sonsuz ihtimaller olduğu sanrısı yaratan yaşadığımız dönemde sabit bir pozisyon almaya niyet etmektir. niyet etmek diyorum, çünkü boşanma istatistikleri çiftlerin "iyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta...sonsuza dek.." diye başlayan evlilik yeminini tutamadığını gösteriyor.
burada yeminini tutamadığı için bireyleri suçladığım düşünülmesin.yaşadığımız neoliberal yaşam tarzı "sonsuza dek.." "ölene kadar seveceğim" gibi sözlerini kabul etmiyor zaten.geleneklerden gelen alışkanlıklarla söyleniyor o yemin. bireyi 'sabit, geri dönülemez, esnemez' biçimde tanımlayan roller/kimlikler gitgide daha çok eleştirilen bir özellik haline geldi. evlilik kurumu da bu rol-kimlik tanımlamalarından biri. akışkan modern çağın kahramanı, her an verdiği karardan vazgeçebilecek özgürlüğe sahip bireyler olarak tanımlanıyor. evlilik ise bu tanıma hiç uymuyor.
bu dediklerime benzer ifadeleri kendilerini "ilişki uzmanları" olarak tanıtan kişilerin pazar yazılarında, güzin ablacılık oynayanların sözlerinde, instagram fenomenlerinin sonradan çıkardığı kitaplarında rastlayabilirsiniz:
"birine bağlanırken muhtemelen daha tatmin edici romantik ilişkilere kapınızı kapatıyor olabileceğinizi unutmayın. bu yüzden her zaman tüm kapıları açık tutun."
en yakınımızda insanlar da benzer şekilde "aman boş ver elinin sallasan ellisi gibi" söylemlerde bulunuyor. daha birbirinizi yeni yeni tanımaya başladığınız arifede bile hemen "temkinli ol, mesafeni koru" diye tavsiyeler etrafınızda cereyan ediyor. kontrolsüz bir duygu akışına kapılmayalım tabii ama paranoyakça bu güvensizlik duygusunu nereye konumlandıracağız? şimdi içinizden ben o kişileri de söylediklerini de takip etmiyorum ya da öyle düşünmüyorum diyebilirsiniz ben de takip etmiyorum. ama kişisel gelişim, instagram dediğimiz platformlar popüler kültür ögeleri. ve popüler kültür ahlak anlayışını düşünce sistemini etkiler/değiştirir. dolaşıma giren popüler kültür içeriği gerçekte öyle bir şey yoksa bile bir süre sonra varlığına ikna eder. acaba? diye düşündürür.bu nedenle çok yalıtılmış bir çevrede yaşamıyorsanız şiddeti değişse bile etkilenmemeniz olası değil.
sosyal medyanın da desteğiyle bireyin kurduğu bağlantılarının bolluğu ilişkilerdeki kırılganlığı artırarak kişilerin birbirlerine olan güven duygusunu aşındırıyor. her an herkesin ulaşılabilir olması, 'elde olana' yatırım yapmamızı engelliyor.
evlilik birliğinin sürdürülemeyişi ve aile kurumunun değişen anlamı sadece bireyin sorumluluğuyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir mesele. neoliberal toplum aşırı bireyciliği yüceltiyor/besliyor. neden? bireyin tüm enerjisini ve zamanını sahip olduğu işe kullanmasını istiyor. çağrıldığında hemen gelsin istiyor. sorumluluk hissettiği bir ailesinin olmasını istemiyor. çünkü aile dediğin günü birlik hesaplar yerine gelecek planları yapar, ortak yatırımda bulunabilir, tasarruf eder, daha az tüketir, sorumluluk hissettiği birileri vardır vs. bireyin ise müşterek işlere girişmesi pek olası değildir. hazzı/mutluluğu tüketim nesnelerinde araması daha muhtemeldir. (kendisiyle içgörüsü gelişmiş aklı başında bireyleri tenzih ederim.)
sosyolog richard sennett bir makalesinde "esnek bir işyerinin kişinin yuva kurmak isteyeceği bir yer olamayacağını" belirtmektedir. 7/24 açık olmak zorunda olması gereken cep telefonu, patronların telefonla çalışanların özel hayatına müdahale edebilme ve uzaktan zamanını yönetebilme hakkı, esnek ve yoğun mesailer, sorumluluğu-riski yüksek işler, güvensizlik ortamı, gelecek kaygısı, sorumluluk alma endişesi bireyin bir aile kurmasını/evlenmesini engelliyor.
onun yerine ne oluyor?
sosyolog zygmunt bauman'ın ifadesiyle vestiyer buluşma/beraberlik/cemaatlere olan talep her geçen gün artıyor. -tiyatroya gidenlerin kabanlarını astıkları vestiyerler gibi, insanların en azından bir zaman dilimi içinde bireysel gailelerini astıkları 'vestiyer birlikler'- vestiyer beraberlikler herhangi bir gösteri için bir araya gelir ve izleyiciler kabanlarını vestiyerdeki askılardan alır almaz dağılırlar. işte yaşadığımız kapitalist düzen sadece ekonomik ilişkileri değil bireyin, ailenin, toplumun yaşam tarzını böylesine derinden etkiliyor.
yanlış anlaşılmasın aile güzellemesi veya birey olma eleştirisi yapmıyorum. herkesin aile kurmasını, evlenmesini kati surette onaylamıyorum. evlilik aktini değerli bulsam da çevresine itimadım gün geçtikçe azalıyor. ben bu yazıda sadece evlilik müessesinin değişen anlamı ve toplumsal bazı yönlerine değiniyorum.
yaşadığımız çağın evlilik kurumuna yönelik tüm muhalefetine rağmen halen birbirini seven, mutlu olan ve eşini mutlu eden çiftler yok mu? var elbette. ama ben onların kendi bireysel başarıları olduğunu düşünüyorum.
netflix'in explained isimli belgesel serisinin "tek eşlilik" bölümünü ikinci kere izledim geçenlerde. orada araştırmacılardan biri tek eşliliğinin insanın doğasına uygun olmadığı kabulüyle şunu söylemişti: "tek eşlilik vejeteryan olmayı seçmek gibidir. ama siz vejeteryan oldunuz diye pastırma güzel kokmayı bırakmaz."
tek eşlilik insan doğasına uygun mu değil mi bilmiyorum. cevapla da pek ilgilenmiyorum.çünkü ben insanın iradesine inanıyorum. sorumluluk üstlenebilme kapasitesini önemsiyorum. evet, pastırma sizin seçiminizden bağımsız olarak güzel kokmaya devam edecektir ama siz bu kokuya nasıl bir yaklaşım sergiliyorsunuz bu önemli olan. o kokunun peşinde mi sürükleniyorsunuz?yoksa o kokuya rağmen fikirleriniz, idealleriniz için yaşamayı mı sürdürüyorsunuz?