ölüm kalım savaşına türk milleti, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla, binek ve taşıma hayvanıyla, süngüsüyle, ekmeğiyle, yani elindeki her şeyle girmişti. sakarya nehri, bütün gücüyle doğduğu kaynağından karadeniz'e doğru akarken, eskişehir ve ankara hudutlarında doğal bir sınır oluşturuyordu ve her iki taraf da, bu nehri savaşta kendi lehine kullanmaya çalışacaktı ama sakarya nehri, beşeri faktörlerin yanı sıra doğal bir unsur olarak türk milletinin yanında yer alacaktı. sakarya nehri'ni, türkü yok etmek için nihai nokta olarak gören yunan ordusu kurmay heyeti, bir balığın oltaya takıldığı gibi sakarya nehri'nin akarken çizdiği çengele takılacak ve o doğal sınırı kendi şark sınırı olarak konumlandırmak isteyecekti, tabii sakarya meydan muharebesi'nde türk taarruzu başlayana dek. sonra, batı anadolu'yu elinde tutmak isteyecekti, ta ki büyük taarruz'a dek.
savaş hazırlıkları ve taraflar Yunan tarafı savaş öncesinde iyi durumda olan yunan ordusu, kuvvetini daha da arttırmak için aydın'dan 1 tugayı, izmir'den 3 evzon taburunu ve 1 tümeni, balıkesir'den 1 tugayı ve bursa'nın güneybatısından 1 tugayı daha cephe hattına kaydırdı. bununla da yetinmeyen general papulas (bu taarruza başta karşı çıkmıştı), kral i. konstantin'den 1 ihtiyat tümenini daha cepheye sevk etmesini istemişti. gelen bu ihtiyat tümeni izmir'e ve uşak'a yerleşirken, o bölgeden yaklaşık bir tümenlik kuvvet daha cepheye kaydırıldı. kütahya-eskişehir muharebeleri'nde görev alan askerlerin yaklaşık 10.000 kadarı cephe gerisine çekildi ve yerlerine gelen daha iyi durumdaki birliklerle birlikte savaş öncesi yunan ordusu, 135.000 civarındaki rakamlara ulaştı. asker sayısında kendini iyice üstün konuma getiren yunan ordusu, bununla birlikte lojistik ve silah konusunda da türk ordusundan üstündü. türk ordusu, lojistiği at ve katır arabaları ile sağlarken, yunan ordusu, 900 kadar kamyona sahipti ve cepheye sürekli ve hızlı tedarik sağlayabiliyordu. nitekim bu lojistik avantajı, yunan ordusunu temmuz'da vuku bulan kütahya-eskişehir muharebeleri'nden 1 ay kadar kısa bir süre sonrasında en iyi konumuna getirmişti ve vakit kaybetmeden saldırıya geçebileceklerdi. yunan ordusu, 386 top, 1350 kılıç, 18 uçak, 4.000 subay, 3.800 hayvan, 840 kamyon ve yaklaşık 135.000 askeri (kaynaklarda rakam aşağı yukarı değişiyor) ile savaşa hazırdı.
Türk kanadı türk ordusu, lojistikteki zaafiyetini, iletişim ile gidermeye çalışıyordu. 7 ağustos'ta yayımlanan tekalif-i milliye emirleri, yaklaşan yunan taarruzu öncesi, orduyu en kısa sürede saldırıyı karşılayabilecek hale getirmek adına duyurulmuştu. mümkün olan en kısa sürede asker sayısını da arttırmak isteyen mustafa kemal paşa, ankara'daki ve civardaki bütün askerlere de cepheye gitme emri verdi. bu bölgedeki askerlerin birçoğu subaydı ve her biri bu çağrıya yanıt vererek derhal cepheye intikal etti. cephedeki subay sayısı 5.401'e ulaşmıştı ve asker sayısı da 96.326 olmuştu. ordu mevcudiyeti kısa bir sürede hatrı sayılır bir rakama ulaşsa da, sayı düşman karşısında halen yetersiz görünüyordu. türk ordusunun elindeki 196 top ve 1.390 kılıç da, yine yunan ordusunun savaş gereçlerine göre azdı ancak o dönemlerin tankı olan süvari sayısında ve tecrübesinde türk ordusu, yunan ordusundan daha iyi bir konumdaydı ama kılıç sayısındaki azlık, süvarilerimizin etkisini düşürecek gibi görünüyordu. türk ordusunun en iyi subaylarından olan fahrettin altay ise, süvarilerini bir orkestra şefi gibi yöneterek bu açığı kapatacaktı. başkomutan mustafa kemal paşa da, fevzi çakmak ve ismet inönü ile cephedeydi. türk ordusu, 96.326 er, 5.401 subay, 2 mareşal, 1 başkumandan, 196 top, 32.137 hayvan (at-katır-manda), koca bir millet ve coğrafyası ile savaşa hazırdı.
