sözlüğün ayakta kalmaya ısrarla (ve belki de oldukça acınası bir şekilde) devam eden tek topluluğu.
2019'a girince zaman hızlı akmaya başladı sanırım. ocak ayının film listesini ben hazırlayacaktım. sanki ben hazırlamayacakmışım gibi hissettiğim için, kendi kendime "ee, bu ayın listesi nerede?" dedim. cevap tabii ki tokat gibi beynimde patladı: "sıra sende".
2019'un ilk film listesini daha önce yapmadığımız bir konsept üzerinden belirleyelim istedim. bilim kurgu yapmışız ama fantastik kurgu yapmamışız. bilim kurgu konseptli film listesi hazırladığımızda pek ilgi olmamıştı (veya yazarlar izledikleri filmler hakkında girdi yazmaya erinmişlerdi). fantastik kurgu söz konusu olduğunda, bilim kurguda yaşadığımız sorun tekrarlanabilir. bu yüzden, biraz yumuşatmak lazım gelir. bu ayın listesi hem fantastik kurgu olacak hem de listeden izleyeceği filmi seçen yazarı, söz konusu film dışında, bir de çok sevdiği, birkaç kere izlediği ya da izlemek istediği, "başucu filmim budur benim, hastasıyım" dediği bir film hakkında daha girdi yazmaya zorlayacak. yani, özetle; bu ay "fantastik kurgu+1" mottosunu belirledim. umarım hoşunuza gider. gerçi, katılım olsun da, hoşunuza gidip gitmemesi pek de mühim değil aslında.
not: fantastik kurgu adı geçtiği anda, aklınıza the lord of the rings, the hobbit, harry potter, the hunger games, maze runner gibi seriler ve percy jackson, eragon gibi filmler geliyor olabilir. aşağıdaki listede bunlardan herhangi birini göremeyeceksiniz. biraz farklı olsun, sadece hayaller aleminde yaşayan ben ve benim gibiler değil, daha farklı izleme zevklerine sahip yazarlar da 2019'un ilk listesinden film seçebilsin istedim. yer yer "bu bilim kurgu değil mi abi yaae" ya da "bunun burda ne işi var?" şeklinde serzenişlerde bulunabilirsiniz, sorun değil. fantastik kurgu sadece canavarları, yemyeşil, ütopik arazileri kapsamıyor neticede. aşağıdaki listeden zevkinize uygun en az 1 film seçebilirsiniz umarım.
(listeyi yıl yıl düzenleyemedim*, kendime göre bir sıralamayla oluşturdum)
- the sorcerer's apprentice (2010): vergi borcunu ödemek için nicolas cage'in yılda 4-5 filmde yer aldığı yıllarda, içinde bulunduğu en garip filmlerden biriydi bu. kendisinin oyunculuğuna tahammül edebilecek olanlar için filmin en değerli kısmı, kadrosunda yer alan alfred molina. cage'in national treasure'daki oyunculuğunu beğendiyseniz (o da bu ayın listesinde var aşağıda), beklentinizi aynı düzeyde tutmanız şartı ile bu filmden de hoşlanırsınız.
- the polar express (2004): forrest gump'ını bilmeyenin kalmadığı robert zemeckis'in yönettiği animasyon. film vizyona girmeden beklenti çok büyütülmüştü. 165 milyon dolar gibi akıllara ziyan bir bütçesi vardı. imdb verilerine göre de, gişede sıkıntı yaşamamış görünüyor. tom hanks'in seslendirmesi ve bir çocuğun christmas hayallerini gerçekleştirmesi üzerine fena bir film değil. fazla beklenti beni bu filmden soğutmuştu.
- bright (2017): netflix'in yapımcılığını yaptığı ilk büyük filmlerden biriydi bu sanırım. will smith ve bambaşka bir hale gelmiş joel edgerton'a noomi rapace ve lucy fry eşlik ediyor. genç senarist max landis'in yarattığı işleri seven biri olarak, bana göre en kötü işi buydu. gene de, distopik filmlerden hoşlanan, vurdulu kırdılı filmlere bayılanlar için önerilebilir.
- bridge to terabithia (2007): "aile filmi olarak başlasın, sonradan animasyon eklediğimiz çok belli olan sahnelerle yetişkinleri filme çekmeye çalışalım, en son da filmi çocuklarla bitiririz" mantığına sahip film. reklamı müthiş yapıldığı için gişesi de çok iyiydi. çocukların gerçek dünyadan kaçmak istemeleri size "izlenebilecek bir film" fikri veriyorsa, buyrun izleyin.
- jumanji (1995) ve jumanji: welcome to the jungle (2017): robin williams'lı ilk filmin üzerinden geçmiş 22 yılda dwayne johnson'a kadar gelmiş seri. ilk film ne kadar derinlikliyse, geçen yılki de o derece berbattı. yukarıda önerdiğim the polar express'in ve zathura'nın da yazarı olan chris van allsburg'un eserinin sinema uyarlamalarıymış. 1995 yapımı olanın efektleri o kadar kötü değildir. ayrıca, dönemin genç yıldızı olarak gösterilen kirsten dunst da kadroda. jumanji hikayesini seviyorsanız, ikisini birden izlemenizi önerebilirim.
