İki kişilik bir strateji oyunu. Siyah ve beyaz renklerdeki küçük yuvarlak taşlar ve 19*19 boyutlarında bir go tahtası ile oynanır. Siyah başlar. Taşları yerleştirerek haritadan alan kazanmaya dayalıdır. Çevrelediğiniz alan sizin olur. Tahtadaki taşlar esir alınmadıkça oyun sonuna kadar yerinde kalır. Rakibin taşlarıyla çevrelenen taş esir olur, tahtadan kaldırılır .Tüm taşlar aynı değerdedir, ancak birbirlerine göre olan stratejik konum oyunun yapısını ve gidişatını belirler. Oyuncuların yapacak hamle kalmadığına karar vermesiyle biter, oyun sonu en fazla alana sahip olan kazanmış olur. Amaç rakibi esir etmekten çok, daha fazla alana sahip olmaktır.
go kuralları çok basittir, yukarıda zaten çoğunu anlatmış oldum bile. Ancak go belki de olabilecek en karmaşık oyunlardan biri. Taşları istediğiniz yere koyabilme ve tathtanın büyüklüğü ortaya çok fazla olasılık çıkarıyor. Hatta tamamen aynı iki go oyununun asla oynanmadığı söylenir. Go yaşama benzer; kendi iç dünyanızı, kişiliğinizi ve daha önemlisi rakibinizi oynadıkça daha iyi tanırsınız. trevanian, şibumi'de, "hayat, go'nun basitleştirilmiş halidir." der.
"Satrancın barok kuralları ancak biz insanlar tarafından icat edilebilecekken gonun kuralları o kadar nezih, organik ve kati şekilde mantıklıdır ki; eğer evrenin başka yerlerinde akıllı yaşam formları varsa kesinlikle go oynuyorlardır." edward lasker (uluslararası satranç ustası)
Go bugün dünya üzerinde oynanan en eski oyundur. Efsaneye göre (swh :d ) çin kralı yao oğluna astronomiyi öğretmeye çalışır, ancak çocuk anlamaz. O da tahta üzerine taşları dizerek anlatmayı dener. Böylece Go çin'de weiqi ismiyle doğmuş olur. Oyunun kökenine ait kesin bulgular 2500 yıl önceye, çin krallarının birbiriyle savaştığı zamanlara dayanır.
Yine efsaneye göre goyu japonya'ya çin başkentinde 717-735 yılları arasında bilim ve sanat çalışmaları yürüten kibi no makibi adlı bir görevli getirdi. Makibi, Ülkesine dönerken yanına aldığı oyuna go adını verir ve bu ad oyunla beraber japonya'da yaygınlaşır. Hatta o kadar yaygınlaşır kı oyunun uluslararası adı japonca olanıdır.
Go, batıda 100 yıldır tanınıyor ancak hala büyük ölçüde asyalıların oynadığı bir oyun. Dünya'da 10 milyonu japonya'da olmak üzere 100 milyondan fazla go oyuncusu olduğu tahmin ediliyor. Anime izleyenler için (bkz: hikaru no go ).
Go'nun ortaya çıkması ile ilgili başka bir efsane (en sevdiğim) ise eski zamanlarda yaşamış bir çin kralının; oğluna disipilini, konsantrasyonu ve ruhsal dengeyi öğretmek için bu oyunu icat ettiğini söyler. Aynı zamanda eski çin generalleri savaş alanını zihinlerinde daha iyi canlandırabilmek yanlarında tahta ve çok taş taşıdıkları bunun da goyu ortaya çıkardığı söylenir. Bu efsanelerden hangisi doğru bilemeyiz ancak şunu söyeleyebiliriz ki her iki hikayede vurgu yapılan şey, gonun; kendi kişiliğini geliştirmek ve iki olgunun (rakibiniz ve siz) çarpışmasını resmetmek amacı taşıdığıdır. Oyun başladıktan sonra tahtaya yavaş yavaş "siz" yerleşirsiniz. Go iç dünyanızın izdüşümünü çizer. Kişiliğiniz oyun tarzınızı belirler.
Go sadece mantıkla oynanmaz ( yapay zekanın oynayamamasının nedeni buydu. Gerçi şuan bu değişti (bkz: alpha go) ), bu karmaşık yapıyı tam olarak anlamak kuvvetli iç güdüler ve çok fazla tecrübe gerekir. Go'da; aşırı cesaret ve korkaklık, saldırı ile savunma, güvenlik ve risk arasında mükemmel bir denge bulunur. Go ve satranç gibi diğer oyunlar arasındaki en bariz fark tamamen kazanma olgusunun olmamasıdır. Yani satranç'taki mat gibi bir durum söz konusu değildir. Kazananın tek olayı, daha fazla alana sahip olmasıdır. Bu fark bazen 1 sayı bile olabilir. Kaybeden her şeye rağmen oradadır yani, hayatın kendisi gibi.
" savaşmak, go oyununda anahtar olarak değil, sadece en son çare olarak kullanılır." (zhong-pu liu / 1078-song dönemi)
Go, yaşamın simülasyonudur. Ben her go taşını günlerle, tahtayı da yaşadıklarımızla ilişkilendirmeyi seviyorum. Ustalaşmak için bir ömür gerekebilir çünkü sınırı yoktur. Oynarken kendinizi, iç dünyanızı keşfetmenizi sağlar. Önünüzdeki tahtaya "resminizi" çizer. Yaptığınız hatalar, feda ettikleriniz, goda her zaman gözünüzün önündedir. Bir noktaya fazla ilgilenirken tahtanın başka bir bölümünü tamamen kaybedebilirsiniz. Hayatın bir noktasına harcadığınız günler, sizi sona yaklaştırırken sonradan pişmanlık yaşamamak için adımlarınızı dikkatli atmanız gerekir. Tıpkı go gibi...