Birkaç saat önce şehir içi otobüsüne binip eve geliyordum. arka koltuğa oturup öne eğik bir şekilde iki elimle yorgun yorgun yüzümü buruştururken önümde bana doğru oturan adamın avucu açık bir şekilde elini bana uzattığını gördüm. Adamın gözlerine bakıp bir şey demesini bekledim ama çıt yok. Yorgunluktan ses edecek halim olmadığı için konuşmak da istemiyorum. Neyse herif indirmiyor elini. Ben de aynı şekilde elimi uzattım ona. Sol elindeki yırtık gazete parçasını bırakıp cebinden çikolata çıkarıp elime koydu. Borçlu kalmamak için ben de cebimden para çıkarıp eline koydum, koyduğum gibi yere attı ve tekrar açtı elini. Daha büyük bir kağıt verdim, onu da attı. İçimden, "ne istiyor bu sevtiğimin kafası" diye düşünmeye başladım. Çikolata verdiğine göre öyle bir şeyler istiyor herhal diye düşündüm ama cepte tel, kart, anahtar ve su terazisi tüpü vardı sadece. Onları çıkarıp cepleri göstererek "bir şey yok" demek isterken uzanıp elimden su terazisi tüpü nü aldı, aldığı gibi cebine attı. "İyi ki tel ve kartı almadı" diye avuttum kendimi.
gece ve otobüste de az kişiyiz. Geriye yaslanıp tam gözlerimi kapatıyorken bu birden kahkaha atmaya başladı. (İlk defa ürktüm ondan) baktım elindeki gazete parçasına bakıp kahkaha atıyor. Sonra bana bakıp tekrar gazeteye bakıp kahkaha atıyor. Otobüste az kişi olduğu için sesi çok yüksek çıkıyor. adamın neye kahkaha attığını çözmeye çalışıyorum. Kişiler de bize dönüp bakıyor arada. Adam bana yanındaki koltuğu işaret ederek gel otur, bak şuna der gibi yaptı. Yerimden kımıldamadan elindeki gazeteyi aldım, cıbıldak bir manken resmi. İfadesiz bir yüzle tekrar verdim ona. Bakıp güldükten sonra bana bakıyor habire. Birkaç defa üst üste böyle yaptıktan sonra ben de gülmeye başladım. (Neden gülüyorum hiç fikrim yok ama içten gülüyorum) o gülüyor, ben gülüyorum. O gülüyor, ben gülüyorum.. Diğerlerine hafif göz ucuyla bakıyorum, onlar da sırıtıyor hafif. Durağıma varmıştım ve indim. Diyarbakır'ın delileriyle meşhur bir yer olduğunu söylemiş miydim?