bu başlık kişiye özel bir başlıktır
-
şinto japon'ların milli dini diye geçer, dinden çok bir inanç-tören sitemidir.
şintonun özünde, her şeyin eldeğmemiş haliyle yeterince güzel olduğu fikri yatar. insan doğayı sanatına malzeme edebilir ancak sanatçının görevi güzelliği eklemek değil, mümkün olan en az müdahale ile ortaya çıkartmaktır. Japon imparatoriçesi saçını boyamaz örneğin. İngiltere kraliçe'sinin kilisenin başı olması gibi , o da şinto dininin en yüksek otoritesinin eşidir. güzelleşmek için "boyamak" gibi abartılı eylemlerde bulunması yakışık almaz. güzelliğin ortaya çıkması için keser, toplar. bir çiçeğin kendisine dokunmadan, çevresini temizlemek gibi...
şu aşağıdaki resimde sudi kralı ile japon imparatorunun görüşmesinden bir kare var. birinin abartısına, diğerinin sadeliğine, makamının ne kadar "az" ile insanı çağırdığına, kalitesine bakın. çok şey anlatmıyor mu ?
static.gulfnews.com/...
dinlerinden gelen minimalizm, az ile yaşama, hem de iyi ve uzun yaşama, durunun estetiği uzakdoğu kültüründen aman aman hoşlanmayan şahsımı bile bir yerlerden çeker. doğada enerji ekonomisi vardır, abartıya yer yoktur. kurtlar bilir.
bu haftayı minimalizme ayırdım. yedi gündür eşya topluyorum, paketliyorum, bağışlıyorum, veriyorum, atıyorum. mutfaktaki üst üste ambalajlardan, naylon torbalardan ne işe yaradığı bilinmez biblolara, giysilerime kadar. bir yıldır giymediğim, kullamadığım ne varsa evden çıkardım. eski dergiler, özel baskı olmayan kitaplar dahil. kütüphane tutmak ile ilgili daha geniş bir tartışmayı başka bir giride yapmak üzere.
hani hep tatili özleyenler, dünsya turu hayalleri kuranlar var ya, yıllar önce blogcunun biri yazmıştı, "onların asıl derdi azalmak, hafiflemek. evi eşyalarını, sosyal ağlarından kurtulmak" diye. bu atma gönderme faslının ardından ev hafifledi. sağa sola baktığımda "şey"ler görmüyorum artık. gözümün önü dolu değil. duvardaki resimlere kadar açık. son iki günü halı yıkamasına kadar temizliğe ayırdım. evin içine bakmak manzara seyretmek gibi oldu.