- inkheart (2008): gene brandan fraser, gene bir fantastik kurgu uyarlaması, gene komple berbat oyunculuklara sahip bir film. ükemizde gişesi gayet iyiydi ama dünya çapında battı. babasının, kitaplardaki karakterleri hayata döndürebildiğini fark eden bir ufaklığın maceralarını anlatıyor.
- the jungle book (2016): rudyard kipling'in eserinin modern dünya uyarlaması. iyi eleştiriler almasının nedenini, geçmiş uyarlamalarının bok gibi olmasına bağlamış ve izlememiştim. 2 yıl sonra, kipling'in kısa hikayelerinden birinden uyarlanan mowgli (2018) de vizyonda fena iş yapmadı. seri olarak da izleyebilirsiniz.
- lady in the water (2006): m. night shyamalan'ın en iyi işlerinden biri olarak görüyorum. vizyona girdiğinde sinemada izlemiş ve bayılmıştım. bob balaban, bryce dallas howard ve paul giamatti'yi seviyorsanız, hemen izleyin. benim başucu filmlerimden biri olmuştu. sonlarına doğru tempo, gerçekçilik ve özellikle nedensellik bağlantıları fena halde düşüyor filmin. bunlara çok takılmazsanız, güzel film.
- nightbreed (1990): clive barker'ın kendi romanının (cabal) sinema versiyonu. yönetmeni de kendisi. 1980'lerin nefis korku filmleri furyasını seven kitledenseniz, yapılmış en iyi örneklerinden birine hazırlıklı olmalısınız. cabal'ı lise sonda okumuştum, üniversite'de de nightbreed'i izlemiştim. romandan filme uyarlanmış en iyi eserlerden biri olarak görmeye devam ediyorum. +18 olabilir film. buna göre izleyin.
- the colour of magic (2008) (dizi): ingiliz usta terry pratchett'ın diskdünya'sının ilk 2 kitabının sinema uyarlaması bu. 1'er saatlik 2 dizi bölümü olarak da düşünebilirsiniz. sean astin'in dev bir pratchett hayranı olması ile birlikte bu proje hayata geçirilebilmiş. kadrosundaki christopher lee'yi sesinden rahatlıkla tanıyabilirsiniz bence. güzel işti. serinin en az 3 kitabını okumamış olanlara önermemek gerek tabii.
- national treasure (2004) ve national treasure: book of secrets (2007): "modern dönemin indiana jones'unu yapmışlar bee" diye bok atanlar bile oturup zevkle izlemişti. nicolas cage'in en iyi işlerinden biriydi ilk film. dönemine göre ilk filmin bütçesinin 100 milyon, ikinci filmin 130 milyon dolar olması gözünüzü korkutmasın. fena bir macerası yok başrol karakteri olan ben gates'in.
- the imaginarium of doctor parnassus (2009): terry gilliam'ın brazil ile birlikte başyapıtlarından biri olarak görüyorum. heath ledger'ın ölmeden önce içinde yer aldığı son filmlerinden de biriydi. gezici tiyatro grubunun seyircilerine görmek istediklerinden daha fazlasını vermeleri üzerine müthiş bir hikayeye sahip. kadrosu da nefis. ve hepsinden önemlisi, beklentilerinizi sonuna kadar karşılayacaktır.
- labyrinth (1986): dönemin en absürt filmerinden biri. 16 yaşındaki jennifer connelly ve yıldız sanatçılığının doruklarındaki david bowie'nin oyunculuğu ile sesame street'in kermit'ini yıllarca seslendirmiş jim henson'ın yönetmenliğindeki filmin dönem ayrıntıları müthişti. hikayesi biraz çocukça kalabilir, goblinleri gördüğünüz zaman "bu ne be? puhaaha" diyebilirsiniz. etkileyiciliği tartışmasız bir film olduğu için önermek istedim.
birkaç tane daha vardı aslında ama liste çok kabardığından dolayı burada bitireyim. yukarıdaki listeden en az 1 film seçip topluluğun ocak ayına destek verebilirsiniz. seçeceğiniz film hakkında girdi yazmanız gerekiyor sadece. bu ayın "fantastik kurgu+1" mottosu gereği, seçtiğiniz filmden ayrı olarak, çok sevdiğiniz, tekrar tekrar izlediğiniz ya da izlemek istediğiniz bir film hakkında da girdi girmenizi bekliyorum. yani toplamda en az 2 film girdisi girmeniz süper olacak; hem sözlüğe girdi hem de topluluğa can vermiş olacaksınız.
kulzos film topluluğu'na katılmak isteyenler bu girdiye yorum yaparak hangi filmi izleyeceklerini bana belirtebilirler. bu ayın konsepti olan "+1 film" girdisini de istedikleri bir film hakkında yazabilirler. kimler, hangi filmleri izleyeceklerse, ayrı bir girdide onları da listeleyeceğim. hepinize şimdiden iyi seyirler. şubat ayında görüşmek üzere...