sosyolog richard sennet'in yeni kapitalizmin kültürü isimli kitabında kapitalizm ve sonrası dönemi anlattığı "kendi kendini tüketen tutku" isimli bir kavramı var.
kendi kendini tüketen tutku, ilk okuyuşta edebi bir ifade gibi duruyor. ki öyle de zaten. ama sosyoloji edebiyatla çok ilişkili. önce edebiyat oluşuyor, eserler yazılıyor, sanat icra ediliyor sonra sosyolojik kavramlar/argümanlar oluşturuluyor. tabii sıra her zaman böyle doğrusal değil, birbiriyle iç içe. demek istediğim edebi metinler sayısal ve sözel tüm bilimler için çok önemli. bazı edebi eserlerden sosyolojik argümanlar çıkması bu nedenle şaşırtıcı değil.
19. yüzyıl yazarı honore de balzac'ın karakterlerini bi hatırlayın hepsi manyaklık derecesinde bir tutkuludur. neye tutku duyulduğunun pek bir önemi yok gibidir. asıl olan tutkudur. önemli olan duyguları iliklerine kadar yoğun yaşamaktır. balzac da öyle biri gerçekten. romanlarında yazdıkları gibi hissediyor, yaşıyor. hatta kendi de bu durumdan şikayetçi olacak ki roman yazarak hayatını sürdürmesine rağmen "kadınlardan uzak durun" gibi şeyler söylemiş. ama kendi uzak duramıyor. tüm hayat libidosunu kadınlara ve yazmaya aktarmaya devam ediyor. balzac'ın aşk yaşadığı evli bir kadına gönderdiği mektuplarını okumuştum yıllar evvel. mektubu okurken "baba bi sakin ol ya ne yaptın" diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. bugünün modern kadını sevgilisinden öyle bir mesaj/mail alsa saplantılı bu diyerek topuklayarak kaçması muhtemel. gördüğüm kadarıyla bu dönem gençleri tarafından da okunan bir yazar değil artık. klasiklerin tozlu raflarında yerine aldı.
işte sosyolojide sennet'in modern insanın metalara olan tutkusunu, postkapitalizmin insan hayatına etkilerini, içindeki boşluğu doldurmak için oradan oraya savrulmasını tasvirlediği "kendi kendini tüketen tutku" kavramı balzac'ın romanlarına dayanıyor.
kısaca sennet diyor ki insanın özü pek değişmedi ama bugün o boşluğu yeni iletişim teknolojileri, reklamlar, imaj vs. kullanılarak metalar aldı.
21. yüzyıl sosyoloji teorilerinin 19. yüzyılda yaşamış birinin metinlerine dayanarak açıklanması toplumsal hayatımız çok değişmiş olsa da evrimsel olarak beynimizin ilerlemediğine güzel bir örnek.