Ben ettim siz etmeyin. Önce biraz nörobiyoloji. Bir kumarbaz ilk oyununda çok miktarda para kazanırsa beyninde aniden kendini çok mutlu hissettirecek seratonin salgısı yayar. Bu bir kaç tekrar ederse beyin seratonin salgısın alışır ve bu seratoninden hep ister. Kumarbazda bu seratonini elde etmek için sürekli kumar oynamaya başlar. Pekii bunun aşkla ne alakası var. Efendim şöyle, Aniden karşı cins bireyden kendinizi çok mutlu hissetirecek bir eylem gerçekleşti. (Bu göz süzmesi de olabilir, bir sohbette olabilir, ya da basit bir gülümseme) kendinizi çok ama çok mutlu hissetiniz ve beyninizde aniden seratonin patlaması yaşandı. İşte beyin aniden gelen bu seratonin deşarjını istiyor. O kişinin, tekrar o seratonin deşarjını yaratacağı inancıyla yanıp tutuşuyor. Hatta kendi kendine o kişi ile ilgili olmadık hayaller kurup spontan deşarjlar yaratıyor. Hatta beyin daha ileriye gidiyor, o deşarjı yaratmak için anatomik olarak değişikliğe gidiyor. (İşte aşk denilen sakat yer burası). Aşık artık sürekli aşkını düşünüyor. Onun gönlünü nasıl kazanabilirim, onunla nasıl buluşabilirim diye planlar yapıyor. Aslında kulağa güzel gibi geliyor ama değil. Hele ki türkiye gibi saçma bir ülkedeysen. En azından erkekler için. Sürekli aşkını düşünmek, sürekli onu kazanmak için çalışmakla geçti gençlik yıllarım ve hatırladıkça hem güler, hem üzülürüm. Çünkü kaybettiğim yıllar. O güzel his, o kalbinizi yerinden oynatan his çok saçma. Boşuna vakit kaybı. Bunun için ayırdığım vakti kendime ve mesleğime ayırsaydım belki çok daha farklı bir noktadaydım. Erkek adam her şeyden önce kendine bakmalı, kendi ile ilgilenmeli. Bu dünyada yalnızız. Her gün düzgün sporunu yapmalı. Beslenmesine dikkat etmeli. Bir kadının peşimden nasıl koşarım, onu nasıl memnun ederim diye düşünmemeli. Kadın peşinde koşarkan harcayacağı zamanı kendine ayırmalı. Spor yapmalı, kendini mesleğini geliştirmeye adamalı. Uzun lafın kısası sex peşinde koşmamalı. Zaten sporunu yapmış artis gibi bir adamın, hele işinde de başarılıysa boşta kalması imkansız.