türkçülük ideolojisinin türkiye'deki sembolik isimlerinden biri olan tarihçi, yazar, düşünür. ününe altyapı hazırlayan şey bu ideoloji hakkındaki uç fikirleridir ve kendisi hakkında yıllardan beri süregelen ırkçı olup olmadığı tartışmaları devam etmektedir. hoş, bu ün de son 4-5 senedir zirveye kavuşmuştur. bunu, özellikle ölüm yıldönümlerinde sosyal medyada kendisi hakkında yapılan paylaşımların sayısından ve her sene kabri başında yapılan anmalarda artan kalabalıktan anlayabiliyoruz.
nihal atsız, daha öncelerinde sadık takipçileri ve edebiyat ilgisi olan okuyucuları dışında pek fazla bilinmezdi. bugün bu bilinirliğin artması savunduğu, belki de ömrünü adadığı düşüncesi için olumlu bir şey olarak görünse bile bu büyük bir muammadır. her diriliş ertuğrul izleyenin kendini ertesi gün türkçü olarak tanımladığı, ırkçılığı maharet sanan gencin akşam evine gidince twitter'dan nihal atsız güzellemesi yaptığı bir ortamda bu düşünce kalitesiz, dalga geçilesi bir şeyden öteye gidemez. bu ülkede türkçülüğü sadece nihal atsız savunmadı. türkçülük daha öncesinde ziya gökalp, yusuf akçura, ismail gaspıralı ve daha fazlası gibi birçok düşünürün ellerinde yükselmiş bir ideoloji oldu. savunucularının bu kısımları önemsemeyip ya da bilmeyip böyle basite indirgemesi, veya karşıt görüşteki kişilerin bu düşünceyi 'ırkçılık' diye kısaca tanımlayıp kaçması sadece nihal atsıza değil, bu ülkede yetişmiş onlarca değerimizin hatırasına saygısızlıktır.
konudan çok sapmadan kendisi hakkındaki son düşüncelerime geleyim. hüseyin nihal atsız, özellikle edebiyat açısından güzel eserleri olan bir yazardır. kelimeleri kullanma becerisi eserlerini daha etkileyici hale getirmiştir. romanları kadar şiirleri de kariyerinde önemli yer tutar. ruh adam, bozkurtlar gibi romanları tarih bilinciyle yazılmış etkileyici romanlarken, z vitamini, dalkavuklar gecesi gibi eserleri de içinde güzel eleştirilerin olduğu kitaplardır. hele ki ruh adam romanında geri gelen mektup isimli bir şiiri vardır ki kendi başına ayrı bir girdiyi hakeder.
bunların dışında ırkçı olup olmadığı, neyi hangi ölçüde savunduğu kendisinin bileceği ve varsa inancına göre hesabını verdiği/vereceği şeylerdir. ki bu hayat özelinde değerlendirmek gerekse bile bu düşüncelere sırtını yaslayıp kimseyi hedef haline getirmemiş, şiddet ve savaş çığırtkanlığı yapmamıştır. tabiri-i caizse kalemini kılıç bellemiştir. tüm bunlardan bağımsız olarak kendisi bu memleket için çabalamış, bu memlekete güzel eserler bırakmış binlerce değerden sadece bir tanesidir. düşünceleri beğenilmeyebilir, eleştirilebilir. doğru ve güzel olan da budur. fakat daha güzel olan, temsil ettiği ya da savunduğu düşünceleri gözardı edebilecek olgunluğa sahip olup ortaya çıkardığı eserleri tarafsız şekilde değerlendirebilmektir. tıpkı ahmet kaya'yı sevmeyen ama şarkılarını dinleyenler, tıpkı nazım hikmetin ideolojisine tamamen karşı olup şiirlerini okumaktan zevk alabilenler gibi...