1. 18. yy da İngiltere’de köle ticaretinin yasaklanması için mücade eden parlemento üyesi William Willberforce’un hikayesini anlatan 2006 yapımı filmdir. Hayal kırıklığıdır, gerçekçilikten uzaktır. abartılmıştır (imdb puanı anlamsızca 7.5’tur mesela). “Neresinden tutsan elinde kalır” cinsindendir, normal şartlarda hakkında yazmaya yeltenmeyeceğim fakat “kulzos film topluluğu”na söz vermiş bulunduğum için yazacağım filmdir.
    Film genelde çok beğenilmiş. Kölelik gibi hassas bir konuda verilen mücadele etkileyicidir elbette. Piyasa denilen olgu, bu hassasiyetleri etkiye dönüştürmeyi başarabildiği için ayakta durur. Neyse...
    Bir filmi sevmemem çok enderdir, 8. sınıf Hoolywood filmlerini, en klişe kore dizilerini, kimsenin adını duymadığı Uzakdoğu romantik komedilerini bile neşeyle izleyip içinde sevecek bir şey bulabilirim. Bu filmi sevemedim.
    kaba hatlarıyla anlatayım:
    1- Bir tarihi dram değil, masal izliyoruz çünkü. (masal olsa sesim çıkmaz bak) Filmin her saniyesinde samimiyetsizliğini hissettim. Az buçuk dünya ve siyaset tarihi bilen biri, parlementolarda kararların vicdan ve merhametle alınmadığını bilir. Koca yürekli, fedakar insanlar yok mudur tarihte, vardır mutlaka. Onların mücadelesi anlatılmaya değerdir. Fakat gerçekçi olalım. Dünyayı parmağında oynatan, sömürgeceliğin kitabını yazmış İngiltere’den bahsediyoruz. Bahsedilen parlemento, Hindistan’dan Ortadoğu’ya kadar dünyanın dört bir yanında açık ya da örtülü bir iktidar kurmuş; bu cofrafyalarda ulusları ve dinleri ustalıkla yönlendirmiş. Bu parlementonun bir üyesi olabilmiş ve üye olarak kalabilmiş baş karakterimizin bütün kararlarını böylesi bir merhamet döngüsünde verdiğine inanmak isterseniz size kalmış. “Bu işler gerçekte nasıl yürüyor o zaman, hadi ondan bahset?” diyorsanız, 1969 yapımı “Queimada” filmini izlemenizi öneririm.
    2- Sadece hikaye değil, karakterler de samimiyetsiz, gerçeklikten uzak, sığ. Kitap uyarlamalarının handikaplarından biridir deyip affetmeye çalışsak da oyunculukları affedemiyoruz. Bence hiç bir oyuncu karakterini benimsememiş, kendileri oynadıkları insana inanmamışlar. Ioan Gruffudd, elini kolunu nereye koyacağını bilmeyen acemi oyuncu gibiydi, bazı sahnelerde "ben şimdi burada durayım mı, ne yapayım?" der gibi bocalıyordu adeta. Benedict Cumberbatch bile kurtarmıyordu filmi.
    3- Müzikler uyumsuzdu. Yönetmen filmin türüne ve tarzına karar veremediği için müzikler de sahnelere oturmuyordu. Dramatik bir sahne neşeli bir müzikle sonlanabiliyordu mesela. Filmi izlerken yönetmenin neden romantik komedi çekmediğini düşündüm sürekli. Bence oldukça başarılı olurdu.
    4- Ben sinematografisini de kurgusunu da genel olarak beğenmedim. (bazı sahneleri de çok beğendim mesela) Detaya girmeyeceğim, zevk meselesi diyelim. (filmi çeken kişi için sinema dilini oturtmak zordur, izleyen için atıp tutmaksa kolaydır, o yüzden filmlerde hata yakalayı uygunsuz bulurum.)

    #127875 uyurgezer | 6 yıl önce
    0film