alman ernst theodore amadeus hoffmann değişik ülkelerdeki benzer halk öykülerinden yola çıkarak 1815'de, der nussknacker und mausekönig (fındıkkıran ve fareler kralı) adlı bir öykü yazmıştı. aynı öyküyü, fransız yazar alexandre dumas hem uyarlama hem de çeviri şeklinde, 1844'te nutcracker of nuremberg adı ile yayımladı. dumas, hoffmann’ın öyküsündeki kasvetli havayı yumuşatıp bir masal havasına büründürmüştü.
uyuyan güzel balesi’nin bir sene önce gördüğü büyük ilgi üzerine, st. peterburg'daki çarlık tiyatroları'nın 1890'larda yönetmeni olan ivan vsevolojsky, dumas'nın fındıkkıran öyküsünün iyi bir bale eseri olabileceğini düşünmüş ve tiyatrosunun bale yönetmeni fransız asıllı ünlü koreograf marius petipa'dan bir bale yaratmasını istemişti. petipa, hazırladığı detaylı librettoyu besteci piyotr ilyiç çaykovski'ye vermiş ve çaykovski de konuyu başta beğenmemesine rağmen görevi kabul etmiştir.
eseri yaratacak ilhamı bir türlü bulamayan çaykovski, new york carnegie hall’un açılış temsiline orkestra şefi olarak davet edilmişti. new york'a giderken eserin 1. sahnesinin taslaklarını yanında götüren besteci, yolculuk sırasında konakladığı paris’te yeni icat edilmiş olan çelesta adlı enstrümanın sesini ilk defa duydu. ilahi bir çınlama sesi çıkaran ve klavyeli vurmalı bir müzik aleti olan çelesta, çaykovski'ye şeker perisi'nin müziği için ilham verdi ve günümüzde bu enstrümanın sesi, tüm dünyada şeker perilerini ve noel'i canlandırır hale geldi. fındıkkıran, artık adeta grimm kardeşler'in ya da perrault'nun peri masalları'ndan fırlamış gibiydi.
petipa'nın eserin provaları sırasında hastalanması üzerine, sahneye koyma işi asistanı lev ivanov'a kalmıştı. bu da, eserin çaykovski'nin düşüncesi yönünde değişmesini sağladı. ivanov, esere petipa'nın koreografisinden farklı olarak çaykovski'nin bestesini ön plana çıkaran kar taneleri dansı ve şekerleme perisi'nin dansı'nı kattı. çaykovski, bir masaldan öte, bir ideal yaratmak istiyordu.
gala gösterisi 18 aralık 1892'de gerçekleşti ve başarısızlıkla sonuçlandı. şeker perisi rolündeki italyan balerin antonietta dell'era seyircileri memnun edemedi; ayrıca çizimler ya kasvetli ya da kaba bulundu. eleştirmenler fındıkkıran'ı hiç sevmediler. bu başarısızlığa rağmen ileriki yıllarda çeşitli koreografların eserde uyarlamalar yaparak sahnelemeleri sayesinde, fındıkkıran balesi kaybolup gitmekten kurtuldu ve en ünlü balelerin başında geldi. fındıkkıran'ın türkiye'de ilk sahnelenişi, devlet opera ve balesi genel müdürlüğü tarafından 1968-1969 sezonunda ankara'da gerçekleşmiş, baleyi dame ninette de valois sahneye koymuş, koreografik düzenlemesini richard glasstone, ivanov'un özgün koreografisine bağlı kalarak yapmıştır.
