1. dünya, savaştan 1945'de çıktı... dolayısıyla herkes kendi derdinde savaş derdindeydi. nazilerden kurtulunca bir yanda ta berline kadar girmiş sovyetler vardı öte yandan dehşet bir çıkartma yapmış caponlara atom bombası atmış abd... avrupa'da ingiltere dahil ziklenecek bir ülke yoktu... ingilizler abd yardımıyla götü kurtarmıştı... fransa üç haftada höt diyen almanlara "al sana göt" der gibi koca fransa'yı kaybetmişti... almanlar zaten malum.
    bu yüzden 60'lara kadar sosyalizm vs gündeme hiç gelmedi çünkü nüfuz savaşı üzerinden devrim ihraç etme vs başlamamıştı.

    geldik 60'lara... devrim ihracına müsait ülkeler ya eski sömürge ülkesiydi ya da artık sömürülmekten illallah demiş ülkeler... güney amerika, afrika ve kimi küçük asya ülkeleri.

    biz öyle değildik işte. çünkü daha 40 yıl önce bir devrim yapmıştık.
    şunu ufkunuzu genişletecek bilgiler dahilinde kafanıza yazın! :
    hangi devrim olursa olsun...
    1. kuşak devrimi yapan kuşaktır zaten... duygusal bağı çok yüksektir. herkes idealisttir. mesela bizde bile fedakar öğretmenler, hak hukuk bilen devlet adamları vs bu yüzdendir hep.
    2. kuşak en yobaz... en fanatik... en kraldan çok kralcı... en devrimci kuşaktır. yeryüzünde hiç bir karşı devrim 2. kuşak zamanı ger-çek-le-şe-bi-le-mez!
    hiç bir örneğini de göremezsiniz. bu yaptığınız devrim sosyalist veya iran gibi dini, bizimki gibi gibi yönetim değişikliği olsa da değişmez.
    çünkü bir yandan yeni oturmuş bir devrim sonrası dönemde yaşarlar bir yandan da romantik bir şekilde anne babalarından dolayı güçlü bir bağları vardır. annesi babası savaşmıştır lan... var mı ötesi? onların anlattıklarıyla büyürler... zaten bir propaganda mekanizması öyle veya böyle işliyordur vs.
    3. kuşakta bağ duygusala vs düşer... çan eğrisi aşağı dönemeye başlar. gücü ve bağlılığı yönetimin ve önceki kuşakların ne denli başarılı olabildiğine göre değişir.
    4. kuşak...
    hah işte bu kuşak zurnanın zırt dediği kuşaktır. karşı devrim hareketleri, muhalefet bu kuşakta başlar. duygusal bağ kalmaz. önceki kuşaklar vs yönetim işin bokunu çıkarmışsa veya iyi bir izlenim vermemişse hele.

    örneğin bir düşünün... dedesini görebilmiş herkes dedesinin hikayelerini bilir... dinler. dedenle bir bağın vardır. kaç kişi dedesinin babasına dair ne kadar ne biliyor lan? ben dahil?... üç beş gazete başlığı gibi anlatıla gelen şeyden başka?
    hah işte bu yüzdendir ki 4. kuşağın 1. kuşakla duygusal bağı yoktur.

    kırk küsür yaşındayım diyeyim... dedesi şahin bey'le antep savunmasında birlikte savaşmış adam tanıdım lan ben? şimdi kendince bu denli övünebileceği bir bağı olan adam antebe bir şey olsa antebi bir daha savunur.

    hee... nerde kaldık? 60'lardaki bizde... 60'lar türkiyesi.

    bizde daha 40 yıl önce bir devrim yapılmış ve buna hala herkes gönülden bağlı iken 60'larda 70'lerde marx veya lenin bu ülkede doğacak olsa bile devrim mevrim ya-pı-la-bi-le-mez-di.

    çünkü bir devrim için halkı arkanıza alabileceğiniz bir "casus belli" bir dayanak, bir sebep... bir illallah diyeceğiniz bir şey ister. bizde o yoktu.

    ha bakın tarihe anadolu her asırda isyan çıkarmış her illallah dediğinde. ama bunun için yani devlete karşı gelmeniz için ailenizdekilerin, konu komşunun veya sülalenizdekilerin de size hak vermesi lazım. haklısın evlat veya haklısın yiğenim diyebilmesi lazım. bizde o dönemler o yoktu.
    evet çok güzel insanlar yola çıktı can verdi. deniz gezmişler vs. kendilerince haklı sebepleri yok muydu bu insanların? çoktu. sen amerikan emperyalizmi okuduğun okulda, dışardaki hayatta her şekilde görebiliyorken hah işte dışardaki o sıradan vatandaş bunu görmüyordu. 6. filonun istanbul boğazında fink atması o adam için canını ortaya koyup devrim için dışarı çıkacağı illallah diyeceği yeterli bir sebep değildi.

    yeryüzündeki en geri zekalıca taktik hatayı yaptı bu ülke menderes sağ olsun. dünyada 2 tane dev kapışıyorken ve biz bunlardan birinin götünün dibindeyken... biz kalktık taaa dünyanın öbür ucundaki adama götümüzü dayamaya kalktık. çünkü medeniyetleşmeyi batı ile özdeşleştirdik... avrupa vs hep natodaydı vs. güya modernizasyon için traktör falan aldık amerikadan... ulan atatürk'ün traktör üstünde fotoğrafları varken hemde... natoya girdik adamlar nükleer füze diktiler izmir'e incirliğe vs. güya güvendeydik de... on yıllarca demiryolu veya otoyol yapmadık lan doğuya... anadoluya!
    niye? ruslar kars'tan tanklarla girerse 3 günde ankara'ya girmesinler diye. hah işte oralara yol vs götürmemek ilerde götümüzde kürtçülük hareketiyle patladı.

