1995 yılında, dedemin bize bıraktığı bahçeli köy evi satılır ve üstüne akrabalardan markla borç alınarak şehre taşınılır. aradan yıllar geçince şehirden nefret edilir elbette. hele işlek bir caddenin ağzında, kağıttan duvarlarıyla eski bir evde oturuyorsanız...
tabi bu eziyete bir son vermek adına köydeki bahçeye ev yapma fikri bile düşünülür. en son dün gidip bahçede hesap kitap yaptık, şöyle olsa, böyle olsa diye. sonraki saatlerde köyden şehre neden taşındığımızı hatırladık tabi.
yanımızdaki bahçenin sahibi yıllar önce kardeşine verdiği senedi unutmuştur. kardeşi ise boş senedi atmamıştır. kendisi vefat edince eşine kalmış, o da çakallık yapıp icraya vermiş bunları. bahçeler de icrada satılmış. bu insanlar mağdur görünüyorlar değil mi? devamına gelelim. bu bahçenin alt tarafında bir bahçe daha var, bu adamın başka bir kardeşi satıyor bu bahçeyi yıllar önce. sonra 1-2 defa el değiştiriyor. en son alan kişiye denk geliyoruz biz de. bizim de komşumuzlar aynı zamanda.
hazır görmüşken tanışalım dedik. ondan sonra tartışmanın ortasına düşeceğimizden haberimiz yok tabi. meğerse bu bahçesi icra edilen kişi, yıllar önce kardeşinin arazisini işgal etmiş. nereden baksanız 30 limon ağacı var istila ettiği. şimdi gelmiş, bu bahçe sahiplerinden ağaç parası istiyor. geçen gün jandarmalık olmuşlar. gelip bu limonları toplamış. haydi diyelim ki sınırlar yanlış(kaldı ki anadolu'da köyleri gezin, sınırları düzgün olan bir yer yoktur. bir çok kişi tapu sınırlarından dolayı ihtilaflıdır). ancak bu şahsın bahçesi satıldı, tapusu da başkasına ait artık. yani resmiyette hak iddia edebileceği hiçbir şey yok.
bizim buralarda omuz direme derler. aslında hakkı olmadığı halde, karşı tarafı bezdirerek bir şeyler koparma peşindeler. oğlu geldi bir ara bu adamın. karakteri hakkında spoiler vermek için söylüyorum; mesleği dolmuş şoförü. bunların bir komşusu daha var, onlar da geldiler o sırada. onların arazilerine de girmişler. tapuları falan da kalmadığı halde nasıl atar gider yaptığını tahmin edemezsiniz. bizim bahçemize de bir sürü çer çöp atılmış. babam bunu da dile getirince terbiyesizliğin dibine vurdu. sonra babası geldi özür diledi tabi. ama bir kere daha olsa olay çıkmaması mümkün mü?
sonra bahçemizden de tiksindik, köyümüzden de tabi. evet, şehir hayatının olumsuzlukları var ama neden taşındığımızı hatırlattı bu olay bize. bazen haberlerde görürsünüz, arsa tartışması yüzünden cinayet işlendi diye. aslında bu olaylar sadece arsa meselesi değil. o dümbük babamın üstüne yürüyor. 65 yaşında emekli öğretmen benim babam. kimsenin bir gram hakkına girmemiş. babama zarar verse, ben onu tek parça bırakır mıyım? medeniyet nerede kaldı diye düşünüyorsanız, unutun gitsin. ne polis, ne jandarma ne de adalet sarayları bu insanların yapacaklarına engel olur.
köy yaşamını özlemek mi? babamın görevi sebebiyle torosların tepelerinde, köylerde büyüdüm. her anından zevk aldım o yaşantımın. kuzuları özlüyorum, iğde ağaçlarını, baharda yağan karı, yürüme mesafesindeki pınarları... ama köy yaşamını özlemek? galiba hayatımı betonların arasına gömmeye hazırım.