umumi tuvaletlerde asacak yer bulunmayınca vuku bulan durumdur. hele ki sensörlü lambaya denk gelindiyse, zevk almaya bakılmalı. bir yandan montu toplama bir yandan ışık yakacağım diye el kol sallama derken tek elle neyi tutaksın? montu mu? yoksa klozete değmesin diye çırağı mı?
bir yandan da akıp giden büyük duygular, ışıkların anlamsız eylemleri ve leş gibi avm tuvaletine değmeme çabası. eğer ki klozetin dibine tuvalet kağıdı sermeyseniz lüp diye yukarı çıkan o suyun temasıda alttan bir darbe vuruyor. biri ah etse adamı bu kadar acıtmaz. olay sonunda kişinin kendiyle imtihanı başlamıştır. bir şekilde o mont kıça sürtünecek, o kapağa dokunacak. ne yaparsan yap doğa değil, enayilik peşini bırakmaz. montla gidilir mi yahu. çöp kutusuna ser daha hijyenik.
sonuç, oradan temiz çıkınca etrafa bir bakış atar insan. montuna dokunur. onu okşar, taksidi bitmemişse öper. etrafa bakınca yaşamanın ne kadar güzel olduğunu hisseder. bir daha montla dışarı bile çıkmayabilir. yaşamayan bilemez.