savaş öncesi yayılma yunan tarafı yunan ordusu, şimalden cenuba, alpu-hamidiye-seyitgazi hattından, başlangıçta 4 koldan, devamında sivrihisar'da 5. kola ayrılarak, operatif hedefi olan sakarya nehri'nin seyitgazi yönüne doğru kıvrıldığı konuma ilerleyecekti. bunu yaparken cepheyi 100 km. kadar bir uzunluğa ulaştıracaktı. porsuk çayına hem kuzeyden, hem de güneyden paralel olarak ilerleyen kol, hattın ilk kızışacak yerini oluşturuyordu ve türk ordusunu şimale çekmeyi amaçlıyordu. özellikle mihalıççık ve sivrihisar doğusunda, türk ordusunun ciddi bir direniş göstereceğini varsayan yunan ordusu, gücünün büyük kısmını bu bölgede toplamıştı. halbuki bu sahada düşmanla temasta bırakılan kuvvetler, yalnız süvari bölükleriyle yükü hafif ve küçük piyade müfrezelerinden ibaretti. ve bunlar düşmanın harekatını mümkün olduğu kadar geciktirecek, durduracak ve teması koruyarak geriye çekileceklerdi. bunun sonucunda yunan ordusu, hattını yeniden düzenlemeye gidecekti.
türk kanadı türk ordusu, sakarya nehri'ni bir avantaj olarak kullanmak adına, cepheyi nehir kıvrımlarına şark yönünde paralel olarak oluşturdu. arkasında ankara düzlükleri bulunan türk ordusu, batı anadolu coğrafyasının doğal engellerinin bittiği son yer olan sakarya nehri'nin doğusuna, kendi vücudunu siper olarak sürmüştü. güneyden kuzeye, güney kısmında yoğun, merkez kısmında yakın ama seyrek ve kuzeyde de orta düzeyde bir yoğunluğa sahipti. mustafa kemal paşa, yunan ordusunun saldırı ağırlığı vereceği bölgelere göre hızla konum değiştirebilecek ama asla cephede gedik açmaya mahal vermeyecek şekilde orduyu cepheye yaydı. bu yayılış, hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır cümlesinin ve taktiğinin savaş başlamadan evvel düşünüldüğünü kanıtlar. bu söz, orduyu teşvik etmenin yanı sıra, dünya harp tarihine altın harflerle kazınacak muazzam bir savunma sanatıdır. kanatlardan çevrilmekten korkan ve kanatlardan çevirmeyi denemek için cepheyi uzatan yunan ordusuna, kanatlardan saldırmak, cephe ardına sarkmak ve özellikle lojistiğe zarar vermek için türk süvarileri de, ağırlıklı olarak türk ordusunun cenubuna konuşlandırılmıştı.
iki tarafın da beklediği meydan muharebesi için, iki taraf da hatlarını çizmişti. yunan ordusu, özellikle avcı birlikleri ile neredeyse her noktadan cephede gedik açmaya çalışacak, türk ordusu ise, gedik açılsa dahi hattın ve ordunun dağılmasını önlemeye çalışacaktı. savaş çetin olacaktı ama iki taraf da, savaşın 22 gün ve 22 gece kadar uzun sürmesini beklemiyordu.
muharebe açılış evresi 13 ağustos tarihinde, fevzi çakmak ve mustafa kemal paşa'nın öngörüleri gerçekleşmişti. yunan ordusu kıpırdamaya başlamış, hatta harekete geçmişti. türk keşif birliklerinin, kurmay heyetine yunan ordusunun hareketlerini hem havadan hem de karadan gözleyip bildirmesi üzerine, yunan saldırısı bir baskın niteliğinde olmayacaktı. yunan ordusu, bu ilerleyişinde, öncü türk süvari birlikleri ve hafif piyadeleri tarafından 17-18 ağustos tarihlerinde karşılandı ve 23 ağustos'a kadar tacize uğrayıp küçük ama önemli zararlar görse de, ilerleyişi durdurmadı. papulas, büyük cihan harbi'nde vuku bulan kanlı siper savaşlarını duymuştu ve bu savaşın da tıpkı verdun, somme', çanakkale ve passchendaele gibi bir batağa saplanmasını önlemeyi birinci hedefi olarak belirlemişti. siper savaşları aylarca sürebilir ve her iki tarafta da, ufak kazanımlar için büyük kayıplara neden olabilirdi. yani yunan ordusu, sürekli bir taarruz içerisinde olacaktı. türk süvari birlikleri, yunan ordusunun sağ kanadına ve cephe arkasına sürekli saldırılar yaparken, yunan ordusuna zarar verip yunanı yıpratması üzerine papulas, genel yunan strateji değişikliğine gitti ve 23 ağustos'a kadar büyük çapta bir çatışma çıkmadı.
