1. eski kız arkadaşım dünya tarihi üzerine yüksek lisans yapıyordu. tinder'ın çin versiyonu olan tantan adlı bir uygulama üzerinde tanışmıştık. ilk mesajında "atatürk ve laiklik" ile ilgili bir şeyler yazınca etkilenmiştim. her şeyden önce ismimden türk olduğumu anlamıştı. ve üstüne laiklik konusunda konuşma açmıştı. günlerce mesajlaştık. ıssız adam'ı izlemişti ve bana türk erkeklerinin hepsinin alper gibi olup olmadığını, sordu. ben ise izlememiştim ama emindim ki alper benim kötü bir kopyamdı. hala da izlemedim filmi.

    masumiyet müzesi'ni okumuştu, oradaki karakterlerin isimlerini, füsun'u ve kemal'i, kendi dillerinde uygun ses olmadığı için, fonetik olarak en yakın şekliyle yazması çok komik gelmişti. masumiyet müzesi'ni ziyaret etmek istiyordu. ben ise hayatım boyunca bir yerleri gezen bir insan olmamıştım. cidden bir yerleri turistik olarak ziyaret eden insanların ne zevk aldıklarını anlamaktan çok uzağım. azılı bir introvert olmak bunu gerektirir. okul, çin seddi'ne geziye götürdüğünde bile "kim çıkacak şimdi 12318638217 merdiveni" diye düşünmüş, aşağıda sigara içerek arkadaşları beklemiştim. onlar da sağ olsunlar zirveye çıkınca vandalizm örneği sergileyerek benim de ismimi yazmışlar. sonra aileme "bakın çin seddi'ne gittim" diyerek o fotoğrafı gönderdim ve mutlu oldular. ondan sonraki tüm gezilerde de arkadaşlarıma "siz gidin, fotoğraf çekip bana gösterin" dedim. diğer insanlara zevk veren çoğu şey bana çok yorucu geliyor. seyahat etmek, bir yerleri görmek de bunlardan biri. kaldı ki, tüm insanları genellemek yanlış ama, bazı insanların sırf fotoğraf çekip, başkalarına mutluluklarını gösterebilmek için gezdiklerini düşünüyordum. amacı cidden gezmek olanları ise anlamasam da anlayışla karşılıyorum.

    neyse, günlerce mesajlaştıktan sonra, ben duygularımın derinleştiğini hissedince, oyunu kaybediyormuş gibi hissedip, o'nu hem wechat'ten hem de tantan'dan sildim. çok komik değil mi, halbuki görmemiştim bile gerçek hayatta. sonradan pişman oldum. hemen tantan'dan yeni bir hesap açıp tekrar eşleşmeyi denedim. bazen fotoğraflarına bile bakmadan karşıma çıkanları sağa attım. okuduğu okulu biliyordum, 3 km mesafe içinde olmalıydı. ama günlük 500 beğenme hakkı vardı. bu şekilde günlerce denedim. bulamadım.

    sonra başka bir türk arkadaşım tinder'da eşleşmiş kendisiyle. benim hakkımda konuşmuşlar biraz, o vesileyle tekrar ekledim. tekrar konuşmaya başladık. o sırada bir dönemliğine değişim öğrencisi olarak fransa'ya gitti. haliyle gezebildiği kadar gezdi. türkiye'ye gitti, türkiye'den bir arkadaş ayarladım kendisine rehberlik etmesi için. masumiyet müzesi'ni ziyaret etti, kapadokya'da balona filan binmiş.

    Çin'e bir dönem sonra dönünce, Tanıştıktan aylar sonra, ilk kez buluştuk. bana afyon savaşları'nı anlattı. çin tarihi hakkında konuştuk. yıllardır pekin'de olmama rağmen summer palace'a hiç gitmemiştim. o ise birkaç sefer gitmişti, bir kez daha gitmek istedi. gittik. çok sıkılmıştım ama çok eğlenmiş gibi yaptım. sonra sahte davrandığım için kendimi çok kötü hissettim. tarih konusunda konuşurken çok eğleniyordum ama iş tarihi yerleri görmeye gelince çok sıkılıyordum. "çok okuyan değil çok gezen bilir" sözündeki okuyan taraf olmak daha çok ilgimi çekiyordu hep, daha çok bilmekse umrumda değildi. dediğim gibi intovertim, beni yormayan sosyalleşme, sevdiğim birisiyle sessiz sessiz oturmak. sessiz sessiz derken, beni istemeden konuşmak zorunda bırakmayacak bir sessizlik. yoksa o konuşsun, ben dinleyeyim.

    sonradan bir ilişkiye başladık, kısa sürede ayrıldık. tanışmamızın üstünden 357 gün geçtikten sonra "hadi bir deneyelim" demiştik ama tutmadı. zaten ilişki fikri baştan yanlıştı, hayat enerjisi bakımından çok ters kutuplardaydık. sürekli bir yerleri gezmek isteyen bir insanla ömür geçmezdi bana göre, ama birkaç mutlu an mümkündü. sonrasında konuşmayı sürdürdük. okuldan mezun oldu, bir bankadan iyi sayılabilecek bir iş teklifi aldı. ama daha düşük bir maaş karşılığında bir müzede çalışmayı tercih etti, kendisini daha mutlu edeceği için. bana ise bir müzede kalma fikri çok sıkıcı geldi, neden öyle geldi bilmiyorum. ama cidden, tüm ömrünü müzede geçirme fikri ürküttü beni.

    bunların hepsi sol frame'de hamam böceği başlığını görüp de ilk girdideki böcek yemeyle ilgili yazıyı okuyunca aklıma geldi. çünkü kendi rızamla birkaç kez gezdiğim bir yer de vardı: wangfujing. burada böcek satan turistik bir alan (böcek fobiniz varsa linke tıklamayın) bulunur. arkadaşlarım yediler böcekleri ve bacaklarının patates kızartmasına benzediğini söylediler ama tabii ben cesaret edemedim. normalde fotoğraf çekmek yasaktır ama insanlar gizlice çekerler. bir gün pekin'e giderseniz, onca turistik yerin arasında wangfujing'i görmenizi tavsiye ederim. böcek sokağı'nın dışnda çok güzel kitapçılar bulunur ve ingilizce kitaplar da almanız mümkündür. hatta bir kitapçı alışveriş merkezi şeklinde birçok kata sahiptir. ben çavdar tarlasında çocuklar'ın ingilizcesini oralardan almış ve okumuştum. kitap almasam bile kitapçıları boş boş gezmek hoşuma giderdi. bunun dışında alışveriş merkezleri, sokak satıcıları ve restorantlar da bulunur. ama ilgimi çekmediği için gezmedim oraları. yalnız, turistik yerleri gezerken aklınızda bulunması gereken bir husus: bu tarz yerlerde manken gibi kadınlar olur ve özellikle bir erkek grubuysanız sizleri bir yerlere bir şeyler içmeye davet ederler. gittiğiniz yerde ise çaya dahi 500-1000 yuan fiyat kitlerler. sıklıkla rastlanan bir "yasal dolandırıcılık" yöntemidir.

    öyle işte, bir kelime bazen bütün anıları döküyor.

    Edit: imla ve kelime seçimleri.

    #234116 ben buyum abi ya | 4 yıl önce (  4 yıl önce)
    0anket