hikaye stahlbaum ailesinin organize ettiği bir noel gecesinde, ailenin yakınları bir araya gelip bu özel günü kutlamaktadır. ailelerin olduğu yerde çocuklar da mevcuttur ve her biri, bu özel günü anlamaya çalışırken hayallere de dalmaktadır. kimisi hediyeleri beklerken, kimisi de noel baba hikayelerini dinleyip gerçek olmasından şüphe dahi etmez. çoraplarını şömineye asarlar ve ateşin yanındaki çam ağacını dört gözle beklerler. aileler artık hediyelerin verilme vakti geldiğinde çocukları clara'nın odasına gönderir ve vaftiz baba drosselmeyer'in hediyelerini çam ağacının dibine yerleştirirler. artık her şey hazırdır, çocuklara seslendiklerinde ise, karşılarındaki manzara ile çocuklar şok olurlar ve mutluluk çığlıkları atarlar. çoraplar şekerlemelerle ve çam ağacının dibi hediye kutuları ile doludur. herkes hediyesini açar ve sıra clara'ya geldiğinde yeni cilalanmış bir fındıkkıranı elleri arasında bulur. diğer herkes o hediyeyi çok beğenir çünkü alımlı bıyıkları ve kıpkırmızı üniforması içinde fındıkkıran göz kamaştırıyordur. clara'nın kardeşi fritz, ablasından izinsiz oyuncakla oynarken onu kırar ve fındıkkıran'ın kurma kolu bozulur, artık fındıkkıran hareket edemez, ta ki drosselmeyer onu tamir edene dek. hikayenin derinliği işte burada başlar. clara'mız sıradan bir insandır ve fındıkkıran'ı bir prens olarak hayal eder. masalların ruhu, toplumsal eleştirilerle doludur ve bu hikaye de bu yöndedir. alelade bir vatandaşın bir prens veya prensesle evlenmesi imkansızdır. soyluluk derecesi bunu engeller ve hem sıradan kadınlar hem de sıradan erkekler, soylu kadın ve erkeklerin yalnızca metresleri olabilirler (istisnalar elbet mevcut.) çaykovski'nin bu muazzam balesi, esinlendiği bütün şeylerle birlikte buna meydan okuyor ve rüyalarda da olsa, kadın ve erkek derece fark etmeksizin yan yana konuluyor.
soru: bir prens sıradan biri ile evlense ne olur? cevap: insanları soyluluk derecesinden sıyırırsak ne olur?
clara üzüntüden uyuyamaz çünkü o oyuncak, bütün hayallerinin, özgürlüğünün ve duygularının vücut bulmuş haliydi, yani ruhunu temsil ediyordu. yatağından kalktı, parmakları üzerinde, tahta zemini hafif kilosu sayesinde azıcık gıcırdatarak salona indi. şöminenin sönmek üzereyken hala harlı olan korları, çam ağacına vurup arkasındaki duvarda büyük bir gölge yaratıyordu. gölgenin dibinde ise yerde sırt üstü fındıkkıran yatıyordu. tamir edilmişti edilmesine ama clara'ya hayallerinin yıkılma korkusunu yaşatmıştı bir kere. sımsıkı sarıldı fındıkkıran'a ve sanki saatlerdir uyumayan o değilmiş gibi uyuyakaldı ağacın dibinde.
bir çocuk masalıdır fındıkkıran, eğlencelidir, sihir doludur ama içinde büyük bir isyanı barındıran bir baş kaldırıdır aynı zamanda. kız çocuklarının erken yaşta evlilik gibi hayallere itilmesi doğru olmasa da, hazırlandığı devre göre inkılap değerindedir fındıkkıran. çaykovski'yi en az wagner kadar müzikte devrimci kılan en önemli unsurlardandır. kim bilir, belki rüyalarda insan hayallerine ulaşabilir ve o hayallerin, uykudan uyandıktan sonra, evvela imkansız oldukları düşüncesinden kurtulur, kendini bu hayallere alıştırır ve belki bir gün hepsini gerçeğe dönüştürür. tıpkı don quijote'a deli denmesine sebep olan paradokslar gibi; hayaller bir gün mutlaka gerçeğe dönüşmeli ya da en azından denenmeli ve insan bunları yapabileceğine inanacak kadar kimilerine göre deli, kimilerine göre ise bilge olmalıdır.