23 ağustos tarihinde, hat değişikliği tamamlanmıştı ve yunan ordusu saldırı pozisyonuna nihayet geçmişti. yunan ordusu, ağırlığını artık cenuba, kendi sağ kanadına, yani türk ordusunun sol kanadına vermişti. bu değişiklikteki amaç; türk ordusunun sol kanadını çökertmek, türk hattını dağıtmak ve ara vermeden derhal ankara'ya yürümekti. henüz yunan bu manevraya başlamadan önce ise mustafa kemal paşa, türk ordusunu bu değişikliğe göre konumlandırmıştı. harita üzerinde karadeniz'den akdeniz'e doğru neredeyse dik bir çizgi şeklinde pozisyon alan türk ordusu, artık sol kanadından ankara yönüne doğru açılarak, bir dik açı oluşturacak pozisyona gelecekti. bu stratejik yayılmanın muazzamlığı ise, savaşın açılış ve kırılma evrelerinde kilit rol oynayacaktı.
23 ağustos'un sabahında, yunan ordusu ilerleyişe geçti ve ilk sıcak temaslar sağlandı. artık iki ordunun da siklet merkezleri karşı karşıyaydı. sakarya nehri'nin batısına gelen yunan ordusu, sert bir direniş ile karşılandı ancak yunan avcı birlikleri, inatla ilerlemeye çalışıyordu. 24 ağustos'a kadar aralıksız devam eden muharebe, bu tarihte yunan kanadı adına sonuçlar vermeye başlamıştı. öncü yunan birlikleri, beylikköprü üzerine yoğunlaştı, hatta nehri geçti. nehrin doğusuna geçer geçmez köprü başını tutmaya koyulurken, bir yandan da türk hattını kırmak adına taarruza devam edildi. nehri geçen öncü yunan birliklerine, türk ordusu hem şimalden hem de cenubtan bir baskın taarruzuna geçti ve hucüm eden yunan ordusu bir anda iki ateş arasında kaldı. kanlı çatışmalar sonucunda durdurulan öncü birlikler, köprü başına kadar itildi.
yunan ordusu, türk hattını vurmak adına, ağustos'ta yeni bir taarruza kalkıştı ve bu taarruz, bir öncekinden de büyük bir sayı ile yapıldı. papulas inatçıydı. haymana'nın 30 km kadar doğusuna taarruz eden yunan ordusunun bütün saldırıları karşılandı, sadece türbetepe'de yunan kazanımları oldu. işgal edilen türbetepe'de çatışmaya devam eden türk piyadeleri, hattan desteğe gelen 3 alaylık bir kuvvetle yunan pozisyonuna süngü hücumuna geçti ve yunan ordusu türbetepe'den de itildi. türk piyadesi, en az papulas kadar, hatta ondan kat kat inatçıydı. 25 ağustos'un son saatlerine kadar devam eden çatışmalar sonucunda yunan ordusu, nehrin doğusundaki ilk konumuna gerilemişti.
kesintisiz süren muharebe, 26 ağustos'ta yeni bir yunan genel taarruzu ile ateşini yükseltti. yunan ordusu bu kez bir buçuk tümen ile beylikköprü'nun kuzeyine ve iki tümen ile de yıldız ve devidemir'e ilerledi. ilk safhanın en kanlı çatışmalarından birisi haymana'da gerçekleşti ve haymana cenubunda yunan ordusu kazanımlar sağladı. diğer hatlarda ise türk ordusu pozisyonlarını zor da olsa koruyabilmişti.
27 ağustos'ta yeni kazanımlarına yerleşmeye çalışan yunan ordusu, ardı arkası kesilmeyen bir genel taarruza daha girişti. bir sonuç elde edemese de türk ordusu büyük kayıplar vermişti ancak yine de cephede tutunmayı bildi. bugünün ardından ankara'daki meclis'in kayseri'ye taşınması dile geldi. eğer savunma hattı geçilecek olursa, meclis işlevini sürdürmeliydi. enver paşa da batum'dan bu muharebe'nin sonucunu bekliyor ve ona göre hareket etmeyi planlıyordu.
