her ne kadar kulzos var olduğundan beri eskisi kadar hayatımda yer alamasa da veteran bir gamer olarak her daim övgüyle anacağım bir şey video oyunları. hatta @the ancient one ile ortaklaşa bir oyun inceleme - tanıtım sitesi açacağımızı da yeri gelmişken buradan duyurayım.
video oyunları ile tanışmam babamın eve program yazmak için bir commodore 64 getirmesi ile oldu.
10 print "selam" 20 end
derken kendimi bir tank oyunu oynarken buldum. sonra atari kiralayabileceğimi öğrendim. sene 1987 falan olsa gerek. beraberinde atari salonu kariyerim de başladı. bayram harçlıklarını hatta bazen babamdan yürüttüğüm paraları jetona gömdüm. zaman geçtikçe atari salonlarının yerini alan, internet yokken internet kafe formatında olan amiga oyun salonlarına transfer oldum. üniversite sınavına hazırlanmak için dershaneye gitmem gereken her hafta sonunu bu salonlarda geçiriyordum sene 1991 iken. 1992'de üniversiteye başladığımda kendime ait bir bilgisayarım ilk kez oldu. o günden bugüne kadar da bilgisayarın ve oyunların bana kattıklarını anlatmakla bitiremem sanırım.
özetle, 1985'den beri bu meretle ilgiliyim. bir gün bile pişmanlık duymadım. hayatımın bir döneminde bağımlı olduğumu düşündüğüm oldu. ama anladım ki, her şey kontrol altında.
peki oyun oynarken nelere zaman ayıramıyorum. misal, haberlere zaman ayıramıyorum. zaten sabrım da yok. ntvspor kapanıp sadece aspor ve trtspor'a kaldığımızdan beri spor haberlerine bile sabrım yok. altlarında verilen mesajları görüyorken izlememek en iyisi. kahveye falan giden bir insan değilim. öğrenciyken herkes gibi batak ve bilardo oynadım ama artık onlara da pek zamanım yok. verimsiz buluyorum. sonra, anlamsız yerli dizilere ayıracak vaktim yok. behlül yengesine atlamış, onu sözlükten okuduğum için biliyorum. yerli sinemanın da çoğuna ayıracak vaktim yok. ya da ne bileyim tv karşısında survivor da izlemiyorum. o ses türkiye'de şarkıları internetten dinlediğim oluyor, yalan söylemeyeyim. aslında tv izleyen bir insan değilim ben. açıkçası oyunları eleştiren ancak hiçbir faydası olmayan şeylere zaman ayıran insanların yaptığı çoğu şeyi ben yapmıyorum. sosyal medya'da bulunmak da bunlardan birisi.
peki bana ne kattı bu oyunlar. yabancı dil birinci sırada sanıyorum. sonra oyunlar sayesinde tanıştığım bir sürü insan oldu. kod yazmakla ilgilenmeye başlama sebebim de bu. bankacılık kariyerinde çakılmadan önce hızla ilerlememi sağlayan bilgisayar bilgisi de oyunlar ile geldi. hayal gücümü geliştirdi. reflekslerimi. analitik düşünmeyi. pratik olmayı. problem çözme yeteneğimi. empatiyi. insan ilişkilerinde daha iyi olmayı. bununla birlikte pek çok insandan daha farklı düşünme yeteneğimi yine onlara borçlu olduğumu düşünüyorum. ne bileyim, oyun oynamasaydım bugün olan ben yerine başka biri olurdu sanırım. o insan bu yaşta sözlükle uğraşmaz, arkadaşlarıyla kahvede okey oynardı belki de. kimbilir?
oynamayanlar için gereksizdir. oynayanlar için hayat biçimidir. elbette çocukların bağımlıya dönüşmesi engellenmelidir. her şey gibi fazlası zarar. suyu bile aşırı içersen ölüyorsun sonuçta...
bir de müjde vereyim. insanlık bir savaş ile teknolojide geriye düşmezse eğlence sektörünün tamamı oyuna kayacak. ne bileyim, filmin başrolünde oynama imkanın varken neden başkasının oynadığı filmi izleyesin? ya da sahaya çıkıp o golü sen atacakken neden futbol maçına bakasın? 100 yıl veriyorum sektörün çoğunu ele geçirmesine. nükleer savaş çıkmazsa tabi. gerçi çıkar ise sağ kalanların çoğu da oyuncular olacak demedi demeyin. çünkü kaç nükleer savaştan sağ çıktığımı anlatsam sözlük dolar taşar... ejderhalar geri dönse bile ona da hazırım sanırım. dovahkin dovahkin!
neyse efendim. denemediyseniz bence bir deneyin. mutlaka size göre de bir tane bulunur.