1. hayatın en önemli problemini, bilinci ele alan felsefedir. zihin felsefesini anlamak isteyen bir kişi; öncelikle kartezyen düalite, fizikalizm, idealizm ve tarafsız monizm üzerinde düşünmelidir. hiç şüphesiz bu, bir insanın yaşamında ilgilenebileceği en eğlenceli disiplinlerden biridir, insanı kendisini ve çevresini daha iyi tanımaya teşvik eder. özellikle gelişmekte olan yeni zihin-makine entegrasyonu teknolojileri nedeniyle zihin felsefesi, içinde bulunduğumuz yüzyılda önü açık bir alan olacaktır. ne yazık bu alanda ve nörobilimde türkçeye çevrilmiş olan yeterli kaynak yoktur, bundan ötürü bu konular ile ilgilenenlere öncelikli tavsiyem ingilizcelerini geliştirmeleridir.

    konudan fazla sapmadan, zihin felsefesinin temelinde olan farklı perspektiflere ve bu perspektiflerin ne anlama geldiklerine bir bakalım.

    zihin-beden düalizmi descartes'ın önerisidir, lakin bu zaten özünde antik çağlardan beri dinlerde de var olan bir bakış açısıdır. düalizmden, evrende iki farklı töz olduğunu anlarız. bu bakış açısının doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde kesin bir yargıya varamasak da sınırlayıcı olduğunu söylebiliriz, zira birden fazla töz var ise, bu "iki" ile limitlenmek zorunda değildir. düalizmin kabulü, plüralizmi de mümkün kılacaktır.

    antik filozof empedocles için plüralizm, bugün hepimizin bildiği "ateş, su, toprak, hava" klişesi idi. çağımızda bu yorumun elbette bilimde bir yeri yok, fakat çoğul tözlerin var olduğu fikri herkese prensipte imkansız gelmediğinden, yüzyıllar sonra, leibniz monadolojisi de temelde bu prensipten doğdu. lakin leibniz ve monadolojisinden evvel, descartes'a bakmak faydalı olacaktır.

    descartes, her ne kadar içinde yaşadığı dönem için devrim sayılabilecek bir işe kalkışmış olsa da fazla teolojik yorumlar yaptı, doğal olarak antroposantrik düşündü. madde ve zihin arasına katı bir çizgi çekti ve hayvanların bilinci olduğuna da inanmadı. çağımızda madde ve zihnin birbirinden bu kadar bağımsız olduğunu savunabilmek biraz zordur. nörokriminoloji hakkında asgari bir bilgi düzeyine sahip olmanız bile, maddeden bağımsız bir zihni reddetmeniz için yetecek de artacaktır.

    materyalizmden doğacak determinist nedenselliği baltalayabilmek için, düalistler bir orta yola ihtiyaç duydular. bu orta yol okazyonalizm oldu. okazyonalizmin temel hedefinde neden-sonuç ilişkilerini flulaştırmak vardı. işte, leibniz'in felsefesi de aslında okazyonalizmin temcit pilavi gibi ısıtılıp önümüze koyulmuş olan bir versiyonu olarak yorumlanabilir. leibniz, az önce söz ettiğimiz türde düalizmi de aşan, plüralist bir felsefe ortaya koymuştur. hatta töz çokçuluğunu da aşarak sonsuz tözden söz etmiştir.

    wittgenstein'ın çokçuluğu ise bunlardan oldukça farklıdır. wittgenstein konseptleri dil temelinde değerlendirmiştir, "wittgenstein'ın böceği" kendisini anlayabilmek için üzerinde durulması icap eden bir analojidir. dört kardeşinin üçü intihar etmiş olan wittgenstein'ın insanlarla geçinemeyen, komünikasyon problemi yaşayan bir karakter olması, onu ister istemez zihin felsefesi üzerinde kafa yormaya itmiştir. sahi, bu insanlar düşüncelerini nasıl paylaşıyorlardı ki? herkesin yalnızca kendisinin görebileceği bir kutunun olduğu varsayıldığında, kimse başka birinin kutusunun içini göremeyecekti. herkes kendi kutusunda gördüğü şeyi bir 'böcek' olarak tanımlayacaktı fakat herkesin böceği, yalnızca kendi deneyimimin bir ürünü olacaktı.

