Rüyalar hayatımda baya önemli yer tutuyor. Onları uzun zamandır yazıyorum hatta. Bazılarından ürksem bile kaydediyorum. Bir arkadaşım rüyalar konusunda çok derinleşmiş, baya okumalar yapmış. Ona yolluyorum bazen. O da bana gördüğü şeyler hakkında sorular soruyor. Kendimi anlamama yardım ediyor bir nevi.
Rüyaları dolayısıyla kendimi anlayabilmek için bir sürü psikoloji kitabı okudum. Bazısı çok formal ve kendi inandığı sembol ve mitlere göre değerlendiriyordu rüyaları. Bazısı ise gölge, kendimizin aksi, yansıması olarak gördüğünü, bazı yollarla rüyalarımız ile iletişim kurabileceğimizi söylüyor. Bana en çok Jungcu yaklaşım mantıklı geliyor. Her birimiz sınırlı duyularla, duygularla yaşıyoruz. Rüyalarda kaçtığımız, hasret duyduğumuz ya da ölesiye korktuğumuz şeyleri görebiliriz.
Benim öyle garip rüya deneyimlerim oldu ki, buna herkes farklı isimler veriyor. Kalbi temiz, üçüncü gözü açılmış vs. Mesela üç gece ardarda dizi şeklinde devam eden rüya oluyor. Devamını merak ettiğinden tekrar uyuyorsun. Sonra rüyanda yardım isteyen bir arkadaşını aradığında cidden zor durumda olduğunu duyuyorsun. Aynı şekilde ben de başkalarının rüyasına giriyorum ve arıyorlar. Cidden hissettikleri gibi çıkıyor.
İlginç çok rüyam var, en son olan ve cidden canımı sıkan bir rüyayı yazmak isterim. Benim kırsal bir bölgeden şehre gitmem lazım. Otobüsün olduğu alana koşmaya başlıyorum. Yolda kahverengi bir alan var ama yolun kendisi gibi, oraya koşarak dalıyorum, bom, bataklık ve gübre kokuyor, paçama kadar boka battım, ve bu halde otobüse yetişmem lazım. Neyse koşturarak otobüsleri buluyorum. Son model bir otobüs var. Adama soruyorum. Adam ''o sizin otobüs değil, bu sizinki '' diyor. Ve bana kocaman eski model bir kapaklı dolabı gösterıyor, raflı bir dolap. Bakıyorum, ciddi. Nasıl binilir buna, otobüs değil bu diyorum. O sadece dolabın altını gösteriyor. Altta tekerler var, otobüs dolap. İğrenç kokulu üstümle rafa yatmaya çalışıyorum ama öyle bir denge lazım ki düşmemek için, nasıl dayanırım buna diyorum. Sonrası yok, en son hatırladığım kendimi o rafta dengede tutmaya çalışmam. Bok kokulu bir rüya. Neyse ki hepsi böyle değil.