1. türk tarihinin en önemli muharebelerinden, hatta nazarımda en önemlisi. bütün ordumuzu, şehitlerimizi ve gazilerimizi anmadan olmaz. 22 gün 22 gece sürmüştür, bir diğer adı da 'dır çünkü ordumuzun büyük bir bölümü ve verdiğimiz şehitlerin büyük bir kısmı subaylardan oluşmaktaydı. 22 gün ve 22 gece, söylemesi kolay, peki ya savaşması? türk tarihindeki en önemli savaşlardan olan bu çetin meydan muharebesine girmeden önce, savaşın vuku bulmasına neden olan durumlar ve türk ordusunun içinde bulunduğu durumlara değinmekte fayda var. şimdilik 23 ağustos'a kadar, yani savaşın başladığı güne kadar olan şeyleri şöyle bırakacağım. Sonrasında da savaşı gün gün yazacağım.

    osmanlı devleti, girmekten başka çaresi olmadığı 'nden kaçınılmaz olarak yenik ayrılmış, neredeyse bütün toprakları işgal ve ilhak edilmişti. 30 ekim 1918'de, limni adası'na demir atmış olan 'nda mondros mütarekesi, osmanlı temsilcisi tarafından imzalanmıştı. itilaf kuvvetleri, özellikle agamemnon isimli gemiyi seçmişti çünkü akhalı kral , 'nda truva'yı yenen ordunun en önemli isimlerindendi ve hem yunan'ı hem de bütün batıyı temsil ediyordu. rauf orbay ise, bu utanç dolu iki anlaşmadan birisini (diğeri malum ) imzaladığı için, türk direnişinde en üst makama gözünü dikse de, asla çıkamayacaktı.

    'nin 7. maddesi; "müttefikler, emniyetlerini tehdit edecek vaziyet zuhurunda herhangi sevkulceyşi noktasını işgal hakkını haiz olacaklardır." yani, osmanlı toprakları'nda, isyan, en ufak bir baş kaldırı veya kendi huzursuzluklarına neden olabilecek her durumda, türk topraklarını işgal edecekti. bu madde, büyük tepki alsa da osmanlı hükümeti tarafından imzalandı. bu anlaşma ile birlikte itilaf kuvvetleri, türk topraklarını ele geçirmeyi meşru kılacaktı. ama bunu yaparken karşılarında bir ordu bulmak istemiyorlardı ve bu mütarekeye, bütün osmanlı ordusunun terhis edilmesini ve ellerindeki silahları itilaf kuvvetlerine teslim etmeleri gerektiği maddelerini eklediler ( hariç neredeyse bütün ordu bu karara uydu.) yani işgal için gerekli olan her şey, agamemnon zırhlısında hazırlanmıştı. tabii bu durum, direnişi başlatacak ve devamında yunan ordusunun izmir'e türlü bahaneler ile ordu çıkarmasıyla, direniş daha da büyüyecekti.

    itilaf kuvvetleri, mondros ile her şeyi hazırlamıştı ama çıkacak isyanları minimuma indirmek için her şeyi yapıyorlardı. isyanın en çok beklendiği yer olan karadenizde, trabzon limanlarına gemiler gönderilmiş, kastamonu kıyı şeridi itilaf ablukasına alınmış ve bir ingiliz subayı, bizzat karadeniz komutanı olarak bölgeye, beraberindeki inzibat ordusu ile atanmıştı! anadolu'nun güney ve güneydoğu kesimlerinde de aynı isyanları başlamadan önlemek için bir fransız subayı ve beraberindeki kolluk kuvvet bölgeye intikal etmişti. türkün eli kolu bağlanmıştı ve artık nefes alması da engellenmeye çalışılıyordu.

    ama türk, her ne kadar haini olsa da, mazlum bir milletken, namusuna, ailesine, özgürlüğüne, yuvasına ve özgürlüğüne dokunulursa, silahına sarılacak kadar gururlu evlatlara da sahipti. isyanlar evvela küçük çapta başladı ama fitil bir kere ateşlenmişti.

