1. türkçeye "" adıyla çevrilmiş, 1985 yapımı filmi. bu da posteri.

    film, kieslowski'nin kişisel tarihi için belki de en önemli filmdir.

    1) kieslowski'nin politikayla direkt olarak alakalı son filmidir. bundan sonra kieslowski, daha çok tanındığı, insan ve ahlakla alakalı kavramlar üzerine filmler çekecektir.
    2) senarist ve film müzikleri yapan ile beraber çalıştığı ilk filmdir, bundan sonraki filmlerinde beraber çalışacaklardır.
    3) bu filmi, daha sonrasında çekeceği filmlerle benzerlikler taşır, dolayısıyla sonraki filmlerin habercisi olarak görülmüştür.

    Filmdaki politik atmosferi anlamak için biraz dönemin polonya'sı hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor. polonya'da 1981 aralık'ta komünist yönetim tarafından sıkıyönetim yasaları yürürlüğe kondu . buna karşılık ise, işçi haklarını korumak isteyen, komünist yönetimin daha yumuşak olmasını isteyen solidarnocs (dayanışma) hareketi şiddetlendi . sonucunda harekete katılan işçiler cezalar aldı.

    Film böyle bir dönemde, sıkıyönetim yasalarının devreye girmesinin hemen ardından, 1982 yılında geçiyor. kieslowski filmi oldukça zorlu bir dönemde çekmiştir. 1981'de çektiği adlı filmi komünist rejim karşıtı sahnelerden dolayı yıllarca gösterime girememiş ve en sonunda 1987'de 9 dakikası kesilerek gösterime girebilmişti.

    kieslowski ilk önce sıkıyönetim hakkında bir belgesel filmi yapmak istemiştir. ancak tünelin ucu güzel yerlere varmayınca, bir drama çekip, içine de politikayı güzelce yedirmiştir ve sonucunda bu film ortaya çıkmıştır. Kieslowski film hakkında şunları söylüyor:

    "film polonya'da çok kötü karşılandı. Korkunçtu. başka hiçbir filmimde bu filmim için olduğu kadar hoşnutsuzluk olmamıştı. iktidar tarafından çok kötü karşılandı, muhalefet tarafından çok kötü karşılandı, kilise tarafından çok kötü karşılandı. Yani polonya'daki üç güç tarafından..."

    filmin başrolünde 'de de başrol olarak oynamış oynamaktadır. Filmin konusu kısaca ilk spoiler'da, detaylıca tüm sahneler ikinci spolier'da olacak.



    -- spoiler --


    film, çevirmen bir kadının, avukat olan eşini kaybetmesi üzerine, onun acısıyla başa çıkmaya çalışmasını anlatıyor. bu süreçte, kocasının savunduğu politik suçluyu ise destekleyerek bir bakıma kocasının yarım bıraktığı işi tamamlamaya çalışıyor. yine klasik olarak ölüm, aşk, aldatma, ahlak, metafiziksel öğeler üzerine şeyler görüyoruz filmde. Ama arka planda yer alan ama aslında filmin asıl konusu olan politik eleştiri de filmde önemli yer tutuyor.


    -- spoiler --



    -- spoiler --


    "dört gün önce öldüm..."

    film, Antek'in artık bir hayalet olarak, uyuyan eşi Ula'yı ve çocuğunu seyrederken, ölümün nasıl bir şey olduğunu anlattığı monologla başlıyor. Ulla bir çevirmendir, orwell'in kitabını çevirmektedir, Antek ise avukattır ve ölmeden önce, grev başlattığı için yargılanan bir işçiyi (Darek) savunmaktadır.

    Filmin başındaki monologdan sonra, Antek bir daha hiç konuşmuyor ancak filmdeki çeşitli sahnelerde Ula'yı, çocuğunu ve müvekkilini izliyor. Bu dikizcilik bir yandan 'deki dikizciliği anımsatırken (kadın başrol oyuncusu aynı olunca, ister istemez.) diğer yandan 'da her filmde önemli anlarda beliren gizemli adamı anımsatıyor. okuduğum bir yorum, bu hayaletin dayanışma hareketi'ni temsil ettiğini, ve asla ölmeyip her yerden izlediğini söylüyor ama tabii bunlar sadece izleyici yorumu.