o gece yarısı, garip şeyler olmaya başlar. clara, tek başınayken cılız ama bir aradayken çığlık gibi olan sesleri duyarak uyanır. oda, fareler kralı’nın önderliğindeki bir fare ordusu ile doludur. clara kaçmak ister ancak dev fareler onu durdurur. fareler açtır ve clara artık neredeyse onlarla aynı boyutta olup, onların kahvaltı menülerinde yer alır. aynı esnada, salondaki oyuncaklar da canlanır (dualite, kötülüğün büyüdüğü yerde çare de filizlenmektedir.) fındıkkıran da dimdik ayaktadır ve yetkiyi ele almıştır, bir eli kılıcında, diğer eli bıyığındadır. komutasındaki kurşun askerler ile fareler kralı’nın ordusu ile savaşa girişir. bu çetin bir savaştır ve sayıca üstün olan farelerle giriştiği muharebeden fındıkkıran sağ çıkamaz. clara’nın, terliğini fareler kralı’nın başına atmasıyla fareler kralı ölür ve krallarının cesedini taşıyan fareler odayı terkeder. clara, fındıkkıran'ın naaşının üzerinde ağlamaya başlar, fakat o da ne? döktüğü gözyaşları fındıkkıran'ı canlandırmıştır. bir prense dönüşen fındıkkıran, clara’yı alıp kendi ülkesi karlar diyarı’na götürür.
karlar ülkesi’nde prens ve clara, kar tanelerinin dansı ile karşılanırlar. prensimiz, ülkesinin gözdesidir ve beraberinde gelen clara da tüm halk tarafından sevgi ile karşılanır. ikisi de büyük badireler atlatmıştır ve rüyanın biteceğini biliyorlardır; yani gezecekler ve ne kadar dans edebileceklerse edeceklerdir. sonraki rotaları şekerleme ülkesi'dir. nehirlerin şeker aktığı, göllerin tatlı dolu olduğu bu yer, cennetten bir köşe. şeker perisi’ne, farelerle yaptıkları savaşı anlatırlar. fındıkkıran ve clara, kendi yaptıklarında mütevazi davranamaya çalışsalar da, birbirlerine övgüler dizerek şeker perisi'ne ve bütün şekerleme ülkesine hikayelerini anlatırlar. bütün ülke onların aşkını fark etmiş ve hayran kalmıştır. kayıtsız kalamayan peri, onları ödüllendirmek için kutlama dansları sunar;
çiçeklerin muazzam valsinden ispanyol müziklerine, adeta fareli köyün kavalcısı tadındaki mirliton'un muazzam ezgilerinden çin mistisizmine, rus soğuğundan arap toprakları sıcaklığına, özenle seçilmiş dünyasal birçok müzik, kahramanlarımızın dünyasal bütün şeylerden arındığı yerde dans etmeleri için çalmaktadır. arabistan'dan gelen buram buram kokan kahveler; çin'den gelen tütsüler ve pastalar; ispanya'dan gelen içecekler. bütün bu büyülü tema merkezinde dünyadan en olağan, en saf, en temiz varlık vardır; clara. prens fındıkkıran da onun etrafındadır ve onu mutlu edip güven içinde yaşamasını sağlamaktadır.
şeker perisi, "birbirinizi hep sevin" teması ile kahramanları birbirine bağlar. en güzel anlarını, prensinin yanındayken yaşayan clara, rüyadan uyanır ve kendisini fındıkkıran’ı ile beraber evlerinin salonundaki yılbaşı ağacının altında bulur. hayallerini bile kurmaktan uzakken rüyasında da olsa bunu yaşamıştır clara. ve kim bilir, belki o imkansız hayalleri bir gün gerçekleştirebilecektir. sanat inkılaptır, devir kapatıp, devir açandır ve sanatçı, -günümüzde bundan fersahlarca uzakta olsalar da- toplumların gözeticisi olup halka rağmen halk için çalışandır.