    istanbul işgal kuvvetlerince derdest edildiğinde -ki itilaf kuvvetleri istanbul'u fethettiklerini belirtirler-, fransız general şehre atı ile büyük bir zafer alayı eşliğinde girmişti. osmanlı bandosu da onu karşılamak için oradaydı. galata'dan beyoğlu'na kadar halkı bir roma imparatoru gibi selamlayarak, fatih'in istanbul'a girdiği kapıdan girdi. türk tarihinin en utanç dolu anlarından birisiydi. vatansever türk subayları, bu gibi bir sürü utanç nedeniyle çoktan anadolu'ya gitmeye başlamıştı. çünkü istanbul artık kurtuluşu desteklemek şöyle dursun, köstek olacak bir yerdi. savaşın en önemli türk subayı olarak öne çıkan ismi da istanbul'daydı. savaşın neredeyse her cephesinde cesurca savaşmıştı ve şimdi ise işgal gözlerinin önündeydi. istanbul'dan çıkmak için bir sürü yol aradı ama kendisi, itilaf kuvvetleri tarafından özellikle izleniyordu çünkü savaşta kendilerine en büyük hasarı veren komutan kendisiydi. bir süre istanbul'da hem vatansever olduğunu düşündüğü arkadaşlarıyla direnişi ve fikirlerini konuştu. aynı esnada itilaf kuvvetleri temsilcileri ile görüşerek emellerini öğrendi ve türk'ün yaşama hakkını diretti. bu, daha da dikkat edilmesi gerektiğine neden oldu. hem padişah vahdettin ile hem de osmanlı hükümeti ile de vaziyetin vahameti için de görüşüyordu ama hilafet ve nazırlar, türk halkını umursamayarak kendi dertlerine düşmüşlerdi, artık kazanılamazlardı. bunun ardından mustafa kemal paşa, kusursuz bir politika izleyerek, karadenizde 'ın başlattığı isyanı bastırma görevi ile karadenize gidebileceğini belirtti. itilaf devletleri, buna başta karşı çıksa da, mustafa kemal paşa padişahı ve osmanlı hükümetini, isyanı bitirebileceği yönünde ikna etmişti. itilaf devletleri de, böylesine önemli bir paşa'nın bile isyana karşı çıkmasının kendi yararlarına olduğunu düşünmüşlerdi. çünkü, kendilerini defalarca yenen bu paşa bile kurtuluşu göremiyorsa, halk da öyle yapardı. ama öyle olmayacaktı. ellerinden kaçırdıkları o paşa, bütün türk ulusunu kurtuluşa götürecekti. ve mustafa kemal paşa, 19 mayıs'ta samsun'a çıkışını sağlamıştı. 16 mayıs'ta bandırma vapuru demir aldı ve türkün kurtuluş safhası başlamış oldu.

