1. Önümüzdeki hafta 2 günlüğüne de olsa gerçekleştireceğim iş seyahatinden ötürü, güne enerjik ve mutlu bir şekilde başlamama vesile olmuş şehir, memleket. Gerçi artvin değil de, (bkz: ) desek daha doğru olur sanırım.

    Dünya insanı olma gayesiyle 40 yıldır bu yollarda düşe kalka yürüyen; hariç hiçbir grubun, cinsiyetin, dilin, dinin, ırkın bir diğerine üstün olmadığına inanan birisi olarak yine de artvin, diğerlerinden farklıdır benim için.

    Artvin, her şeyin başında Kazım'ı ve "Kazım gibi sevmek." deyimini kazandırmıştır bizlere. Haritada Türkiye'nin en sağında yer almasına rağmen, politik duruş olarak en solunda yer alan ve diyebileceğimiz yerlerin başında gelir Hopa.

    Yıllar boyunca kanserden çocuklarını, torunlarını, hayallerini kaybetmiş olmasına ve birileri tarafından 'eşkıya' olarak nitelendirilmelerine rağmen, hiçbir zaman toplumsal nezaketini bozmamıştır bu yörenin insanları.

    Çernobil faciası sonrası dönemde, bırakın bakan, bürokrat, yetkili birisi olmayı; duygusu olan herhangi bir canlı olarak bile nitelendiremeyeceğimiz meczupların, bu insanların karşılarına geçip, utanmadan, rezilce kikirdeyerek ve göstere göstere çay içerek "bakın, radyasyon olsa ben içer miyim?" gibi hatırladıkça sinirden titrememe yol açacak söylemde bulunan kişilere karşı bile efendiliğini / hanımefendiliğini bozmamıştır artvin. (bkz: )

    Artvin, devrimcidir. Yukarıda da belirttiğim gibi coğrafi olarak ülkenin en sağında yer almasına rağmen, duruş olarak en solundadır. Statükoya karşıdır, güçlünün karşısında durma gayesi ve ideolojisiyle yetiştirmiştir evlatlarını. O yüzden severler, tutarlar, desteklerler Trabzonspor'u. Özür dilerim; o yılların temiz Trabzonspor'unu. Şimdikini bizler bile sevmiyoruz, reddediyoruz.

    "Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki; statükoyu bile devirmişti."


    Neyse, son dönemler unutuyorum gerçekten. Dikkat eksikliği, geçmişte kafama aldığım darbeler (swh midir ne boksa artık), bok püsür derken gerçekten artık başladığım bir şeyin sonunu getirmekte zorlanıyorum. Yine unuttum ne diyeceğimi ama bu hayatta unutamayacağım yegane şeylerin başında; önüme ışık tutan, hayat istikametime anlam veren, yön veren, cesaret veren Kazım' ı ve onu insanlığa hediye eden Artvin gelir.

    "Bütün dünyanın, bütün toprakları hepimizindir. Bütün şarkılar, dünyadaki tüm insanlarındır. Tüm topraklar da memleketimizdir."

    " Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."

    Teşekkürler dünya, teşekkürler Artvin. Görüşmek üzere kazım ağabey, haftaya yanındayım.

    Kazım gibi sevdik, kazım gibi seveceğiz.

    #zugasiberepe
    #241020 becoolnotfool | 4 yıl önce (  4 yıl önce)
    0şehir