amerika'da 60'lı yıllar boyunca gerçekleşen özgürleşme hareketlerinde önemli rol üstlenen, frankurt okulu'nun önemli temsilcisi, sadece amerika'da değil tüm dünyada da tanınan, 60 yaşında life magazine dergisine kapak olan, hatta playboy dergisi tarafından röportaj teklifi alan* yaşadığı dönemde epey sansasyonel olmuş alman filozof.
marcuse gerçekten çok yönlü, düşünceleriyle yapıp ettikleriyle ele avuca sığmayan ve fikirleriyle şucu bucu diye sınıflandırılmakta epey zorlanılan bir filozof. çalışmalarında felsefe-psikoloji- siyaset -sosyoloji bilimlerini bir potada buluşturmaya gayret etmiş.
farklı disiplinlerin bilgisini kullanarak yazdığı, yazarın önemli tek boyutlu insan isimli kitabı ve yayınlanan makalelerinde kapitalizmin gündelik hayatı günden güne nasıl teknolojik hale getirdiğini, bu durumun bilgi- deneyim arasında nasıl bir kopuşa götürdüğünü analiz etmeye çalışır. bu konuya dair şu pasajı çarpıcıdır:
"otomobiliyle uzak bir yere seyahat eden bir kişi hangi yolu izleyeceğine karayolları haritasına bakarak karar verir. şehirler, göller ve dağlar sadece yanından geçilip gidilecek engeller olarak görünmektedir. dağlara, bayırlara şeklini veren ve organize eden ise otoyoldur. bir sürü tabela ve afişler seyahat eden kişiye ne yapması ve ne düşünmesi gerektiğini söylerler; hatta dikkatini doğal güzelliklere ve belli başlı tarihi zenginliklere çekmeye çalışırlar. başkaları zaten onun yerine düşünmüşlerdir; hatta belki de daha da iyi düşünmüşlerdir. en geniş ve en şaşırtıcı, hayranlık verici manzaraya sahip olan noktalarda güvenli park alanları inşa edilmiştir. devasa ilan panoları ona ne zaman duracağını ve en dinlendirici molayı nerede vereceğini söylemektedir. ve bütün bunlar aslında onun iyiliği, güvenliği ve rahatı içindir; istediğini almaktadır. iş, teknik, insani ihtiyaçlar ve doğa hepsi bir arada tek bir rasyonel ve uygun mekanizma içinde kaynaştırılmıştır. tüm bunların neticesinde kendisi yerine düşünüp, onun menfaatlerine en iyi hizmet edene karşılığını, yönlerini takip ederek en iyi şekilde ödeyecektir."
bu metinde tüm kolaylıkların yanında teknolojinin kendisinin insan hayatına yeni bir düzenleme getirdiğini ifade ediliyor. hayatımızı kolaylaştırdığını düşündüğümüz yönlendirme tabelaları diğer yandan yollar, teknolojik aletler, nerede ne yapabileceğimizi söyleyen panolar aslında bizim nasıl düşünmemiz gerektiğini de belirliyor, diyor. ona göre teknolojinin bu kadar hayatımızın her alanına sinmesi ise kendi içimize dönmemizi engelleyebiliyor.
çok sevdiğim before sunset filminde celine'in küçükken gittiği varşova'daki anılarını anlattığı bu konuyu güzel tasvirleyen bir sahne vardı. dünyanın bir yarısında kapitalizmin yaşanırken kominizmin esintilerinin olduğu varşova'ya giden celine şehrin çok gri ve kasvetli olduğunu, hiçbir yerde reklam panolarının olmadığını, televizyonun bile bilmediği bir dilde yayın yaptığını anlatıyor ve ancak birkaç hafta sonra bu durumun zihnini berraklaştırdığını ve daha önce hiç düşünmediği fikirler üzerinde odaklanmasını sağladığını ve günlüğüne o dönemde daha çok yazdığını söylüyordu.
tam da bu nedenle marcuse; hayatımızı kolaylaştırdığı ve bize zaman kazandırdığı iddiasıyla kullandığımız tüm bu 'şey'lerin diğer yandan kendimizden uzaklaşmamıza, düşüncemizin/eylemimizin standartlaşmasına neden olduğunu, farklılıkları ortadan kaldıran bir sistem yarattığını söylüyor.
marcuse bu nedenle bu sistemde yaşayan insanların tek boyutlu insan olduğunu, yaşadığımız toplumun da tek boyutlu bir toplum olduğunu iddia ediyor. marcuse'nin yazdığı dönemi de dikkate alırsak(1964 yılı) tek boyutlu insan kitabında geçen tekno-kapital toplum tasarımının epey karamsar olduğunu söylemek gerek. çünkü o dönemde tüm bilgi ve teknolojik gelişmeler devlet kurumları tarafından kontrol edilip baskı ve denetim altında tutuluyordu. teknolojinin panoptikon denetim modellerinin yaygın olduğu yıllar. bu nedenle olumsuz bir anlam ithaf etmesi sürpriz değil. sosyal medyanın yaygınlaştığı, sosyal mecraların yeni kamusal alanlar olduğu yılları görseydi farklı yorumlardı. gerçi sosyal medyanın ve dolayısıyla algoritmaların insanları kutuplaştırdığı, yankı odası diye tanımlanan, sosyal medyanın sadece kendine benzer düşüncelerle karşılaştırdığını ifade eden tartışmalar var ama bu farklı bir tartışmanın konusu, o yüzden detaya girmeyeceğim.
ancak marcuse'nin düşünceleri; insanların gündelik hayatına sirayet eden küçük adımların bile teknolojik rasyonaliteyle sürekli olarak denetlediğini, iradesinin büyük ölçüde belirlediğini ya da engellediğini, yolda rast geldiğimiz tabelaların bile büyük bir sistemin kurulması için atılan küçük bir adımın olduğunu söylemesi açısından çok değerli.