28 ağustos'ta yunan ordusu, sakarha nehri'nin kıyısına iyice yerleşmişti ve beylikköprü üzerinden türk ordusunun cenubuna taarruza devam etti. yunan ordusu toprak anlamında pek bir kazanım elde edemese de, türk ordusuna büyük kayıplar verdirmeyi başarmıştı. bunun yanı sıra türk ordusunda firarlar başlamıştı ve cepheyi terk eden askerler oluyordu. türk ordusu buna rağmen inatla direniyor ve yunan ordusuna da büyük kayıplar verdirmeyi sürdürüyordu. yunan ordusunun yaptığı genel taarruzlar sonucunda ordunun en hızlı birliklerinin çoğu öldürülmüş ve yaralanmıştı. türk ordusu iyiden iyiye zayıflarken durum yunan ordusu için de pek parlak değildi.
29 ağustos ise yunan ordusunun artık türk ordusunu kırmak adına açılış evresindeki en büyük genel taarruzu başlamıştı. 7 gündür aralıksız savaşan iki ordu da yorulmuştu ama yunan, taarruzunda ısrarcı olmaya devam ediyordu, türk ordusu da savunmasında. yine beylikköprü'den başlayan yunan taarruzu, bu kez dikilitaş ve daha doğusundaki büyük gökgöz mevzilerine kadar sürdü. bu taarruz ile yunan, neredeyse meydan muharebesi boyunca kazandığı toplam topraktan daha fazla bir kazanım sağladı. bunun üzerine mustafa kemal paşa, ordunun merkezini derhal sarı halil ve kursak hattına çekti. dikilitaş'ta ilerleyen yunan ordusuna karşı alınan yeni pozisyon, yunan ordusunu yeni bir pozisyon almak zorunda bırakmıştı. yani yunan ordusunun bütün kazanımları, boşa kürek çekmek değimine karşılık gelmişti. yine harita üzerinde düşünecek olursak; kuzeyden güneye düz bir çizgi gibi inen türk savunma hattı, en güneyinde dik bir açı oluşturacak şekilde yeni bir hat oluşturmuştu. "hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır ve o satıh bütün vatandır!" vatansever bir söz olmasının yanı sıra bu söz, askeri terminolojiye tepeden inecek olan bir savunma stratejisiydi. türk hattı dağılabilir, gedik açılabilir ve yok olabilirdi, ama asla dağılamazdı. hatta herhangi bir nokta geçilse dahi, diğer hatlar direnişe devam edecek ve bozulan hat daha geride yeni bir pozisyonda hat kuracaktı. geleneksel meydan muharebeleri'nde yarılan bir hat derhal dağılır ve diğer hatlar sağlam olsa dahi kendisini yenilmiş sayar ve dağılırdı ama bu geleneksel bir savaş ve yöneteni geleneksel bir paşa değildi. bununla da yetinmeyen türk ordusu, savunma hattını daha geriye kurduğunda daha yoğun bir hat oluşturmuş oluyordu. türk ordusu, sırtını artık şimale vermişti ve cenubuna doğru savunma pozisyonu almıştı. papulas'ın öngörüsü, bu taarruz sonucunda yarılan türk hattının tamamen dağılması gerektiği yönündeydi. yalnız papulas'ın değil, muharebeyi takip eden bütün dünyanın öngörüsü böyleydi. papulas, hattı kısmen yarmasına yarmıştı ama beklediği asla olmayacaktı. türk ordusu inatla direnişe devam ediyordu.
"sönmüş görünen türk ruhu yedi günden beri sakarya kıyılarında bir alev gibi yanıyor. türkler dirilmiyorlar, yaşadıklarını ispat ediyorlar."
30 ağustos'ta türk savunma pozisyonuna göre güneyden kuzeye doğru yunan ordusu tekrar taarruza geçti. papulas, türk ordusunun yeni savunma hattını çabuk okumuştu ve merkezi olan sarı halil ve kursak bölgesinin yanı sıra türk hattının yeni sol kanadı olan büyükçalış mevzilerini hedef aldı. bu büyük genel taarruz da türk ordusu tarafından, kayıplarına rağmen uzaklaştırıldı. yunan ordusu, sadece çaldağı'nın garp yönüne kolayca girebilmişti ve bu bölgenin kazanımı, yunanı ümitlendirmeye yetmişti.
cephede kutlamalar yapmaya başlayan yunan ordusu, yeşeren ümitleri ile yeni bir taarruzu 31 ağustos'ta gerçekleştirdi. sivrihisar-günyüzü bölgesindeki kazanımlarını ilerleyen yunan ordusu çaldağı'ndaki kazanımlarını da geliştirdi.
kırılma evresi 31 ağustos sonuna kadar gelişen muharebeler sonucunda yunan ordusu, büyük kayıpları nedeniyle türk ordusunun sol kanadına taarruz yapmaktan vazgeçti. bunun yerine, nispete daha seyrek olan türk ordusunun sağ kanadına 1 eylül'de taarruza geçti. haymana ve dikilitaş yönünde gelişen bu taarruz, türk savunması tarafından son ana kadar karşılandı.