    türk direnişinin en büyük tetikleyicisi, şüphesiz ydi. 15 mayıs 1919'da, mütareke'nin yedinci maddesi devreye girmişti. yunan ordusu, izmir'e, wilson ilkeleri gereğince garantör olduğu iddiası ile çıkmıştı ama karaya çıkarken 'in kurşunu ile karşılanmışlardı. bu, türkün hürriyetinden asla vazgeçmeyeceğinin ilk ve ayaklı kanıtıydı, "gerekirse ölürüz ama toprağımıza ve hürriyetimize saldıranın karşısına dikiliriz!" işgal sırasında izmir, sözde osmanlı hükümeti yönetiminde olsa da, güç yunandaydı. 5 yıl sonra yapılacak halk oylamasında bölgenin kime ait olduğu belirlenecekti ve bu sebeple yunan, sistematik türk katliamlarına ve göçlerine ağırlık verdi. oylamayı şansa bırakmak istemiyorlardı. bununla da yetinmeyen yunan ordusu, izmirden kuzey, doğu ve güney yönüne ilerlemeye başladı. sırasıyla aydın, uşak, balıkesir ve çanakkale'nin cenubu da işgal edildi. yunan ordusu, anadolu'ya ordu yığmaya devam ediyordu. güney ve kuzey yönünde doğal sınırları çizdikten sonra dikkatini doğuya verdi. asıl hedef, istanbul'daki meclisin taşındığı yer olan ankara'ydı. yunan ordusu, fethettiği(!) yerlere, kolluk kuvvetler bıraktıktan sonra siklet merkezini uşak hudutları olarak belirledi. izmir'in işgali ile başlayan yunan istilası sürerken, türk kurtuluş çabası da başlamıştı ve karadeniz ile doğu anadolu'da büyüyordu. güneş doğudan elbet doğacaktı ama henüz batı, karanlıklar içerisindeydi. müdafaa cemiyetleri kuran yerel türk kuvvetleri, cılız da olsa direnişteydi. 'in gücü, diğer direniş kuvvetlerine nazaran hatrı sayılır düzeydeydi ve özellikle gediz hattında yunan ordusuna büyük zararlar verip ilerleyişi yavaşlatıyordu. çerkez ethem ve yiğitleri, yunan ordusunu pusuya düşürüyor, ikmal yollarını sabote ediyor ve ege ile anadolu arasına resmen duvar örüyordu. gayretleri takdire şayandı, birçok iç isyanı (, , , ) bastırmada da görev alarak önemini kanıtlamıştı ama bu isyanları bastırırken idamları o anda gerçekleştiriyordu ve kafasına göre hareket ediyordu. özellikle ağabeyleri tarafından pohpohlanan çerkez ethem, düzenli ordu fikri vücut bulduğunda sıcak bakmamıştı. garp cephesinin ilk komutanı (soyismini sonradan alır tabii ki) ile iyi ilişkiler kurmuştu ancak daha sonra cephe komutanı olarak atanan 'den haz etmiyordu. sırasında, garp cephesi komutanı ali fuat paşa ile başarılı harekatlar düzenlemiş ve gediz'i geri alarak, izmir'in işgali'nden sonra ilk defa yunanların işgal ettikleri bir bölgeden geri çekilmelerini sağlamıştı. bu dönemden sonra garp cephesi komutanlığına atanan ismet bey'i istemeyen ethem, kendisinin garp cephesi komutanı olması gerektiğini belirterek ankara hükümetine baş kaldırdı. bastırdığı nice isyandan sonra, bu kez kendisi ihanet ile isyan halindeydi. ismet bey ve refet bey, çerkez ethemin ordusu üzerine yürüdü. ordu içindekiler, kendi ordumuza saldırmayız düsturu ile hareket etti ve büyük bir çatışma çıkmadan ethemin ordusu teslim oldu. ethem ise savaştığı yunana sığındı, ülkeden gitti ama türk ordusuna karşı en ufak bir harekette bulunmadı. çerkez ethem, hırsları yüzünden ihanet batağına düşmüş olarak, listesine adını yazdırarak, tarih sahnesinden çekildi. bu olay, garptaki düşman yunan için fırsat olmuştu. türk iç sorunu, yunanın ordusunu revize etmesine zaman kazandırdı ve yunanlar artık anadolu'da daha kuvvetliydi. eğer karşılarına düzenli bir ordu çıkmazsa anadolu ve türk'ün sonu felaket olacaktı.

    6 ocak 1921 tarihinde yunan kuvvetleri, eskişehir'deki inönü mevzilerinde savunmada olan türk ordusu kuvvetlerine iki koldan taarruza geçti. 6 ocak 1921 tarihine kadar uşak ve bursa bölgesinde hazırlıklarını sürdüren yunanlar, türk-batı cephesi birliklerinin çerkez ethem kuvvetlerinin tenkili harekatı ile meşgul olmasından da faydalanarak, inönü-eskişehir istikametinde taarruza başladılar. 6-9 ocak 1921 tarihleri arasındaki muharebeler, örtme ve emniyet kuvvetleri harekatı şeklinde cereyan etti. inönü mevzilerindeki muharebeler 10 ocak 1921 tarihinde başlamış, yunan kuvvetlerinin taarruz çıkış hatlarına çekildiği 11 ocak 1921 tarihine kadar sürmüştü.

    birinci inönü muharebesi'nden kazanç sağlayamayan ve türk kuvvetlerinin güçlenmesine imkan vermeden imhasını sağlamak, eskişehir ve afyon stratejik bölgesini ele geçirmek, sevr antlaşması hükümlerini zorla türk hükümetine kabul ettirmek maksadıyla 23 mart 1921 günü ileri harekata geçen bursa bölgesine çekilen 3. yunan kolordusu ve uşak bölgesinde bulunan 1. yunan kolordusu londra konferansı'na gitmek için hazırlanan türk temsilcileri daha yoldayken, tüm barış kapılarını kapayıp, biri afyonkarahisar, diğeri eskişehir istikametinde iki koldan saldırı başlattılar.

    mirliva ismet paşa komutasındaki birlikler, karargahı eskişehir'de olmak üzere, güneyden kuzeye 11, 24 ve 61. piyade tümenleri birinci hatta; 3. piyade tümeni ve 1. süvari tugayı örtme görevini müteakip ihtiyatta olacak şekilde, inönü mevzilerinde savunma için tertiplendi.

