bu yazı çok uzun olacak. umarım üşenmeden okuyanlar olur.
önce bilimsellik kavramıyla ilgili 1-2 şey söylemek istiyorum. bilimsel çalışma yöntemleri denilen ve tüm bilimler için kabul görmüş bir yöntemler topluluğu var. buna göre, bir şeyin bilim olarak kabul görmesi için aşağıdaki adımların gerçekleşmesi gerekir:
"1- Problem belirlenir. 2- Problemle ilgili gözlemler yapılarak veri toplanır. 3- Hipotez kurulur. 4- Hipoteze dayalı tahmin yapılır. 5- Kontrollü deneyler ve nicel gözlemler yapılır. 6- Kontrollü deneyler ile nicel gözlemlerin sonucunda elde edilen bilgilerle hipotez karşılaştırılır. Hipotez doğrulanırsa devam edilir. Hipotez doğrulanmaz ise tekrardan yeni bir hipotez kurulur ve aynı işlemler tekrarlanır. 7- Deney sonuçlan analiz edilerek yorumlanır. Bunların sonucunda teori oluşturulur. 8- Teoriler ile ortaya çıkan sonuçlar açıklanarak diğer insanların bilgisine sunulur." (alıntıdır)
buna göre astroloji zaten bilimsel bir yöntem değildir. zira kontrollü deneyler, bunların sonuçları, gözlemler ve deneylerle elde edilen verilerin doğruluğu, teori oluşturma gibi kısımlarda çuvallamaktadır.
astroloji gibi, simya da bilimsel değildir. simya, kimyanın ortaya çıkmasıyla, o güne dek yaptığı çalışmaları, bir bilim olan kimyanın ellerine bırakarak sahneden çekilmiştir. fakat nedense astroloji, bir bilim olan astronominin ortaya çıkmasıyla onun yolundan çekilmemiş ve ısrarla kendisinin bir bilim olduğunu savunanlarca sürdürülmüştür. sanırım bunda, bu yolla yüklü paralar kazanılmasının etkisi var. tıpkı dini kullanan üfürükçü hocalar gibi...
***
bugünkü anlamdaki astrolojinin ortaya çıkış şekli kabaca şudur: bir ülkenin astrologları, o ülkede mesela ülkenin kralı öldüğünde gökyüzüne bakarlar. "hmm kral öldüğünde jüpiter şuradayken venüs de ona şu kadar açı ile şurada duruyordu. demek ki bu dizilim bir daha gerçekleştiğinde önemli biri ölecek" şeklinde son derece anlamsız bir yaklaşım gösterirler. o nedenledir ki bugün, gökyüzünde belirli dizilimler oluştuğunda "şu ülkede önemli biri ölecek" türünden kehanetlerde bulunurlar. bunun ne derece mantıklı bir yorum olduğu konusunu sizlere bırakıp diğer konuya geçiyorum.
***
gezegenler ya da yıldızlar, kütle çekimsel etkilere sahip cisimlerdir. ancak bunların etki alanı sınırlıdır. eğer öyle olmasaydı, herhangi bir kara delik tarafından çoktan yutulmuş olurduk. kütle çekimi, doğadaki en zayıf temel kuvvettir ve çekimi uygulayan kütle ile aranızdaki mesafe arttıkça, kütle çekim kuvveti bunun karesiyle orantılı olarak azalır. buradan çıkan sonuç şudur ki, güneş dışındaki herhangi bir yıldızın, dünya ve üzerinde yaşayan insanlar üzerinde hiçbir fiziksel etkisi yoktur. zira yıldızlar çooook uzak mesafelerde bulunurlar ve kütle çekimi bu mesafelerde işlemez.
güneş ile ay'ın etkisine gelince... ay, güneş'e göre çok daha küçük olduğu halde, dünya'ya olan yakınlığı nedeniyle onun üzerindeki etkisi, güneş'e kıyasla biraz daha baskındır. gelgit etkileriyle de bunu görürüz. ancak mesela "mars'ın üzerimizdeki çekim etkisi" gibi sözcük öbeklerine sık sık konu olan mars gezegeni ile ilgili ufak bir hesap yaparak, mars'ın üzerimizdeki etkisinin büyüklüğünü (!) net bir şekilde görebiliriz. burada biraz hesaplama yapacağız. sıkılan olursa bir sonraki bölüme geçebilir.
şöyle ki: diyelim ki 2 iri arkadaş, bir odada oturuyorsunuz. siz 80 kilosunuz, arkadaşınız 100 kilo. aranızda da 1 metre kadar mesafe var. bu arkadaşınızın, sizin üzerinizdeki kütlesel çekim kuvvetini bulalım.
F = G.M1.M2 / d^2 hesabı yapmak için kullanacağımız formül. burada f aradığımız çekim kuvvetinin değeri, g dediğimiz şey evrensel çekim sabiti, m1 ve m2 sizin ve arkadaşınızın kütleleri, d ise aranızdaki mesafedir. 2 kütle arasındaki çekim etkisi bu formülle hesaplanır.
değerleri yerine koyduğunuzda elde edeceğiniz sonuç yaklaşık olarak 5,3 x 10^-7 Newton'dur. bir başka deyişle 0.00000053 newton. evet, oldukça küçük bir sayı...