2 eylül tarihinde bu taarruz hız kesmeden tazelendi. bu taarruz ile çaldağı üzerindeki türk birlikleri daha doğuya çekilmek durumunda kalmıştı. çaldağı'nın hakimiyetini ele geciren yunan ordusu, görünüşte bütün muharebe sahasına hakim olan bu tepe sayesinde, savaşın gidişatını türk aleyhine döndürmüş gibi görünüyordu. gelin görün ki, bu çok yanlış bir düşünceydi.
"daima özünü koruyan, aklını ve ileri görüşlülüğünü koruyan bir ordu için mevziin önemi yoktur. bir asker her yerde savaşır. tepenin üstünde, tepenin altında, derenin içinde de savaşır." -türk ordusu başkumandanı gazi mustafa kemal paşa
paşa, ordusuna, davasına ve kendisine güveniyordu. hatt-ı müdafaa yoktu, sath-ı müdafaa vardı. başkumandan'ına uyan türk ordusu, çaldağı'nın yunan ordusunun eline geçmesinden endişe etmedi ve çaldağı'nın 500-1000 metre kadar doğusuna, daha güvenli bir hatta yerleşip savunma düzenini tekrar kurdu.
3 eylül'de, yunan ordusunun bütün yorgunluğu ve sessizliği gün gibi ortadaydı. ufak çatışmalar sürse de büyük bir çarpışma vuku bulmadı. neredeyse bütün avcı birliklerini kaybeden yunan ordusu, ufak hazırlıklar içerisindeydi.
eylül'ün dördüncü gününde hazırlıklar sonuçlanmıştı ve elinde kalan iyi durumdaki saldırgan birlikleri ile türk ordusunun hem sağ kanadına hem de merkezine bindirdi. bu taarruz, yunan ordusu için felaket denebilirdi ve türk ordusu tarafından, büyük kayıplar verdirilerek durduruldu, devamında da uzaklaştırıldı.
yunan ordusu mağlup olmak üzereydi veya çoktan mağlup edilmişti. ama ne papulas, ne yunan ordusu, ne de bütün dünya bunu itiraf edemiyordu. bu sebeple 5 eylül'de toplayabildiği bütün yedek kuvvetleri ile son bir taarruza girişti. toplayabildiği kuvvet, türk ordusunun merkezini hedef almıştı ancak yine savunma tarafından sert bir yanıt ile durduruldu. yunan ordusu artık saldıramaz haldeydi. eli kolu kesilmiş olsa da kükremeye çalışan papulas, resmi raporunda kendince savaşı bitirmişti. raporunda türk ordusunu yendiğini ve nehrin doğusuna yerleştiğini beyan ediyordu. oysaki mustafa kemal paşa, planının birinci evresini henüz bitirmiş ve ikinci aşamaya başlanmamıştı bile. paşa'nın planının ilk aşaması, yunan'ı kendi istediği yerde savaşmaya zorlamak ve meydan muharebesini hiç aralık vermeden sürdürüp yunan ordusunu kırmaktı. ikinci evre ise, düşmanın üzerine atılmaktı ve artık başlıyordu.
kapanış evresi (238 yıl sonra sonlanan türk geri çekilmesi) 6 eylül sabahında gün doğudan doğarken, yunan ordusunun artık harekete veya taarruza takati kalmamıştı. muharebenin başından bu zamana kadar savunma pozisyonunda kalan türk ordusu, taarruza hazırlanıyordu. günlerdir mütemadiyen saldıran yunan ordusu ile türk ordusunun durumları artık yer değiştirmişti. türk ordusu, yunan'ın direnişinin ne dereceye kadar kırılganlaşacağını tartmak icin derhal merkezinden taarruza geçti. iki tümenlik yunan cephesine taarruz eden türk ordusu başarılı olmuştu ve görünen o ki, genel bir taarruzun vakti gelmişti. 13 eylül 1683 günü viyana'da başlayan türk geri çekilmesi, ölüm kalım savaşının ardından, hiç kimse bunu beklemezken bitmişti ve bu da yetmezmiş gibi, türk ordusu taarruza geçmeye hazırlanıyordu.
eylül'ün 7'sinde yunan savunmasına yapılan tacizler, 8 eylül günü devam etti. türk kurmay heyetindeki genel görüş; artık düşman ordusunun tepelenme vaktinin geldiği yönündeydi. hazırlıklar daha köklü ve genel şekilde hızlandırıldı. 9 eylül günü hazırlıklar bütün türk hattında ivedilikle sürdü.
