1. sözlerime nereden başlayayım bilmiyorum. tarım dediğimiz şey tüm insanoğlunun en temel ihtiyacını karşılayan uğraş aslında. bir insanın en temel ihtiyacı gıda ve sudur. bundan daha temel bir ihtiyaç yok. aynı zamanda bu ihtiyaç bütün yaşamı boyunca gerekli. tarım bu ihtiyacı karşılıyor. ancak tüm dünya tarım faaliyetleri yüzünden aç ve susuz kalacak.

    peki nasıl aç ve susuz kalacağız derseniz bir çok etken birleşiyor. öncelikle tarımsal faaliyetin en önemli ihtiyacı su. ancak suyu kullanma konusunda o kadar kötü durumdayız ki. sadece ülkemiz açısından değil, neredeyse dünyanın her yerindeki tarım uygulamaları artık dünyayı yıkma noktasına geldi. suyu sadece çok kullanmaktan bahsetmiyorum, suyu kirletmekten de bahsediyorum. dünyamızın oksijenini sağlayan en temel kaynak, bilinenin aksine ormanlar değil deniz bitkileri ve planktonlardır. oran olarak söylersek, oksijenin %70'i denizlerden gelir. özellikle tarımsal faaliyet esnasında kullanılan zirai ilaçların en büyük yan etkisi toprağa, oradan da yer altı sularına karışmaktadır. bu suların büyük miktarı da denizlere ve göllere ulaşır. bu ilaçlar ise özellikle planktonlara zarar vererek oksijen kaynaklarını azaltmaktadır. aynı zamanda denizlerdeki oksijen kaynağı olan bu canlıların azalması, suyun kendi içerisindeki ekosistemi bozmaktadır. bununla beraber aynı kirli sular tekrar tarımsal faaliyette kullanılır.

    küçük bir örnekle açıklayacak olursam, ısparta'nın eğirdir ilçesinde bir çok köy elma ve kiraz gibi ürünler yetiştirir. bunlar için yılda ortalama 14-16 kere zirai ilaçlama yapılır. 20 yıl önce bu köyün hem sulama hem de içecek su ihtiyacını karşılayan pınardan bugün su içilememektedir çünkü zehirlidir. benden size tavsiye, başta elma olmak üzere yediğiniz bir çok meyvenin kabuğunu iyice soyun çünkü ilaçların kalıntılarının en çok olduğu yer kabuklarıdır. aynı zamanda bilinenin aksine kabuklar vitamin deposu falan değildir. insanın sindiremediği selüloz lifleri en çok kabukta olduğundan dolayı da aslında vücudunuza yararlı çok fazla besin içermediği gibi midenizi de yoracaktır.

    her neyse tarımsal faaliyete geri dönelim. ne dedik suyu ve toprağı kirletiyoruz. efendim mersin'in bozön köyüne dönelim şimdi. yıllardır ot ilacıyla mücadele içerisindeyim. çevremdeki kimseye durumu anlatamadım. 20 sene önce bahçelerimiz kekik kokardı efendim, şimdi kekik görünce seviniyoruz. suları en çok kirleten şeylerden birisi de bu. ancak insanlar bırakın ota ilaç atmayı, tarlayı ilk sürdüğünde bile ot bitmesin diye zehir atarlar. adama soruyorum: peki senin bitkiyi öldürsün diye attığın bu ilaç, kendi diktiğin bitkiye zarar vermeyecek mi? buna cevap yok. her şeye verilen cevap, bu iş anca böyle olur, herkes böyle yapıyor şeklinde. insanoğlu sanki binlerce yıldır zehir kullanıyormuş gibi...

    peki neden bu kadar ilaca yöneldik? hastalıklarla en kolay yöntem aslında ilaçlama. aslına bakılırsa bugün hastalıklarla mücadelede yeni yöntemler var. mesela bazı zararlılarla beslenen böcekleri belli oranda bahçeye salmak gibi ekolojik çözümler var. bunun haricinde belli enzimlerin kurutularak suyla temas ettiğinde aktif hale getirilmesi gibi yöntemler de mevcut. ancak bunlar büyük oranda organizasyon istiyor. diyelim ki siz bunları yaptınız ama etrafınızdaki çiftçilerin hepsi kimyasal ilaca devam etti. işte bu sizin yaptığınız bütün ekolojik işlemleri boşa çıkartıyor. bu bizim en önemli verimiz aslında: tarımsal faaliyette temel problem yönetim sorunu! çiftçileri yönlendiren, örgütleyen yapılar ve kurumlar ya çok az, varsa da işlevselliği kaybettirilmiş durumda.