    yunan ordusu, muharebenin ilk dört gününde çok başarılı olarak 24 mart'ta dumlupınar'ı, 27 mart'ta da afyon'u ele geçirdi. eskişehir yönünde gelişen yunan saldırısı ise birinci inönü muharebesi'nde takip edilen yoldan ilerlemekteydi. inönü mevkiindeki çatışmalar 27 mart sabahı başladı. yunan ordusunun ilk günlerde etkili taarruzlar yapması üzerine bu sıkışık anda takviye olmak üzere mecliste alınan karar doğrultusunda meclis muhafız taburu ile birlikte milli savunma bakanı fevzi paşa cepheye gitti. mevzilerin savunulmasında hiç zaaf göstermeyen ve emirlerinde son derece kesin davranan cephe komutanı ismet paşa'nın başarılı karşı taarruz emriyle düşman güçleri geri çekilmek zorunda kaldılar. yunan ordusu bu çekilişi sırasında türk süvarilerinin ısrarlı takipleri sonucunda ağır kayıplar verdi. buna karşılık yunan ordusunun güney cephesinde yaptığı taarruz gelişme göstermiş, afyonu işgal eden yunan kuvvetleri çay-bolvadin hattına kadar ilerlemişlerdi. ancak yunan birlikleri 30 mart'ta yaptıkları ikinci saldırıda da geri püskürtülünce güneyde afyon şehrinden çekilmek durumunda kaldılar. geri çekilen yunan ordusuna türk süvarileri tarafından yenişehir ovasında kuvvetli bir darbe indirilmişti. yunanların mağlubiyeti batı cephesi komutanı ismet paşa tarafından 1 nisan 1921'de tbmm başkanı mustafa kemal paşa'ya telgrafla iletildi. "düşman, binlerce ölüsüyle doldurduğu savaş meydanını silahlarımıza bırakmıştır." çekilen telgrafa mustafa kemal paşa cevaben "siz, orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz. istila altındaki topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor" demişti.

    inönü muharebelerinden sonra batı cephesi komutanı ismet paşa, karşısında güçlü bir yunan ordusu bulmuştu. yunan ordusu, inönü muharebelerinden sonra, başlamadan önce, cepheye 11 tümen ve 1 süvari tugayı daha intikal ettirmişti. bunun sonucunda kütahya-eskişehir muharebeleri'ne katılan yunan mevcut ordusu, 110.000'e dayanmıştı. türk ordusu kuvveti ise 55.000 dolaylarındaydı. 10 temmuz 1921'de yunanlar, bursa-eskişehir, bursa-tavşanlı-kütahya ve uşak-dumlupınar-seyitgazi istikametlerinde, üç ayrı koldan taarruza geçtiler. 1, 3, 4 ve 12. gruplar ile bir mürettep kolordu olmak üzere; 15 piyade tümeni, 4 süvari tümeni ve 1 süvari tugayından oluşan türk kuvvetleri ise inönü-kütahya-döğer mevzilerinde savunma için pozisyon almıştı. türk ordusu'nun imha edilmesini ve afyon, eskişehir ile kütahya gibi stratejik noktaların işgalini amaçlayan yunanlar, inönü ve kütahya tahkim edilmiş mevzilerini vurmak yerine, zayıf kuvvetlerle tutulmuş olan türk kuvvetlerini güney kanattan kuşatmak üzere harekata başladılar. inönü muharebelerinin aksine, bursa bölgesi'nde hareketsiz görünen yunan ordusu, afyon cephesinde başlangıçta 12., müteakiben de 2. türk kolorduları bölgesine taarruza geçti. afyon'u işgal eden ve 12. kolorduya büyük zayiat verdirerek afyon doğusuna çekilmeye zorlayan yunanlar, taarruzlarını altıntaş-seyitgazi istikametinde yoğunlaştırdılar. 15 temmuz 1921'de 4. tümen komutanı yarbay mehmet nazım bey, yumruçal'da şehit düştü. yunan birlikleri, 17 temmuz'da ismet paşa komutasındaki garp cephesi kuvvetlerini, mehmet nazım bey'in öldüğü yumruçal-nasuhçal civarında cepheyi yarıp kütahya'yı ele geçirdi. aynı gün ile birlikte cepheye gelerek garp cephesindeki tbmm kuvvetlerinin kuşatma tehdidi altına girdiğini gören mustafa kemal paşa, türk ordusunun çekilmesini emretmek zorunda kaldı: batı cephesi birlikleri önce süratle eskişehir-seyitgazi hattına, daha sonra da sakarya nehri doğusuna ricat edecekti. bu ricat, türk ordusu'nun kuşatılarak yok edilmesini engelledi.

