çeşitli yiyecekleri birleştirerek pişmiş bir aş ortaya çıkarmaktır.
yemek yapmak ayrı, lezzetli yemek yapmak ayrı mesele. bunda herkes hemfikirdir zannediyorum ki. şimdi kalkıp yeterince iyi bilmediğim bir konuda ileri geri konuşmak istemem ama lezzetten tamamen bağımsız olarak bazı yemeklerin yenilebilirliği yapan kişi tarafından o kadar düşürülüyor ki, üzerine ne kadar az düşünürsem o kadar mutlu oluyorum. bu mantıken, dışarıda yediğim yemeklerin çoğunda böyle olmalı ama onlara hoş olmayan yöntemlerle yemek yapan birinin evinde yediğim yemek kadar tepki göstermiyorum. nedenini bilmiyorum aslında, epey saçma.
yemeğin tadına karıştırılan kaşıkla bakmak, elleri yeterince sık yıkamamak ve yemek yaparken her şeyi elle mıncıklamak, ortamın pis olması, tencerenin tavanın tabağın yeterince temiz olmaması gibi birsürü şey sıralayabilirim bu konudaki hoşnutsuzluk kriterlerime. belki hiçbir yemeğin mutfağını bilmesem hayat daha kolay olur. dışarda yemek mevzusu da buna benziyor. misafirliğe gittiğim bi yerde de yapan kişiye güveniyorsam problem etmiyorum. küçük sayılabilecek bir yaşta bir keresinde artık yemek yemenin işkenceye dönüştüğü bir misafirlik yaşamıştım, hem de birkaç gün sürmüştü. olabildiğince yemek saatlerinde bahaneler üretip tanımadığım o yerde bulduğum bir fırından karnımı doyurmaya çalışıyordum. bir gün fırından aldığım simiti (muhtemelen günümün tek öğünüydü) yerken içerde simitlerin üzerinde dolanan kocaman bir böcekle göz göze geldik ve bana el salladı. o günden sonra paketsiz şeylere bulaşmadım. nerde sağlıksız paketli kek, çikolata falan var onları yemek niyetine tüketiyordum. etrafının sarılı olması inanılmaz güvende hissettiriyor beni. hala öyle, hala pek bilmediğim bi yerde yemek yemem gerekiyorsa kekstra yerim. kekstra yemek değil demeyin, öyle.