sözleri ve müzikleri fikret kızılok'a ait olan, mustafa kemal'in mektuplarından ve notlarından yararlanılarak kendisinin ağzından kronolojik bir şekilde hayatının anlatıldığı 'mustafa kemal devrimcinin güncesi' adlı albümün 8. şarkısı. www.youtube.com/... sözleri :
ihtilalin, nasıl, neresinden başlanmalıydı? vatandan uzak, arap illerinde, arkadaşlardan kopuk... makedonya'ya gitmeliydim, bu işin can damarı orada atıyordu. bir müddet sakin kalıp, selanik'teki genel kurmaya atanmalıydım ve atandım. ihtilal'in çekirdeği, bazen de kendince oluşuyordu. kendini devrimci, ihtilalci sayanlar vardı. bir elinde kılıç, bir elinde din kitapları, devrim üzerine yemin edenler... değişmesi gereken bir düzen için, değişmeyecek olan kurallar üzerine yemin edilebilir miydi ? ama ihtilal kadrosu, yavaş yavaş tanımlanıyordu. biz reformcu değildik. biz, siyasal yapıyı değiştirmek istiyorduk, egemenlik kavramını değiştirmek istiyorduk. dinsel kuvvetler ise, bunun tam tersini... kökten dinciler, gücünü tartışmadan değil, baskıdan; düşünce özgürlüğünden değil, kayıtsız şartsız itaatten alıyorlardı. üstelik kör itaat! insan zekası ve uygar olabilmek, evrenin sırlarını çözemeye çalışmak, bilim, teknik ve hür düşünce yerine kör itaat! bizi bu hale sokan, bu karanlık, bu cehalet değil miydi? yola çıkarken, kavşak noktalarında, düşüncelerimiz saydamlaşıyordu. arkadaşların çoğu, müslümanlıktan din olarak değil, siyasal bir güç olarak yakınıyordu. yobazlar, gericiler, tutucular, müslümanlığın yüz karasıydı ve bu cehalet sürdükçe mahvolup gidecektik. bazı arkadaşlar din yerine, ırk kavramını bize uygun buluyorlardı ama sis dağıldıkça, çoğunluk, devrim çekirdeğinde anlaşıyorduk. başlık, kendi kendine çıkıyordu: türk devrimi! hangi devrim tek başına yapılabilirdi ki? devrim kimin için yapılabilirdi ki? üstelik, başlayınca, durmak dinlenmek yoktu artık. yanı başımızda bir ihtilal daha vardı: sovyet ihtilali. bu devrim hareketi, daha başında bir pan-slavizm hareketine dönüşüyordu, buna karşılık da turancılık; yani, bütün türkleri birleştirme hayali. yine emperyalizm özlemleri... oysa, uygarlık, ister istemez, evrensel boyutlara doğru gidiyordu. artık, uygarlıkların değil, dünya uygarlığının temelleri bize yakışırdı. siyasi görüşlerim, asker kişiliğimle bağdaşamaz hale gelmişti. yavaş yavaş kızağa alınıyordum. önce, trablus'a gönderdiler; kaybedilmiş bir cephenin, yeniden kurtarılması için ama karşımda, ümmetinden bile bıkmış, şeyhler, aşiretler, kabileler, tarikatlar, savaşmak için hiçbir nedeni olmayan, kaybedilecek hiçbir şeyi kalmamış topluluklar... trablus macerası ve balkan savaşı sonunda, ömrümün çoğunun geçtiği selanik bile elden çıkmıştı. istanbul hükümeti, hayalperest insanların elindeydi. uyarıyordum ama iktidar olma hırsı, onlar için, her şeyin önündeydi. terfi edilmiştim, yeni bir görev gerekiyordu ve usulca sürgüne yollandım sofya'da, ateşe milliterlik...