10 eylül günü, bütün cephede, özellikle beylikköprü'nün doğusunda bulunan yunan kuvvetlerine, mustafa kemal paşa'nın emri ile genel taarruz başlatıldı. bu taarruz, türk ordusuna kesin ve büyük sonuçlar sağladı. düşman mevzilerini türk topları dövüyor, süvariler akın halinde ilerliyor ve piyadeler süngü hücumuna kalkıyordu. bu bölgeyi işgal etmiş olan yunan ordusu, topunu ve tüfeğini terk edip beylikköprü yönüne kaçmaya başladı. papulas, kendi ordusunun artık saldıramayacağını fark ettiğinde, aynı şeyin türk ordusu için de imkansız olduğunu düşünüyordu ve bu bölgeye yerleşmeye başlamıştı. taarruza geçen türk ordusunun yarattığı tahribatlar sonucu yunan ordusu, acele bir şekilde geri çekilmeye başladı.
yunan ordusu sağ kanadı başta olmak üzere geri çekilirken, türk taarruzları giderek şiddetini arttırmıştı. öldü denilen bir millet, yaşadığını kanıtlamak istercesine, sanki günlerdir harp eden bir başkasıymış gibi saldırıyordu. geri çekilişi iyice zorlaşan yunan ordusu, büyük bir cesaret örneği göstererek, türk taarruzuna karşı koymaya çalışarak, geri çekilmeyi güvenli bir hale getirmeye çalıştı. 11 eylül günü geri çekilirken perdeleme taarruzu yapan yunan birlikleri, türk ordusu tarafından derhal kırıldı ve uzaklaştırıldı.
türk taarruzu 12 eylül'de de aralıksız devam etti. büyük bir direniş gösteren yunan savunmasına rağmen, türk süngüleri en önemli mevzileri ele geçirmeyi başardı. kartaltepe, beştepeler ve cenubundaki cephelerin türk ordusu tarafından ele geçirilmesi ile, yunan ordusu iyice çözüldü. perişan bir görünüme bürünen yunan ordusu, bir an önce nehrin garbına geçmeye çalışıyordu ve bütün tertibini kaybetmişti.
13 eylül'de güneş tepedeyken, sakarya nehri'nin doğusu, yunan unsurlarından tamamen arındırılmıştı. haberi alan meclis, imkansız görünen bu zafere inanamıyordu. yunan taarruzunun durdurulması bile herkesçe imkansızken, o orduya karşı saldırıya geçmek, görülse dahi inanılmayacak bir şeydi. ama türk ordusu, subayıyla eriyle, topuyla, silahıyla, süngüsüyle ve başkumandanı ile bunu başarmıştı. o satıh bütün vatandı!
"hürmet sana ey şan dolu sancağım baştan başa arza hakim ol şahım türk ordusu türk ordusu sayende sakarya'da kurtuldu şan otağım
dünyalara bedeldir mah cemalin allahına emanettir kemalim"
meydan muharebesi halen devam ederken, afyonkarahisar ve dinar bölgesinde bulunan türk birlikleri de uşak hattına taarruz etti ve yunan hattı ile köprülerini tahrip etti. yunan'ın geri çekilişini zorlaştırmak için yapılan bu taarruz, meydan muharebesinin kazanılmasına büyük katkı sağlamıştı. bu taarruz, düşman çekilirken bir kama gibi düşman hattına girdi ve üzerine gelen yunan birliklerini vurdu. sivrihisar'a kadar süren taarruzla türk ordusu, yunan başkumandan'ının merkez karargahına kadar girdi ve papulas'ın şahsi eşyaları dahil olmak üzere birçok şeyi ele geçirdi.
yunan ordusu, nehrin batısına itildikten sonra çekilmeye devam edecek durumda değildi ve toplanması gerekiyordu. bundan dolayı nehrin geçitleri kuvvetli bir şekilde tutuldu ve nehrin garbında toplanmaya başlandı. bunu gören mustafa kemal paşa, direkt olarak yunan ordusu üzerine saldırmak yerine, şimal ve garp yönünde, toplanma alanı dışından taarruz ederek geri dönüş yolunu kesme emri verdi. bu hareketin yaratacağı tehlikeyi fark eden yunan ordusu, nehrin savunmasından vazgeçip batıya doğru süratle çekilmeye başladı. yunan ordusu, mihalıççık ile sivrihisar arasında ve demiryolu güzergahını yeni toplanma alanı belirlemişti. aynı esnada türk ordusu, sakarya nehri'ni her noktadan geçmiş ve mihalıççık ile sivrihisar hattına yaklaşıyordu. önemli bir kısım türk kuvveti, mahmudiye-arapören civarındaydı, yani seyitgazi ile alpu'nun güneyine kadar ilerlemişlerdi. bir diğer kuvvet ise, şimalden kartaltepe'yi işgal etmiş ve doğruca alpu üzerine ilerliyordu. türk ordusunun aldığı bu saldırı pozisyonu, yunan ordusu için hiç de iç acıcı değildi. yunan ordusu buna tepki olarak, taarruz eden türk kuvvetinin sol kanadını kuşatmak amacıyla hızlı bir saldırı harekatı pozisyonuna geçti. yunan saldırıya başlamadan evvel, türk ordusu derhal bu stratejiye önlem aldı ve yunan ordusunu daire konumu aldırmaya zorladı. bunun üzerine son bir can havli ile merkezden yarma harekatı düzenleyen yunan ordusu, başarılı olamadı ve savunma pozisyonunda kalmaya karar verdi. taarruza bu sefer türk ordusu geçti ve yunan'ın savunma pozisyonu almasını engelledi.
