düzen halinin ve düzenli olma baskısının beni çok gerdiğini fark ettim. iş hayatından ya da akademik ortamdan bahsetmiyorum. oralarda düzen tertip iyidir. günlük hayatımdan bahsediyorum. düzen beni geriyor.
geçen iki arkadaşla dışarıda buluştuk, sokağa çıkma yasakları başlayınca da onların evine geçelim dedik. davet ettiler ama önden bir dünya özür de dilediler, evleri dağınık diye. oysa bence bir evde huzur olduğunu gösteren şeylerden biri de evin dağınık olması, olabilmesi.
aşırı düzenli tertipli ev, bana ortalıkta ya bir temizlik hastasının ya da uzun süredir istediği gibi seks yapamamış mutsuz bir ev kadınının, daha büyük ihtimalle de her iki özelliği aynı bünyede toplamış bir kişinin var olduğu gerginliğini veriyor. ne kalkar bir bardak su alırım böyle evlerde, ne bir şey yemek isterim.
ama dağınık ev öyle midir, canını seveyim ben dağınık evlerin. bok götürsün ortalığı demiyorum; ama biraz tozlanmış kitaplık, koltuğun üstünde unutulmuş bir kıyafet ya da tezgahta bulaşık makinesine konmayı bekleyen kirli kadehleri görünce bir arkadaşımın evinde, valla billa mutluluk basıyor içime. ev dediğinde yaşanır yahu! ev dediğinde döker saçar insanlar istediği gibi. köşe başından gergin bir anne çıkıp da germez kimseyi, koltuğa domates sosu damladı diye.
dağınık ev, o evin içinde mutlu, rahat insanların yaşadığına dalalettir. mutlu insanların böyle meselelerden gerginlik çıkardığını hiç görmedim. mutsuz insanların ise mutsuzluğuyla yüzleşemediği için çalı çırpı* meselelerden gerginlik yaratıp sanki asıl derdi bunlarmış gibi etrafını da gerdiğine çok şahit oldum. dağınıklık üzerine yazayım derken, mutsuz insanlardan sakınmak için kullandığım bir işareti bıraktığımı fark ettim başlığa da. alıcısına şimdiden hayırlı olsun.