tek bir şekli yoktur, dönemsel farklılıklar feminizme asıl rengini verir.
bugun feminizmin aldığı şekil akıldan çok ön yargıya, eşitlikten çok üstünlüğe, birlikte yaşama kültüründen çok otekilestirmeye dayanıyor.
bu anlayışın dünyanın her yerinde baskı altında olan kadınların ozgurlesmesine katkı sağlayacağını pek sanmıyorum.
diğer taraftan feminizm her zaman böyle değildi.
birinci kuşak feminizmi doğrudan liberal geleneğin , özgürleşme hareketlerinin içerisinden çıkmıştır. bu kuşak kadın erkek eşitliğini yasal düzlemde sağlamaya yönelik ilerici adımlar attı. dönemin kölecilik karşıtı hareketleriyle paralel bir meşruiyet çizgisi benimsedi.
ikinci kuşak, kadınların yasal haklarında ilerleme sağlandığından hareketle daha çok sosyal hayatta olan eşitsizliklere odaklandı. zira yasal olarak tanınan eşitlik sosyal alanda eşitsiz uygulamaları ortadan kaldırmıyordu.
bu kuşak kadının toplum içinde, iş yerinde, ailede kısaca sosyal hayatta eşit haklar elde etmesinin mücadelesini verdi.
üçüncü kuşak feminizmi ise tüm bunların ötesinde bir kimlik siyasetini benimsedi. bu aşamada john stuart mill'in temsil ettiği liberal gelenek bir kenara bırakıldı ve kadın sırf biyolojik özellikleri nedeniyle yuceltilirken, kimlik siyasetinin bir parçası olarak erkek ötekilestirildi.
bugun insanları feminizmden bu kadar nefret ettiren de zaten bu eksen kaymasıdır.