    ne diyorduk? bir yandan artık nato peykiydik bir yandan dibimizde sovyetler.
    fabrikalar yapıyorduk yeni bir cumhuriyet olarak... bunlarla gurur duyuyorduk. ama yapan çoğu zaman devletti. bir bujuva sınıfı yoktu fabrika yapacak... eee haliyle bir işçi sınıfı da yoktu öyle aman aman.

    sebep? hah işte burası çokomelli... bizdeki "sol kafası"... ki buna "chp kafası" da dahil.
    ülkede rol model alacağın insanlar hep makam sahibi, takım elbiseli kravatlı insanlardı. kabaca dersek memur sınıfı.

    lan dünyada böyle bir geri zekalılık olabilir mi? arabası köşkü parası olan zengin bir insan olmak yerine, makamı, ünvanı olan takım elbiseli olan ama neticede hepi topu bir memur maaşıyla geçinen bir insan olmayı kim ister lan?
    biz istedik!
    aha benim babam da dahil. kendisi hukuk mezunu bir adamdı... üvey anne parasızlık vs derken staj yapamayınca girmiş polis olmuştu. çocukluğumda her hafta beni duvara dayar boyumu ölçerlerdi. duvarda kurşun kalem çizgileri. niye? annem kısa peder eh işte 1.68... bu çocuk da polislik için yeterli olacak alt limit, 1.68 olur mu olmaz mı... polis olabilir mi olamaz mı diye.
    ha belki babama malmış diyebilirdim de... adam en azından şunu diyordu...
    "bak oğlum, benim bir sermayem yok. elimden gelen en iyi şey seni en iyi şekilde okutmak, diplomalı bir insan yapmak olur. bunun için de gömleğimi satar okuturum". eh düşününce doğru.

    ilerde ben de şunu diyip komunistliğime alt yapı oluşturmuştum... ulen bir sermayem yok, fabrika sahibi bir babam da yok. allah bile olsam bir şekilde emekçi bir insan olucam bir şekilde... diye.

    neyse beni sittir et de... ne diyoduk?

    "sol kafası"... aslında o memur kökenli kafa... okumuş, aydın kafa... adam beğenmedi! işçisi de köylüsü de avamdı... eğitilmeliydiler. onlar bir şey bilmezdi... bir şeyden anlamazlardı.
    komunizm gelecekse de biz getiririz... diyenden tut... hala devam eden "göbeğini kaşıyan ayılar" lafına kadar.

    ulen evet senin kadar ben de nefret ediyorum o göbeğini kaşıyan cahil davardan da...
    ülkeyi yönetenler de... komunisttim diyen de... hep böyle gördü. türk solunun en büyük hatası: ulan madem böyle bir gerçeklik var... bunlara ne yapılır... bunlar nasıl düşünür... ne hisseder... ne gözle dünyaya bakar demedi! bildiğin demedi lan kimse! tek yaklaşım eğitilmeliydiler.
    onun bokuna zaten grevden çıkıp cuma namazına giden bir işçiye "materyalist... allahsız..." bir komunizmi haliyle kabul ettiremediler.
    onların ayarına seviyesine inmektense... onların kendi seviyelerine çıkmasını beklediler.
    o yüzden de türk solu asla ve asla tabana o denli inemedi. hala da bakın şimdi chp seçmenine... okumuş, kültürlü... bir çoğu memur, öğretmen vs insanlardır.

    o yüzden bizim devrimciler... romantik bir şekilde bir devrim yoluna gitmeyi denediler. çünkü başka yolları da yoktu... halkın bilinçlenmesini bekleyecek vakitleride. silah alıp dağa çıkacaklardı... che gibi... yolda denk geldikleri köylü sattı ilk önce kendilerini... ihbar etti. hepsi can verdi vs.
    dağa çıkılır... çıkılır ama ovadaki adamın gözünde kahraman isen çıkılır. o adam da sana destek olur... olmadı işte.

    altmışlarla yetmişlerin pek bir farkı yoktu. insanlar ellerindekiyle yetiniyor ve bundan da mutluydular lan bir şekilde. seksenler dizisini seyredenler bilir veya o günlere yetişenler. yolda yürüyüp elindeki dondurmadan mutlu olurdun. babandan bozuk para alıp bir gazoz içtiğinde mutlu olurdun. ha şimdi her şeyi tüketebilince ve ulaşabilince... xbox alsan da mutlu edemiyorsun çocukları.

    seksenlere doksanlara gelinde zaten kabaca dünyada bitmişti her şey. yani türkiye'de devrimin bir 20 yıllık şansı vardı o da kalmadı sonrasında. sonrasında da ne sovyetler kaldı ne sosyalizm.

    tv denen bir alet kazandı savaşı!

    türkiye'deki davarla tayland'daki orospu aynı hayatı yaşama hayalinde olabilir mi lan? oluyo işte. o televizyondaki hayatı istiyor herkes.
    eski de bir tuhaf... eski yeşilçam filmlerinde zenginlere bakın... hulusi kentmen hariç! hep ne kadar piç, üç kağıtçı, burnu havada tip varsa hepsi zengindir. zenginlik sanki kötü bir şeymiş gibi.

    neyse...

    güzel bir hayaldi devrim, sosyalizm
    yaşanmamış bir anı olarak geride kaldı.













    #180459 timoteus | 5 yıl önce (  5 yıl önce)
    0düşünce akımı