ankara'nın 50 km. kadar yakınına ulaşan yunan ordusu, savaşı kaybetmiş ve geri çekilmişti. muharebeyi kazanan türk ordusu ise, başlangıçtaki büyük firarlar ve savaştaki kayıplar nedeniyle genel bir taarruza hazır değildi ancak artık yunan ordusu da taarruz edemez hale getirilmişti. ucu açık gibi görünse de sakarya meydan savaşı, kurtuluş savaşı'nın gordion düğümü idi ve ulu önder gazi mareşal mustafa kemal atatürk de tıpkı iskender gibi o düğümü kılıcı ve aklı ile kesmişti.
"efendiler! barış yoluyla haklarımızı elde etmek için her yola başvurduk. bu konuda hiçbir kusur etmedik. fakat, bizim bütün iyi niyetlerimizi ve ciddiyetimizi, medeniyet alemi önünde gizlediler. ve ancak ilkel kavimlere yapılabilir uygulama ile ve çocukça birtakım manasız tehditlerle bizi karşıladılar. efendiler! bütün dünyanın bilmesi lüzımdır ki: türk halkı, türkiye büyük millet meclisi ve onun hükmeti, uşak yerine konulmayı kabul edemez. her medeni millet ve hükümet gibi varlığının, hürriyet ve istiklalinin tanınması talebinde kesinlikle ısrarlıdır. ve bütün davası da bundan ibarettir!"
sonuçları yunanlara etkisi yunan ordusu geri çekilirken, türklerin kullanabileceği hiçbir şey bırakmamak için demiryolları ile köprüleri havaya uçurdu ve birçok köyü yaktı. geri çekilirken türk sivil halkına karşı yaptığı tecavüzler, kundaklamalar ve yağmacılık sonucunda 1 milyonun üzerinde sivil türk evsiz kaldı. yunan kanadı, hala türklerin büyük bir saldırı düzenleyip kendilerini anadolu'dan atamayacağına emindi ve bölgedeki türk nüfusunu azaltma gayretine bütün vahşilikleri ile devam etti. mayıs 1922'de yunan ordusu başkomutanı general anastasios papoulas ve kurmay heyeti istifa etti. yerine general georgios hacianestis atandı. hacianestis, deli olduğu kadar ihtiyatlı da bir kumandandı ve batı anadolu'daki yunan hattını kuzeyden güneye uzatıp, iyice tahkim ederek izmir'i güvene almaya çalışacaktı. papulas'ın hatalarının farkındaydı ve aynı sonucu paylaşmak istemiyordu. gözden düşen papulas ise, 1930'lu yıllara kadar elefterios venizelos'u destekledi. venizelos'un siyasi başarısızlıkları, papulas'ı da etkileyecek ve 1935'te bir askeri darbe hazırlığında olduğu suçlaması ile idam edilecekti.
türk kanadı miralay fahrettin bey, miralay kazım bey, miralay selahattin adil bey ve miralay rüştü bey, mirliva rütbesine terfi etti ve paşa oldular. atatürk'ün ise, sakarya meydan muharebesi'ne kadar askeri bir rütbesi yoktu. osmanlı devleti tarafından verilmiş olan rütbeleri, yine osmanlı devleti tarafından alınmıştı. nutuk'ta gazi paşa şu ifadeleri kullanır: "sakarya muharebesi neticesine kadar, bir rütbe-i askeriyeye haiz değildim. ondan sonra, büyük millet meclisince müşir (mareşal) rütbesi ile gazi unvanı tevcih edildi. osmanlı devleti'nin rütbesinin, yine o devlet tarafından alınmış olduğu malumdur."
