1. Devlet hastanelerinde elde edilen gelirden personele dağıtılan pay.
    Devlet hastaneleri baktığı hastadan ve verdiği hizmetten dolayı sosyal sigortalara(SGK) belli miktarda fatura keser. Hastane bu fatura üzerinden işlem yapar. Öyle gelen paranın hepsi personel dağıtılmaz. İlk kesilen faturanın %80 ilk kısmı devlet tarafından kesilir. Bunu şöyle açıklayayım. Devlet derki; “kardeşim sen benim inşa ettiğim binada hasta bakıyorsun. Parasını benim verdiğim aletle. Maaşını benim verdiğim hemşire ile hasta bakıyorsun, kazandığın paranın %80’i benimdir”geriye kalan paradan önce hastanenin sabit ihtiyaçları giderilir. Elektrik, su, doğalgaz bilimum faturaları ödenir. 657 dışı yardımcı personelin maaşları ödenir. Yani hastanede çalışan çoğu personel, “ güvenlik görevlisi, bilgi işlem sekreterleri, temizlik personelinin parasını hastanenin döner sermayesi öder. Devlet ekstradan ücret ödemez. Kalan paranın belli miktarı hastanenin acil ilaç ,alet v.b. Tıbbı cıhaz alım ihtiyacı varsa karşılanır. Kalan parada taylorist bir yaklaşımla dağıtılır
    Taylorizm, işçinin belli sabit bir maaşı yoktur. Yaptığı iş başı para alır. Mesela bir fabrikada işçi oyuncak köpeklere kuyruk takıyor.taktığı kuyruk başına 1 tl alması gibi. Ne kadar kuyruk, o kadar para.
    Dağıtılan para personelin statüsüne göre belirli miktarda katsayı çarpanı vardır. Doktorun ve hemşirenin katsayısı farklıdır.
    Doktorlara dağıtılan para da , doktorun yaptığı performans puanına göre değişiklik gösterir. Yani doktor baktığı her hastadan belirli miktarda puan toplar ve topladığı puan kadar döner sermayeden pay alır. Sistemin en büyük sıkıntısı burada patlak vermektedir. Bakılan hastanın niteliğinin bir anlamı yoktur. Sayısının ve niceliğinin bir anlamı vardır. Ne kadar çok hasta o kadar çok puan ve para demektir. Bu yüzden doktorların çoğu mümkün mertebe kötü, sıkıntılı hastadan imtina eder. Çekinir. herkes haberlerde ağır kanser hastalarının ortada kaldığı ve ağır ameliyatların yapılmadığı yönünde medyada çıkan haberlere aşinadır.
    Bir de doktorların karşısında malpraktis tehlikesi bulunmaktır. Yani yapılan yanlış tıbbi müdahale ve sonrasında gelişebilecek dava ve tazminat tehlikesidir. Yani malpraktis davası sonucu doktorun aldığı maaşın 300 ila 400 katı tazminat riski vardır. Bu nokta da mesleki zorunlu sigortanız var diyebilirsiniz. o sigorta sadece 1 defa geçerli ve maaşın 100 katı ödeme yapıyor. ( emin değilim. Şükür hiç başıma gelmedi). Malpraktis korkusu ve kapitalizm tamamen idealizmi öldürmüştür. İnsanlar doktor oldum diye ev araba sevdasına girip yüklü kredi çekmiştir üstüne malpraktis korkusunu kalbe verip, olabilecek idealizm kırıntısı kurutmuştur. Sonrasında rahat ve çok hasta bakan ve kötü hastadan kaçan doktor nesli yetişmiştir.
    Neyse çok dağıttım, tekrar döner sermayeye dönelim.
    Doktor önce döner sermayede aldığı maaşı hak edecektir. Yani ortalam bir ayda ilk bakılan 1000 veya 1200 hasta sadece maaşı haketmiştir. Üstüne bakılan her hasta doktora getirisi ortalama 1 (bir) tl’dir. Yaa siz ne sandınız. Yani bir doktor poliklinikte 100 hasta bakarsa ve şifa dağıtırsa maaşının üstüne 100 tl haketmiş olur. Küçük ilçe hastanelerinde bu durum daha kötü, büyük hastanelerde daha iyidir. hatta kimi ilçe hastanelerinin elde gelir, elektrik su faturasını bile ödeyememektedir.
    uzun lafın kısası sosyal medyada var olan doktor maaşı üzerine spekülasyonları giderecek olursak;
    Küçük ilçe hastanelerinde ortalama bir doktor 7000 ila 8000
    Orta halli il hastanesinde ortalama 10000 ila 11000
    Büyük hastanelerde ortalama 12000 civarı yekün para kazanır.
    Ha bunu artırmak elbetteki mümkündür. Ancak o zaman poliklinikte çok verimsiz günde 150 hasta bakmak gerekir ya da bir cerrah günde gerekli gereksiz 10-15 ameliyat yapması gerekir.
    Gerçekten de kapitalizmin pençesine düşmüş kredi batağındaki pek çok doktor, nicelikli ancak niteliksiz hasta bakarak aylık gelir 17000 rakamınızda bulabilir.
    Varın gerisini siz düşünün.
    #149718 vanosss | 6 yıl önce (  6 yıl önce)
    0ekonomi terimi