bu başlık kişiye özel bir başlıktır
-
bugünkü konuğum sayın @kendime notlar
"...ben cevabı vermektense, cevabın beni sarıp sarmalayıp soranın karşısına çıkabilmesini isterdim. böylelikle benim dilsel yetersizliklerime hapsolmazdık, “hakiki” cevabı da elde edebilirdik. ben, şu anda, özne, öznellik, kendilik, hayatın yönetimi, zamanın yönetimi gibi birkaç anahtar sözcükle okumalar yapmaya çalışıyorum. son 10 yıla bakınca diyebilirim ki hiçbir zaman insanlar, olaylar ve fikirler ilgimi çekmemiş. ilgimi çeken şeyler insanları harekete geçiren arzular, eylemlerini ve konuşmalarını mümkün kılan psikolojik veya toplumsal durumlar ve düşünmelerini mümkün kılan felsefi süreçler olmuş." dedi. onunla "şehirler ve tanışmak" hakkında konuştuk. o bana anlattı, bense onun anlattıklarını size anlatacağım şimdi.
yukarda kendime notlar'ın kim olduğu sorusuna verdiği yanıtı da göz önünde bulundurarak düşününce, kendimizi tanıtmanın ne kadar çetrefilli olabileceğini bir kez daha fark ediyorum. bunun sebebi bazen kendimizi tanıyacak farkındalığa erişmemiş olmamız olabilir, tek zorluksa bu değil. çünkü kendi anlatmaya çalıştıklarımızla anlatabildiklerimiz arasındaki uçurum bazen elimizde olmadan fazlasıyla genişliyor, bunun ise en çok karşımıza çıktığı anlardan biri kendimizi tanıtmak veya karşımızdakini tanımak oluyor. her ne kadar bunlar sözlerden çok eylemlerde anlaşılacak olsa da konuşmak, zamansal olarak hepsinden önce geliyor.
birini tanırken geçen zamanın, o sırada onunla "tanışıyor" olmanın farkındalığı, o kişiyi bilmeye başlamanın bizde uyandırdığı hisler ve ilgili tahminler bir yana, kendime notlar'ın tanımak için gereken -en ideal veya kesin değil ama- zamanın "bir mevsim" olduğunu belirtmesi burada ayrı bir şekilde belirtmek isteyeceğim kadar hoşuma gitti.
herhangi biriyle tanışmak sürecinin en büyük taşlarını belki de "dilsel yetersizliklerimizden sıyrılmak" adına eylemlerle koyuyoruz. herkesin kişiliğinde ve hareketlerinde yer eden "çelişki" de bize göz kırpıyor bu noktada. eğer siz de şu an şekillendiriyor olduğunuz sahneye çelişkiyi yerleştirebilirseniz göründüğü kadar sevimsiz bir kelime olmadığını fark edersiniz. kişileri anlatmanın zor olmasının en büyük sebeplerinden birisi de o.
çelişkiden bahsetmişken, konuşma sırasında sıklıkla farklı konular üzerine veya başka şekillerde başka şeyleri konuşmanın hoş olduğu konusunda sizin de bizimle hemfikir olduğunuzu umarak belirtmem gerekir ki bunun hoşumuza gitmesinin sebebinin de bir yerde, bir kişiyle ve tek bir kişi olarak sıkışmış olduğumuz hissini atlatmak olduğunu düşünüyorum. seçeneklerimizi birden çok tutma isteğinin bizi sürüklediği başka bir girdap gibi. bu bir sonraki konunun köprülerinden ilki çünkü bu düşüncenin şekillenmesine neden olan şey, kendime notlar'ın anlattığı üzere onism idi.
söz konusu farklılıkların, çelişkinin ve sıkışmış olmamak hissinin karşılığı bir kargaşa doğuruyor. kargaşa denildiğinde canlanansa birazdan gelecek olan kısmın köprülerinden bir diğeri. zira "öyle bir canlı türüyüz ki içinde yaşadığımız mekanı da evrilmeye zorluyoruz ve evrilmezse de biz evriyoruz. bunun da geldiği son nokta şu an itibari ile şehirler ve metropoller." yani kargaşa.
bu, durmadan devam eden evrimsel sürecin sonuçlarından biri yalnızca. her şey gibi "doğa" ve "doğal" tanımlarımız da değişti ve hayatlarımıza eklenen onlarca, yüzlerce yeni şey yaşamımızı derinden etkiledi. biz etkilendikçe çevremizi de ekledik ve bu böyle süregeldi. bu şekilde olması kimi zaman bir çeşit üstünlük mücadelesi gibi görünse de vurucu bir ihtimal herhangi bir "tarafın" üstünlüğünün mümkün olmadığından yana. geçmişten günümüze insanlık olarak kendi aklımızla ve emeğimizle üretip ortaya koyduğumuz bunca gelişim, doğanın ta kendisi olsa gerek.
takdir edersiniz ki buradaki evrim sadece mekanlar üzerinde değil toplumlar ve kişiler üzerinde de etkili. ihtiyaçlarımız ve isteklerimizin değişmiş olması bizleri bizden öncekilerden "farklı" bireyler olmaya itti. kimimizin kendi ömrü içerisinde bile etkilerini görmeyi başarabildiği bu tarz değişimleri, yaratmaya ve üstlenmeye devam edeceğiz.
işbu farklılığa, doğallığa ve yaşananlaraysa bir kutsiyet atfetmek veya tıpkı konunun başında belirttiğim gibi bir üstünlük savaşı olarak görüp savaşın saflarından birini desteklemekse mümkün -veya gerekli- görünmüyor buradan bakınca. yalnızca hepimizin deneyimlediği yaşantıya, farklı bir bakış açısı ortaya koymuş oluyoruz.
toparlayacak olursam, şehir merkezleri ve insanlığın geldiği nokta üzerinden başlayan bu konuşmanın sonu tekrar tanışmakla ilgili olan düşüncelerle devam etti.
yalnızca maddesel olarak değil birçok farklı anlamda da değişenlerden bahsettikçe ortaya çıkan "kargaşa",
bahsedilen değişimin insanlardaki ve insan ilişkilerindeki boyutunun sonlara doğru daha çok anlam kazanması ve insanlık olarak ortaya çıkardığımız bu dünya'nın doğal/değil diye ayrılmasının yarattığı "çelişki";
hepsinden de öte, zaten bunu ortaya çıkaranın "biz" olmasının "doğallığı" bahsedilen her şeyin birbiriyle ilintili olduğu düşüncesini bıraktı;
kargaşa, doğa, çelişki.