"o sevimli yüzün asla solmasın hiçbir vakit kalbin yasla dolmasın ey mert asker durma yürü ileri! vatanımda tek bir düşman kalmasın
dünyalara bedeldir mah cemalin allahıma emanettir kemalim!"
mustafa kemal paşa, sakarya meydan muharebesi'nin zaferinin ardından ankara'ya dönmekte iken, bir türbe başında dua edilmesi ve mevlit planlanmıştı. sözde, bu zaferin mimarı, o türbe idi. bunu haber alan gazi paşa hiddetlendi ve "mehmetçiğimin hakkını ve çabasını, burada yatan bir ölüye yediremem!" diyerek, vatanın kurtulmasında askerinin önemini vurgulamıştır. muharebenin kazanılmasıyla, türk milletinin savaşın kazanılacağına olan inancı kuvvetlenmiştir. istanbul'da, tüm camilerde sakarya'da şehit olan askerler için mevlitler okunmuştur. o ana kadar, ankara'ya mesafeli duran istanbul basınında dahi bir sevinç duygusu oluşmuştur. muharebenin sonunda, batı cephesi'ne bağlı birliklerin komuta yapısı değiştirildi. 1. ve 2. ordu kuruldu. grup komutanlıkları lağvedilerek yerine 1., 2., 3., 4., 5. kolordular ve kolordu seviyesinde kocaeli grup komutanlığı kuruldu. savaşın başında umutsuzca firar eden askerlerin yerine, yurdun dört bir yanından gönüllü askerler katılmış ve ordu revize edilmiştir. Tekalif-i milliye emirleri, türk halkı tarafından zorunluluk şöyle dursun bir bayram havası olarak algılanmış ve orduya destek her geçen gün artmıştır.
dünyada etkisi uluslararası toplumun,özellikle ingiltere'nin, tbmm güçlerine bakışı değişmiş ve yunanistan, arkasındaki ingiltere desteğini büyük ölçüde kaybetmiştir. türk direnişi, bütün dünya tarafından artık meşru olarak kabul edilmeye başlanmış ve davası destek görmüştür.
buhara cumhuriyeti'nden türk meclisine üç kılıç gönderildi. kılıçlardan birisi mustafa kemal paşa'ya, diğeri de ismet paşa'ya verildi. bu kılıçlardan sonuncusu ise, izmir'i fetheden timur'a aitti. manevi değeri çok yüksek olan bu hediye, 1 sene sonra izmir'e giren ve izmir hükümet konağı'na, yaralı olmasına rağmen, türk bayrağını çeken şerafettin izmir'e verilecekti.
güneş batmayan imparatorluk adı ile anılan britanya imparatorluğu, kuklası yunan krallığı aracılığı ile emperyalizmini anadolu'ya ve türk'e de ulaştırmaya çalışırken başarısız olmuştu. bu nedenle diğer sömürgeler de olan bitenin farkına varacak, tanrı gördükleri britanya'nın kanayabileceğini fark edecek ve kendi bağımsızlık savaşlarına girişeceklerdi. britanya için artık günbatımı ufukta görünüyordu.
devamı anadolu'da hala büyük bir kuvvet bulunduran yunan ordusu, kazanımlarını elinde tutmaya çalışacak, türk ordusu ise vatan toprağında tek bir işgal kuvveti kalmayana dek taarruz edecekti. bu dualite içinde türk ordusu için kaçınılmaz olarak ilk hedef akdeniz görünüyordu. başkumandan gazi mareşal mustafa kemal paşa, 1 sene içinde orduyu düzenleyecek, ileri emrini verecek, büyük taarruz'u başlatacak ve yunan'ı denize dökecekti. bununla da yetinmeyen türk ordusu, tarafsız bölge ilan edilen istanbul üzerine yürüyecek, çanakkale krizi'ni çıkaracak, britanya hükümetinin düşmesine neden olacak ve mudanya mütarekesi ile bundan da alnının akı ile çıkacaktı. lozan antlaşması ise, türkün zaferinin nişanı ve türkiye cumhuriyeti'nin resmiyeti olacaktı. mustafa kemal atatürk'ün, mareşal fevzi çakmak'ın, ismet inönü'nün, bütün subaylarımızın, askerlerimizin her birinin, aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin hepsini büyük saygı ile anıyorum. onlar olmasaydı hiçbirimiz ne sevebilir, ne üzülebilir, ne aşık olabilir, ne bir yerlere gelebilir, ne de kendi bayrağımız altında hür olabilirdik. kısacası insan muamelesi görmez ve yaşayamazdık. türk milleti, en buhranlı zamanlarından, büyük fedakarlıklar, kahramanlıklar ve vatanseverliklerle çıkmasını bilecekti.
"umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. ben, umudumu hiçbir zaman yitirmedim." -gazi mareşal mustafa kemal atatürk