şimdi mars ile sizin arasındaki çekim kuvvetini hesaplayalım. yine aynı formülden sonuç yaklaşık 5,67 x 10^-7 newton. yani bu da yaklaşık 0.00000057 newton. bu da yine oldukça küçük bir sayı.
yani, odada az ötenizde oturan bir arkadaşınızla sizin aranızdaki çekim kuvveti, mars ile sizin arasındaki çekim kuvvetine hemen hemen eşit. bu durumda eğer mars'ın üzerinizde bir çekim etkisi olacaksa ve bunun hayatınızı nasıl etkileyeceğini hesaba katarak hayatınızı yönlendirecekseniz, etrafınızda bulunan her cismin üzerinize uygulayacağı kuvveti de tek tek hesaplamanız gerekir, çünkü bunların çoğunun etkisi mars'ınkinden büyük olacaktır. başta da dediğim gibi, aradaki uzaklık önemli bir etkendir.
***
forer etkisi (ya da barnum etkisi) astroloji ile doğrudan ilişkilidir. her ne kadar gazetelerde günlük burç adı altında yazılan fallar zaten tamamen uydurma olsa (gazetenin satışlarını artırmak için yapılan ve dönemin bir prensesinin burç yorumu ile başlayıp gazete çok satınca yerleşik hal alan saçma bir şeydir) ve astrologlar "bunların gerçek astroloji ile ilgisi yok" dese de, astroloji bu burç yorumlarından çok da farklı bir iş yapmaz. doğduğunuz an hangi yıldızın göğün neresinde olduğunun kaderinizle en ufak bir ilgisi yoktur. zira astroloji ilk çıktığında orada olan bir yıldız, bugün aynı yerde değildir.
bu konuyla bağlantılı olarak şunu da biliyoruz ki, 2000 yıl öncesinin burç tarihleri ile, güneş'in şu anda aynı takımyıldızlara geldiği tarihler aynı değildir. astroloji, güneş'in takımyıldızlarda kalma tarihlerini hemen hemen eşit parçalara ayırmış ve yaklaşık 30'ar gün kabul etmiştir. eski hesaba göre bu durum şu şekilde:
bu, şu anda herkesin "benim burcum şu" diye inandığı manzara. oysa bu, yaklaşık 2000 yıl önceki durum. gökyüzündeki her şey hareketlidir ve böyle kafamıza göre oluşturduğumuz 30'ar günlük dilimlere uygun şekilde hareket etmezler. şu anda gerçek durum şu şekilde:
koç burcu (19 nisan - 14 mayıs) boğa burcu (15 mayıs - 21 haziran) ikizler burcu (22 haziran - 20 temmuz) yengeç burcu (21 temmuz - 10 ağustos) aslan burcu (11 ağustos - 16 eylül) başak burcu (17 eylül - 31 ekim) terazi burcu (1 kasım - 22 kasım) akrep burcu (23 kasım - 29 kasım) yılancı burcu (30 kasım - 18 aralık) yay burcu (19 aralık - 19 ocak) oğlak burcu (20 ocak - 16 şubat) kova burcu (17 şubat - 12 mart) balık burcu (13 mart - 18 nisan)
***
gelelim alanında uzman olduğu iddia edilen astrologların gerçek uzmanlık seviyesine.
80'li yıllarda carlson deneyi olarak bilinen bir deney yapıldı. deneyi yapan shawn carlson bir fizikçiydi. deneye avrupa ve amerika genelinde yaşayan, 28 uzman (!) astrolog arasından seçilen 26 astrolog katıldı. bunların hepsine üçer natal harita, yani halk arasında bilinen adıyla doğum haritası verildi. bu haritalara ek olarak da 1'er kişi verildi. 3 haritadan 1 tanesi gerçekten o kişinin doğum anına aitti ve astrologların kişiyi doğru harita ile eşleştirmesi istendi. kişiye burcu hariç her soruyu sormakta da özgürdüler.
astrologların harita ve kişi eşleştirme isabet oranı %33'te kaldı. bu oran, astrolojiyle ilgisi olmayan herhangi bir kişinin yaptığı eşleştirme oranı ile aynıydı. sonuçlar o yıl nature dergisinde de yayımlandı. benzer bir deney de mcgrew ve mcfall tarafından yapıldı ve astrologlar bir kez daha sınıfta kaldı.
***
yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum. yazılacak çok şey olsa da...
eğlence için takılanlara da fazla lafım yok. ancak hayatını buna göre şekillendiren, eşini, sevgilisini buna göre seçmeye çalışan, doğuracağı çocuğun doğum tarihini buna göre ayarlamaya çalışan kişiler pek de doğru bir iş yapmıyorlar.
ayrıca her ne kadar çoğu insanın aklına gelmese de, bu tür şeyleri kullanarak geleceğe ilişkin kehanette bulunulması, inançlı bir insanın peşinde koşmaması gereken bir şey. zira inanan insanlar kabul eder ki, gaybı bilmek insanlara bahşedilmiş bir özellik değildir.