Türk sinemasında “sinemacılar dönemi” olarak anılan dönemin (1950-1970) kurucu yönetmenlerindendir.
Sert mizaçlı, disiplinli ve oldukça mütevazı biri olduğu anlatılır. Ölene kadar mütevazı evinde, mütevazı bir hayat yaşamıştır. Yeni bir filmin çekimine başlayacağı gün takım elbise giydiğini; bunu birlikte çalışacağı ekibe ve yapacağı işe saygısını göstermek için yaptığını anlatır. Hayatını ve sinema macerasını anlattığı “ışıkla karanık arasında” isimli kitabı sıcacık, içten anlatımıyla sizi etkiler, dönemin sinemasını ve nasıl bir özverinin ürünü olduğunu daha iyi anlamanızı sağlar.
Sinemamız açısından neden bu kadar önemlidir:
Ömer Lütfi Akad, sinema sektörüne muhasebeci olarak girmiştir aslında ve bir dizi tesadüf sonucu yönetmenlik yapmaya başlamıştır ama onun sinemasal sezgisi kısa sürede kendine özgü bir üslup ve dilin yerleşmesini sağlar. Bu dil, yeni arayışlarla birleşerek sinemamıza yön verecek değişikliklere vesile olur.
Akad sineması kameranın pek hareket etmediği, kadraj içinde karakterlerin hareketleriyle aksiyon kazanan durağan bir dile sahipir. Bununla birlikte sinema dilini kullanarak dramatik anlatımı güçlendirmiştir. aslında “sinema dili” nin sinemamızda etkin olarak kullanıldığı ilk filmler bunlardır. (vurun kahpeye-1949, kanun namına-1952) ve arkası gelecektir.
sinemamızda gerçekçilik arayışında da öncüdür Lütfi Akad. beyaz mendil (1955) filminde gerçekçi bir atmosfer oluşturmak için köylerde bir ön çalışma yapmış, bu çalışmanın ardından yerli halktan oyuncular seçerek filminde oynatmıştır. Belgesel çalışmaları da bu arayışın parçasıdır. (piyasayla yaşadığı bir sorun da belgesel çalışmalarına yönelmesinde etkilidir) 4 yıl süren belgesel çalışmaları içinde “tanrının bağışı orman” özel bir yer tutar. Bu süreç yalın ve gerçekçi üslubun sinema diline yerleşmesine katkıda bulunur.
Akad sineması çok yönlü ve derinlikli karakterlerle beslenmiş, gerçekçi yapısıyla öne çıkar. Filmlerdeki karakterler çatışmaları, zaaf ve erdemleri ile ete kemiğe bürünür. Anadolu üçlemesi olarak bilinen “hudutların kanunu”, “kızılırmak karakoyun” ve “ırmak” filmleri kırsalın gerçekliğini estetik bir üslupla birleştirir. Bu yaklaşım Göç üçlemesi olarak anılan “gelin”, “düğün”, ve “diyet” filmlerinde de devam edecektir. Göç üçlemesi, 1950’lerde başlayan ve toplumsal yapıyı sarsıcı şekilde etkilemiş köyden kente göç olgusunu toplumsal gerçekçi bir bakışla ele almıştır.
Lütfi Akad filmleri bugün hala sinemamızın en önemli örnekleri arasında yer alır.
Filmlerin etkisine dair en güzel örneklerden biri Türkan Şoray'ın bir anısıdır. (Bu anıyı, vesikalı yarim filminin restore edildikten sonra yapılan galasında anlatmıştı) Türkan Şoray, filmin İtalya'da gerçekleştirilen bir gösterimine katılır ve salondaki seyircilerin gözyaşlarına boğulduğunu görür. Bu kadar zaman sonra ve bu kadar uzak bir coğrafyada bile film insanların kalbine dokunmayı başarmaktadır.
Türk sinemasının dönemlerine dair oldukça genel bir bakış için öneri: www.kameraarkasi.org/... Ömer Lütfi Akad'ın hayatı ve sinema yolculuğu için öneri: kendi kitabı "Işıkla Karanlık Arasında"