    gelelim hastalıkların sebebine. şöyle bir düşünün, insanoğlunun en azından tarımsal geçmişi yaklaşık on bin yıl. hadi beş bin olsun fark etmez. bu tarımsal faaliyet içerisinde kimyasal ilacın tarihi 100 yıl, belki biraz daha fazla. ama çiftçiye soracak olursan ilaçtan başka çözüm yok. peki insanoğlu eskiden bok mu yiyordu afedersiniz! işte çiftçiyi eğitmeyen sistemde hatalı. bu sadece bize özel sanıyorsanız yanılıyorsunuz. başta fransa ve amerika olmak üzere bir çok yerde aynı durum yaşanıyor. tabi suçun tek tarafı devletler değil, şirketler de bu ilaçları satarken en büyük suçlu. suçlu diyorum çünkü bir çoğu yıllarca bunların zararları gizledi, devlet adamlarına rüşvet verdi ve piyasada yalanlarla satılmasını sağladı. neyse hastalıklar neden oluyor derseniz, her canlının hasta olmasında en temel sebep bağışıklık sisteminin güçsüz kalmasıyla başlar. bunun tarımda en temel sebebi ise kimyasal gübreler!

    kimyasal gübrelerin etkisi üzerine tabi bir çok araştırma var. zararsız diyenleri de bulacaksınız elbet ama bu gübrelerin en temel etkisini atlayarak cevap veriyorlar. kimyasal gübre ile beslenen her bitki bağışıklık sistemi gelişmeden büyüyor. kısacası hasta olduğunda onu kurtaracak bir hücresel sistemi yok. hastalıkların elbette bir çok sebebi var ancak bağışıklık sistemleri güçlü olsalar bu kadar hastalık olmayacak aslında. burada tarım yapılan araziden tutun, çevredeki kuşlara kadar etkili. mesela kara tavuk denilen kuş o kadar azaldı ki buralarda, insanların en çok mücadele ettikleri şeylerden birisi sümüklü böcek şu anda. başta da söylediğim gibi, tarımsal faaliyetin sorunları bir tane değil. doğayla beraber hareket ettiğiniz, yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca etmenin olduğu bir alan. atıyorum maliyede bir yasa tasarısıyla bir çok şey çözülür ama tarımda öyle değil. yaptığınız her şey koskoca dünyayı ve milyarlarca insanı, trilyonlarca canlıyı etkiliyor.

    bu uygulamalar da böyle devam ederse 10 yıl sonra bok yiyeceğiz efendim. lafım size ağır gelmiş olabilir ama maalesef bir alegori yapmadım. böyle giderse gerçekten insanlar açlıktan bok yiyecek. şu anda su krizleri başladı. aslında çok eskiden başladı bu krizler ama insanların gözüne batması son bir kaç yılda oldu. sovyetler aral gölü'nü kuruttuğunda suçu sosyalizme attılar ancak kapitalizmde farklı bir halt yemedi gördüğünüz gibi. bugün bizim de bir çok gölümüz kurumak üzere. kalanı da giderek zehirleniyor. bunlarla yapacağınız tarımsal faaliyetler ise şu anki insan nüfusunu besleyemeyecek gözüküyor.

    peki çözüm var mı derseniz, elbette teorikte çözüm görünüyor ancak pratikte çözüm ne kadar mümkün bilmiyorum. başta tarımsal faaliyetin kar hırsına büründürüldüğü bu zamanda, insanları doğaya zararsız bir faaliyete kanalize etmek ne kadar kolay bilmiyorum. gerçi şunu söylemek lazım, kar hırsı diyoruz ama hem ülkemizde hem de dünyada çiftçiler dünyanın en temel ihtiyacını karşılamasına rağmen iyi ücretler kazanmıyor. hollanda çok değişik uygulamalar sebebiyle iyi tarımsal geliri olan ülkelerden. amerika'da tarımsal faaliyet neredeyse köy büyüklüğünde tekil arazilerle yapıldığı için buna sahip aileler veya şirketlerde genel olarak iyi kazançlar elde ediyor. ancak bunun haricinde bir çok ülkede fakirler. ülkemizi anlatmaya gerek duymuyorum. elbette iyi kazananlar var ancak çok büyük bir kısmı fakirlik içerisinde. sadece bizde böyle sanıyorsanız yanılırsınız. 2010 yılında güney kore'de yapılan g20 zirvesini protesto eden bir çiftçi herkesin gözü önünde bıçağı kalbine saplamıştı. ya da avrupa'dan örnek vereyim, 2011 yılında evimde bir dönem misafir ettiğim bir çek arkadaş kendisinin ve diğer çiftçilerin fakirliklerin, anlattığında ağzım açık kalmıştı. bunları anlatıyorum çünkü dünyadaki çiftçilerin büyük bir çoğunluğu üretim şekillerini değiştirebilecek imkanlara sahip değiller. evet, dünyayı kurtarmak için mantıklı üretim planları var, teoride dünya kurtarılabilir. pratiğe gelince bunu nasıl değiştireceğiz sorusu ortaya çıkıyor. işin kötü tarafı çevre kirliliğinin en temel sebeplerinden birisinin bu olduğunun farkında değiller. gerçekten benzinli arabaları, nükleer santralleri falan boş verin. yel değirmenleriyle savaşmayı bırakın, gözünüzü açın. bugün dünyayı yok eden şey tarımsal faaliyetlerimiz. zaten yıllardır sağlıksız beslenmemize değinmek dahi istemiyorum. insanlığı yok edeceğimiz gibi dünyayı da bu şekilde yok etmenin eşiğindeyiz.
    #237520 marophat | 4 yıl önce
    7genel terim