    Ula acıyla baş etmeye çalışmaktadır ancak bir yandan da kocasının hayaletinin varlığını hissetmektedir. kocasının eski eşyalarını karıştırırken, onun hayatıyla ilgili daha çok şey öğrenirken, kocasını hayattayken yeteri kadar sevmediğini ancak öldükten sonra sevmeye başladığını fark eder. Eşinin eşyalarının arasında, kafa kısmı kesilmiş çıplak kadın fotoğrafları bulur. Bu kadın Ula'nın ta kendisidir. evlenmeden önce, rehberlik yaparken, maddi yetersizlikler sebebiyle para karşılığı cinsel ilişkilere girmiştir. Ve Antek bunların hepsini bilmesine rağmen evlilikleri boyunca hiç bu konuyu açmamıştır. bunu fark edince ölmüş eşine karşı daha da mahcup hisseder Ula.

    diğer yandan, Antek'in müvekkilinin eşi Ula'dan dava dosyasını istemektedir, başka avukata vermek için. Ula ona eşinin bir zamanlar öğrencisi olduğu, yaşlı avukat Labrador'a gitmesini önerir.

    (bir detay: Avukatın ismi garip şekilde Labrador. Ve filmin ilk yarısında sürekli siyah esrarengiz bir köpek görürüz. Köpeğin cinsi Labrador mu, avukatla bir alakası var mı, filmin neden sadece ilk yarısında var, kieslowski'nin anlatmaya çalıştığı ne gibi sorulara cevap veremiyorum. Ancak eşinin kendisine bir şeyler söylemek istediğini bu köpeğin varlığı ve avukatlar listesinde Labrador'un yanına esrarengiz bir biçimde birisinin soru işareti koymasıyla derinden hisseder Ula.)

    Labrador son politik davasını 30 sene önce almıştır ve müvekkili idam edilmiştir. O tarihten bu yana basit davalar almaktadır. O yüzden davayı almaya pek gönüllü olmaz. Ancak komünist yönetimin 70 yaş için zorunlu emeklilik yasası çıkarttığını duyan yaşlı kurt, "zaten emekli edecekler, son davam olsun" mantığıyla alır davayı.

    Bir sahnede oğlu kendisine "yatakta babamla sizi çıplak gördüm, ne yapıyordunuz" diye sorar. Ufaktan 'ne giriyor gibi gelir ama orayı fazla kurcalamaz kieslowski.

    Bir sahnede Ula bir kafede otururken abd'li bir turist kendisini hayat kadını sanar ve 50 dolar teklif eder. Ula kabul eder ve bir cinsel birleşme vuku bulur. Cinsel birleşmenin ardından, yatakta çırılçıplak otururlarken, Ula ingilizce bilmesine rağmen lehçe kocasının ölümünden ve onu ne kadar sevdiğinden bahseder.

    Giderek ölmüş eşinin müvekkilinin eşiyle arkadaşça ilişki kuran Ula, ona, kocasını aldattığını ve kötü hissettiğini söyleyince, bir hipnoz seansına gidip hafızasını sildirme tavsiyesi alır. Hipnoz sırasında ise eşiyle iletişim kurar, yani eşini silemez hafızasından.

    Sonucunda, Antek'in de izlediği bir duruşma sonunda, müvekkil 2 sene ertelenmek üzere 18 aylık hapis cezası alır, ve bu başarı olarak görülür. Ancak mahkeme salonunda kimse mutlu değildir. Girdinin içinde pek bahsetmediğim nokta, işçiyi hapis cezasından kurtarmak çok zor olmuştur. Çünkü oldukça onurlu birisidir. Hapishanede bile eylemlerine devam etmiş, açlık grevi başlatmıştır. haliyle hem eşini hem de avukatları baya süründürmüştür. sanırım o kadar üzüntünün üstüne, kurtulunca bile kimse mutlu olmaz. hukuk ve adalet konusunda avukatların konuşmaları çok güzeldir. ben filmin politik yönüne fazla değinmedim, filmi izlerseniz hukuk ve adaletle ilgili güzel sahneleri de görmüş olursunuz.

    Acıyla daha fazla baş edemeyen Ula, çocuğunu babaannesine bırakır. Dişlerini fırçalar, siyah elbisesini giyer, telefonun kablosunu keser, kendi ağzını bantlar ve gazı açarak ölmeyi bekler. Biz de onunla birlikte gergin şekilde bekleriz. Sonucunda eşine kavuşur ve eşiyle el ele tutuşarak giderler.


    -- spoiler --


    girdide bazı yerler için kullandığım ve filmin politik yönüne daha çok değinen kaynak:
    openjournals.uwaterloo.ca/...


    #245896 ben buyum abi ya | 4 yıl önce (  4 yıl önce)
    1film