    bu yenilgi ve geri çekilme, yunanın motivasyonunu arttırırken türk kanadında büyük tartışmalara yol açtı. atatürk, nutuk’ta orduların sakarya’nın doğusuna çekilmesini zorunlu kılan nedenleri iki başlık altında ifade eder. ilk neden, iki ordu arasındaki “kuvvet, vesait ve şerait nispetsizliği" olarak görülür. buna göre insan, tüfek, makineli tüfek ve top sayısı itibarıyla yunan ordusu, türk ordusuna göre daha üstündü. sakarya’nın doğusuna çekilmek suretiyle yunan ordusu “hareket üslerinden uzaklaşacak ve yeniden menzil hatları tesisine mecbur olacak”tır. böylece türk ordusu toplu halde daha elverişli koşullar altında savaşma imkanı bulacaktı. bu geri çekilmenin en büyük maddi etkisi eskişehir gibi önemli bir mevkiyi düşmana terk etmek, en büyük manevi etkisi ise bundan dolayı oluşan moral bozukluğudur.

    geri çekilme üzerine "ordu nereye gidiyor" söylemleri belirdi ve mustafa kemal paşa'nın, ordunun başına geçmesi gerektiği düşüncesi meclis'e hakim oldu. bir grubun düşüncesi, ordunun zaten yenilmiş olduğu ve mustafa kemal paşa'nın olası yenilgilerle yıldızının söneceğine dair inançtı. diğer bir grup ise durumun vahameti karşısından gerçekten zaferin tek çıkış noktasının mustafa kemal paşa'nın başkumandanlığı olduğunu öne sürüyordu. bu tartışmalar içinde 4 ağustos 1921 tarihli gizli oturumda mustafa kemal paşa, bir takrir sunmuş ve görevi bir şartla kabul etmiştir: bu şart "türkiye büyük millet meclisinin haiz olduğu salâhiyeti, filen istimal etmek"tir. tartışma yaratan iki husus vardı: 1. başkumandanlık payesi yerine başkumandan vekili payesi verilmesi, 2. meclisin yetkilerinin devredilmemesi. 5 ağustos tarihine sarkan tartışmalar sonucunda meclis 13 red oyuna karşı 169 kabul oyu ile başkumandanlık görevini mustafa kemal paşa'ya tevcih etmiştir: "başkumandan; ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette tezyid ve sevku idaresini bir kat daha tarsin hususunda türkiye büyük millet meclisi'nin buna müteallik salâhiyetini meclis namına filen istimale mezundur." böylece mustafa kemal paşa'nın her emri kanun niteliğindedir. başkumandan olarak ilk görev değişikliği, fevzi paşa'nın yalnız genel kurmay işleriyle ilgilenmesini sağlamak için milli savunma bakanlığı görevine dahiliye vekili refet paşa'yı getirmek ve fevzi paşa'yı da genel kurmay başkanı yapmak olmuştur. fevzi paşa daha önceden hem milli savunma bakanı hem de genel kurmay başkanlığı görevini üstlenmekteydi.

    tbmm tarafından başkomutanlığa getirilen mustafa kemal paşa, ordu ile ilgili tüm yetkileri meclis oylaması sonucu kendi üzerine aldı ve emirlerini çıkarttı. arkasından da tarihte o ana kadar benzeri görülmemiş bir savaş biçimi olan, türk milletinin ını başlattı.

    türk ordusu yenilmişti, ama bu yenilgilerden büyük dersler çıkarmayı bilmişti. artık türk ordusunun başında yaşamış en iyi komutan vardı ve tekalif-i milliye emirleri ile bütün türk ulusu savaşa dahil olmuştu. bu yenilginin peşinden yunan ordusu, elindeki en güçlü kuvvetlerle sakarya nehri'nin doğusuna çekilmiş olan türk ordusuna, bütün türk milletini yok etmek için saldıracaktı. türk ordusu yenilecek olursa, polatlı ovası ve bütün anadolu yunana açılacaktı ve türk ulusu bir daha gün yüzü görmeyecekti. tarihler 23 ağustos 1921'i gösterdiğinde, dünyanın ve türk tarihinin en önemli meydan savaşlarından birisi başlayacaktı ve paşalasıyla, subayıyla, eriyle, çiftçisiyle, süngüsüyle, ekmeğiyle bütün türk ulusu, kurtuluşu için ölüm kalım savaşına girişecekti.
    #204499 beren and luithen | 4 yıl önce
    0savaş