    wittgenstein'ın yorumunun doğru olduğuna şüphe yok, wittgenstein'ın böceği, zihin-makine entegrasyonuna giderken de önem arz edecek. çünkü zihnimizden geçen bir cümleyi konuşmadan paylaşabilmemizi sağlayan her teknoloji, o cümlenin zihnimizde yarattığı imgeyi ve duygulanımı da paylaşabilmemize olanak tanımayacak. ikincisi alıcı üzerinde yan etkiler bırakabilecek olan daha riskli ve daha kompleks bir teknoloji gerektirecek. neden daha riskli? çünkü herkes bir ptsd hastası ile birebir empati kurmak istemeyebilir.

    asıl probleme geri dönersek: söz konusu konseptlerimiz değil de evrendeki tözler ise, düalizmin kulağa günümüzde daha rasyonel gelen bir formu da mevcut: nitelik düalizmi.

    nitelik düalizmi der ki: "evet, zihin, fiziksel niteliklerden özünde farklı ancak bu yine de onun fiziksel niteliklere bağımlı gerçeğini değiştirmiyor."

    bunu matematiksel bir soyutlama ile açıklamak gerekirse:

    p,q ve alfabenin tüm diğer harfleri birer "materyal" olsun. yalnızca q, bilinci açığa çıkaracak niteliklere sahip olsun. alfabedeki tüm harflerden çok fazla kombinasyon veya permütasyon çıkarabilirsiniz. lakin q olmadığı sürece oluşacak olan her yeni yapı bilinçsiz olacaktır. velhasılıkelam bu argümana göre zihin farklı bir tözden oluşsa bile, öldüğünüzde yok olursunuz.

    bu yalnızca bir analoji, lakin neden önemli? yapay zeka için önemli. "yapay zekâ bilinç sahibi olur mu?" sorusuna cevap arıyorsanız eğer, "belirimcilik nedir ve ne değildir?" sorusu üzerinde düşünmelisiniz. bilincin bilinçliyi kolektif olarak oluşturan yapılar içindeki çeşitli etkileşimlerden doğan bir "üst" yapı olması fikri, materyalist yorum ile de barışık olarak "belirimci materyalizm" diyebileceğimiz bir perspektifi doğuruyor.

    şimdiye kadar yazdıklarım, belirimci materyalizm de dahil olmak üzere genel olarak monist olmayan perspektiflerdi.

    çoğulcu doktrinler gibi monizm de antik çağlara kadar uzanıyor. en basit örnek: neo platonculuk. neo platonculukta, tüm gerçeklik "bir"in prensiplerinden doğuyor. buradan yola çıkarak, günümüzdeki monizm ayrımlarını yüzeysel olarak yapmak gerekirse:

    - fizikalizmde "bir", materyal evren. bu yüzden fizikalizme materyalist monizm denebilir.

    - monist idealizme göre "bir", zihin. bilinç asıl gerçeklik. felsefi tekbenciliğe davetiye çıkarma olasılığını uzun uzun anlatmaya pek lüzum yok.

    - nötral monizm ise fiziksel niteliklerin ve ideaların temelde iki farklı şey olduğunun bütünüyle inkârı.

    *
    elbette tüm bu felsefi konseptler burada özetlendiklerinden çok daha derinler ve zihin-beden problemi için felsefe yapmak tek başına yeterli değil. konu ile ilgilenen herkes, nörobilim okumalıdır. başlangıç için ramachandran, damasio ve eagleman kitaplarına bir göz atılması elzemdir. filozoflardan ise searle, dennett okumak ufuk açıcı olacaktır.
    #203685 highpriestess | 4 yıl önce
    0felsefe terimi