2019-2020 koronavirüs salgını sırasında karşımıza çıkan en önemli kavramlardan biridir. zira, panikle hareket etmekle, biraz daha mantıklı davranmak arasında belirleyici bir faktördür.
önce tanımına bir bakalım. virülans bir patojen veya bir mikrobun konakçıyı enfekte etme ya da zarar verme becerisidir. virülansın birkaç faktörü vardır, bu girdide onlara girip kafa karıştırmak istemiyorum ama en önemli faktör vücuda giren virüs miktarıdır. covid-19’u bir kenara bırakıp, herkesin iyi kötü bildiği başka bir patojenden örnek vereyim. Clostridium botulinum yüksek miktarda olduğunda insanı süründürerek öldürebilme kapasitesine sahiptir. ancak botoks adı altında ve az miktarda, dünyada milyonlarca insanın kırışıklıklarını yumuşatmak, migren ve aşırı terleme gibi sorunlarına çare bulmak için enjekte ettirdiği bir bakteridir. yani patojenlerde miktar çok önemlidir.
şimdi gelelim başımızın belası covid-19’a. hepimiz medyadan, oradan buradan virüsün belirli yüzeyler üstünde kaç gün yaşayabileceğine dair şeyler duyuyoruz, okuyoruz vs. hatta geçtiğimiz ay koronavirüs salgının yaşandığı gemide, 17 gün sonra virüsün izine rastlandığı haberi herkesi telaşa düşürdü. insanlar marketlerden aldıkları pirinç paketlerini çamaşır suyuna batırıp, çıkardı, foşur foşur su altında sabunla çiteledi. portakallarını, yumurtalarını antibakteriyel sabunla yıkadı. evler her gün baştan aşağıya çamaşır suyuyla silinmeye başlandı. (çamaşır suyuyla ilgili gerçekleri ve yol açacağı sorunlara başka bir girdide değineceğim zamanım olursa.)
dönelim 17 gün sonra gemide bulunan virüse. işin gerçeği şu: gemide virüsten parçalar bulundu sadece. bu parçalar bir insanı hasta etmeye asla ve asla yetmez. gidip o parçaları yalasanız da yetmez.* virüsün cansız nesneler üzerindeki sayısı her geçen saatle ve hatta dakikayla giderek azalır. malzeme ne olursa olsun, karton, plastik, metal, cam, fark etmez. içinize sinmedi diyelim, koyun alışverişlerinizi bir kenara, balkona, bir odaya, birkaç saat ya da bozulmayacaksa 1-2 gün bekletin. ölsün çoğu baş belaları, öyle kaldırın. unutmayın, virüs damlacık yoluyla geçiyor. yani elinizde bir çatlak, yara falan yoksa* zaten elinizden içeri sızamaz. elinizi yüzünüze, ağzınıza, gözünüze götürmeyin yeter. alışverişinizi kaldırdıktan sonra da elinizi yüzünüzü bir güzel sabunla yıkayın ve sonra da kremlemeyi unutmayın.
şimdi gelelim havadan bulaşma konusuna. mikrobiyolojiyi en son tıp fakültesinde okumuş, enfeksiyon hastalıklarını en son rotasyonda görmüş bir takım doktorlar çıkmış televizyona diyorlar ki, bu virüs havada 3 saat asılı kalıyor. dağcı mı anacım bunlar? nereye asılıyor bu herifler? kanatları mı var? bir kez daha tekrarlayayım, damlacık yoluyla bulaşan bir virüs bu. damlacık ne kadar büyük olursa, o kadar çabuk yere iner. yani karşınızdaki adam öksürür ya da hapşırırsa, kocaman damlacıklar uçuşacak havada ve 2 metre yakındaki nesnelerin, kişilerin üstüne konacak. işte bakın, bu büyük bir risk. bu damlacıklarda çok yüksek sayıda virüs vardır ve çok sağlam hasta edebilir insanı. yüksek sayıda virüs olunca vücudun bağışıklık sistemi başa çıkamaz ve dışarıdan yardıma ihtiyaç duyar. hasta yoğun bakıma yatırılır.
karşınızdaki kişi öksürdüğünde ya da hapşırdığında küçük ya da mikroskobik damlacıklarla da, kapalı havalandırılmayan bir ortamda daha da uzağa yayılabilir. ama bu damlacıklardaki virüs miktarı çok azdır. yani hastalık riski de azdır. vücuda girerse, bağışıklık sistemi üstesinden gelebilir. bu yüzden bas bas sosyal ve fiziksel mesafe diye bağırıyorlar. bu yüzden herkese maske diyorlar. farkında olmadan taşıyıcıysanız, öksürdüğünüzde maske bulaşıcılığınızı büyük oranda azaltır. veya maskeniz varsa, yolda yanınızdan geçen biri öksürürse, maske sayesinde size bulaşabilecek virüs miktarı azalır.
sayının ne kadar önemli olduğunu daha olumlu bir örnekle anlatmaya çalışayım. probiyotik haplar, bağırsağımızda yaşayan iyi bakterileri içerir. bir hastalık veya aşırı antibiyotik kullanımından dolayı bağırsakta doğal olarak yaşayan iyi bakteriler öldüğünde bunlarla takviye ederiz. kaç tane bakteri vardır dersiniz bir hapta? çoğunda 10 milyar civarıdır ve bunu birkaç ay kür yapmanız gerekir düzeltebilmek için. düşünün vücudunuzdaki iyi bakterileri toparlamak için 10 milyarlarca bakteriye ihtiyaç duyuyorsunuz.
virüs için de aynı şey geçerli. insanı hasta edip öldürmek için çok çok büyük sayıda virüs olması gerekiyor çünkü virüsle bağışıklık sistemi başa çıkabiliyor aslında. ama bağışıklık sisteminizi güçlü tutmak çok önemli sakın unutmayın.
sonuç olarak, etrafımda çok panik insan görüyorum. evde otururken dışarıyla hiçbir teması olmayıp, günde 40 kez elini yıkayan, her gün evi çamaşır suyuyla silip, ciğerlerini mahveden, marketten aldığı her şeyi, torbalar dâhil, kaynar suda yıkamaya çalışan, markete gidip kimseyle temas etmese bile, mont, ayakkabı iç çamaşırına kadar saatlerce 60 derecede yıkayan, kış lastiklerini değiştirmek için lastikçiye götürmeye korkan insanlar tanıyorum. geçen gün haberlerde kaynar suyla gargara yapmaya çalışan bir adamın haberi vardı. boğazında ikinci dereceden yanık oluşmuş.
size bu mereti hafife alın demeye çalışmıyorum bu girdiyle ama söylenen 40 farklı şeyden kafası karışmış, paniğe kapılmış birileri varsa, biraz rahatlar belki diye umuyorum çünkü kendi uyguladığım ve çevreme verdiğim tavsiyeler bunlar. *