan sona neredeyse 1 saat boyunca 'in eşsiz eseri 'nin sanki sinemaya uyarlanmış hali; burada yaygın ölüm temasına, dikkati çeken bir şekilde, napolyon'un esasen prusyalı bir profesyonel çekirdekten oluşan sinin rusya seferinde aldığı tarihi hezimet ve kaçma ile geri çekilme arasında gidip gelen neredeyse tamamen yokoluşuna dair göndermeler de eşlik ediyor. böylelikle filmin her sahnesi ile alman izleyicisine iki tarihsel travma birden yaşatılmış oluyor, ki filmin etkisinin altında yatan ana neden bence bu.

    önemli diyaloglar kapsamında; otto ile musk arasındaki konuşma ise aslında nasıl olup da nazi rejiminin son anına kadar ayakta kalabildiğini çok net bir biçimde ortaya koyuyor; musk, otto ile konuşmasında "ben nazi değilim" dediğinde otto'nun cevabı şöyle; "hayır! siz daha kötüsünüz, siz rezil subaylar. kimlerin yönettiğini bilmenize rağmen onların yanı sıra gidenler."

    diğer bir etkileyici diyalog ise, tanksavar topunun çekilmesi gerektiğinde safça sorulan "atlar nerede?" sorusuna verilen "atlar biziz!" cevabı...

    sanırım hayatın içerisinde kendisini en zeki hatta çakal sananlarımız bile aslında en az gege kadar safız.
    #268793 you are no longer prisoner of fate | 3 yıl önce (  3 yıl önce)
    0film