şimdiye kadar etkilendiğim 2 intihar vakası oldu. ilkinde çok ciddi mobbing gören 40'lı yaşlarında bir erkek intihar etmişti. eşi yakın arkadaşımdı, hiç beklemiyordu, büyük şok ve depresyon yaşamıştı. ikincisini belki siz de duymuşsunuzdur, bombalara karşı sofralardan hayvan hakları aktivisti gönül şahin hayatına son vermeyi seçmişti. yakın arkadaşım değildi; ancak hayvan hakları çalışmaları nedeniyle yolumuz sık kesişirdi. intiharı ve intihar sebebi çok sarsıcı olmuştu. meraklısı şuradan bilgi alabilir.
üstte yazdığım iki intihar vakasında da yüzleşmemek için direndim diyebilirim. hatta ilk intihardan hemen sonra 8 yıldır müdavimi olduğum psikeart "intihar" sayısını yayımlamıştı. alıp koymuştum bir kenara, elim gidip de okuyamamıştım. birkaç gündür mehmet pişkin tartışmalarına girişen çok bilmiş vasat kalabalığın dikkatimi bu konuya toplaması üzerine okudum o sayıyı. keşke daha önce okusaymışım diyemiyorum, hazır değildim o sırada. şimdi hazır mıyım, onu da bilmiyorum açıkçası. içten içe intihar etme korkusu yaşayan biriyim çünkü. ölümün kendisini büyük bir sır olarak görmüyorum; aşırı materyalist düşünce yapımla, nasıl ana rahmine düşmekle yokluktan varlığa geçmişsem, tetiği çekmeye yetecek minimal bir eforla varlıktan yokluğa geri dönebilirim diye düşünüyorum ki sıradan bir günümde kat kat fazla enerji harcıyorum varlığımı sürdürmek için. bunun bu kadar basit oluşu ürpertiyor, düşünmemeye çalışıyorum haliyle. var olmak zor. sonsuzluk kadar uzun bir zaman içinde, hiçbir anlamı olmayan bir var oluşu yaşıyoruz. esasen yaptığımız / yapmadığımız hiçbir şeyin önemi yok. kendimi öldürmekten beni alıkoyan tek şeyin arkamdan ağlayacak 3-5 tane insan olduğunu fark ettiğimden beri epey tırsıyorum. bir de meraklıyım biraz. dünyada ne olup bitecek onu merak ediyorum. mesela şu ilk cansızdan canlıya geçiş anı nasıl gerçekleşti çok merak ediyorum. ben kendimi öldürdükten sonra benim merak ettiğim bir sürü sorunun cevabı bulunacak elbette, öğrenmeden ölmüş olmayı kayıp olarak görüyorum. gibi.
insanların intihar konusunu ele alış tarzı ise herhangi bir konuyu ele alış tarzlarıyla aynı. kendi daracık penceresinden bakıp "hep maneviyat eksikliği" "bencillik, sevenlerini üzmeye ne hakkı vardı" "dünyada ne acılar var, fakirlik, yokluk, nice dertler varken bu adamın intiharı şımarıklık" (bu zaten sonu gelmeyen bir edebiyattır bu coğrafyada) "şunu yapsaymış bunu etseymiş" aklını verenler.
gönül şahin ve mehmet pişkin'in intiharlarından benim kendi adıma çıkardığım en önemli ders ise şu oldu: kendini öldüreceksen bunu mümkün olan en az dikkat çekici şekilde yap istenc, sonra arkandan ateistti, maneviyatı tırttı, şuydu buydu diye aileni her ölüm yıl dönümünde yaralamasınlar. şunu yapsaymış, bunu etseymiş diye akıl öğretmesinler.
intihar konusunu psikiyatrist bir arkadaşımla konuştum, bana söylediği ana fikir olarak şuydu: "bizim eğitimimizi alanlar mutlaka her intihar vakasını açıklayacak bir patolojik durum tespit ederler. bu da biraz rahatlatır insanları, o hastaydı ondan intihar etti diye. ancak çoğu insan bilmez ki bizim önümüze gelen vakalarda koyduğumuz tanıların hemen hemen herkese, hiç intihar isteği hissetmeyen birine bile, koyulması mümkündür. çoğu kişi psikolojik problemleriyle intihar etmeden, nasıl yardım alacağını bile bilmeden yaşar ve ölür. çocuğum var der sabreder, dini inanç der sabreder, ne dertler var der sabreder; ama intihar etmemesi mehmet pişkin'den daha sağlıklı bir psikolojisi olduğunu göstermez."
insanın kendi bedeni üzerinde söz hakkı vardır. ölmek isteyenin bunu gerçekleştirme hakkına sonsuz saygı duyuyorum. bazen çözümü mümkün somut vakalar birikerek, normalde ölmek istemeyecek bir bireyi intihara sürükleyebilir, emine akçay ya da ismail devrim intiharları buna örnektir. küçücük bir destekle bu insanlar hayatta olabilirlerdi. ölmek kendi iradelerinden değil, şartlardan kaynaklanmıştı. intihardan ziyade çarpık toplumsal ve ekonomik yapımızın işlediği cinayetler olarak görüyorum bunları.
öte yandan somut bir problem olup olmaması önem arz etmeksizin, daha fazla yaşamak istemediği yönünde irade ortaya koyan bireylerin ölümünü çok da dramatize etmemek gerektiğini düşünüyorum. artık var olmama tercihlerine saygı duymalıyız, kendi yasımızı tutup hayatımıza devam etmeliyiz. mehmet pişkin'in intiharı tam olarak buraya oturuyor bence. ailesine, sevenlerine sabırlar dilerim, zeki ve güzel bir insan görünümü çizdiği için yokluğu insanlık açısından kayıptır; ancak tercihine saygı duyuyorum.
gönül'ün durumu ise biraz daha farklı. emine akçay ya da ismail devrim'i bunalıma sürükleyen sebeplerden temelde daha farklı bir sorundan kaynaklanmadığını düşünüyorum. dünyadaki bu kadar acı, kendine doğrudan dokunmayan kötülükler, aşırı empatik düşünce yapısı nedeniyle fazla yaraladı onu. dünyadaki kötülüğü durdurmasının bir yolu yoktu, hayvanlara yönelen global sistematik sömürü canını çok yakıyordu, bu acıyı geri plana atıp hayatını sürdüremez hale gelmişti, sanıyorum. gönül zayıf, güçsüz bir kadın değildi. çok çalışkandı, çok güler yüzlüydü, çok zekiydi. bir sürü işin altından of demeden kalkar, herkesin yardımına koşardı. bugün onun emeği sayesinde hayatta olan yüzlerce hayvan var. "muhtaç olana yardım etseymiş, kendini böylece iyi hissetseymiş" bakışının ne kadar sığ olduğunu idrak edin diye yazıyorum bunları da, gönül kadar etrafına iyilik saçan çok az insan var. ama bu, onu yaşatmaya yetmedi. bu dünyada bulamadığı huzuru, kavuşmaya çalıştığı yoklukta bulmuş olmasını umuyorum. onu seviyorum ve özlüyorum; ama "bizi bırakıp gitmeye ne hakkı vardı" diye saçmalayacak değilim. hayat onundu, karar da onun oldu. huzurla uyusun.
saçma sapan motivasyonlarla yazmaya giriştiğim, başı sonu birbirine karışmış ne idüğü belirsiz bu yazıyı bağlayacağım bilgece bir sonuç da yok maalesef. kendime not olarak yazdım zaten. dursun burada.