pazar gecesi son gecemizdi birlikte. sabaha karşı dört gibi uyandırdı beni. yatağa gelmek istedi önce. yarım saat öyle mücadele ettik. ben itiyorum, bu saatte olmaz diyorum, o zorluyor. o geçti, akabinde karanlıkta bir noktaya bakıp durdu. kıllandırdı beni. birlikte tüm evi gezdik. asayişten emin olduk. kimse yok evde. şüpheli bişi de yok. sonra evde hiç yer yokmuş gibi salona sıçtı. bokunu temizleyip bir de ödül verdim. saat beş civarında, hala uyanıkken, pata küte giriştim. götüne götüne yapıştırdım şaplakları. öyle şaşkın şaşkın baktı bana. hala yalamaya çalışıyor pezevenk. lan uyu uyu diye ümüğünü sıktım. tırstı biraz. sonra çok üzüldüm. yanıma yatırdım. burnumu yaladı it. beş otuz gibi uyudu. yere yatırdım. altı otuzda kalkıyorum zaten, uyumadım.
zordu onunla hayat. ama şimdi gözümde tütüyor it oğlu it. göbişine yumulmak istiyorum. ensesinden ısırmak istiyorum. kulağını yalamak istiyorum. kısasa kısas. yapmadığım şey değildi zaten.
çok garip yaf. üç gece peş peşe kaldı sadece. bir de hafta içi gece kalmıştı. toplam dört. deli gibi özlüyorum manyağı. başak burcuyum. pisliğe, dağınıklığa, karmaşaya gelemiyorum. ama özlüyorum da işte. bir yandan da dövdüm diye üzülüyorum. tamam öyle hayvanın canını yakacak kadar dövmedim elbet ama işte yine de içim burkuluyor. son gecemizdi o bizim. daha güzel geçebilirdi.
ah ulan tokyo. napıyorsun acep şimdi. seni başkasına verdiler mi? yoksa havuzlu villanda doberman ve dişi toy poodle ile birlikte yaşamaya devam mı ediyorsun? soramıyorum da. özlediğim anlaşılsın istemiyorum. hof.