"avam"da sövülen ama "entel" ortamlarda da bazen aşırı övülen, güzellen cinsiyettir.
bir anlamda tutsak cinsiyettir ama ezilen cinsiyet midir, tartışılır çünkü kadınlar erkeklerin sahip olmadığı ayrıcalıklara sahiptirler. ne ayrıcalığı ulan (veya ayol) ?! diyeceksiniz... ben de şunu diyeceğim: bugün savaşta ölenlerin, cinayet kubanlarının, intihar vakalarının %90 küsürü erkektir, kadın değil. ne kadar ağır iş varsa erkege yaptırılır, ne kadar sorumluluk varsa erkeğin sırtına yüklenir. erkek, zorbalığın da daniskasını yaşar. ki erkeğin ortalama ömrü de 5 yıl daha kısadır. işte o çok kaka ataerkil düzende (ki kakadır) kadınların bunlara 9 kat daha az maruz kalma ayrıcalığı var. ataerkildir ama böyledir, hayatın diyalektiği...
(öte yandan, erkekleri bu derece ezen, öldüren bu ataerkil düzen ne derece "erkek duzeni"dir, bilemiyorum. erkeği erkek muktedir öldürünce erkek ezilmiş olmuyor mu. burjuva düzende burjuvanın, feodal düzende feodalin, köleci düzende firavun ve rahiplerin borusu ötüyorsa. "erkek düzen"de de "erkek sınıfının" bir "kadın sınıfı"nın emeğini sömürmesi, ateşe atması gerekmiyor mu.)
tr özelinde konuşacak olursak da;
bence bazı kadınlar (özellikle orta sınıftan ve üst sınıftan olanlar) önce kendilerine sonra tüm topluma karşı muhasebelerini yapsınlar. zira, onlarca yıldır hem "pirenses"lik yapıyor hem "prens"e boyun eğmek istemiyorlar. (kim bilir belki bunun farkında bile değildirler. farkında olan aydın bir kadın kesimi var ama onlar da buna ses etmiyor yani "cinsiyetdaşının" bu ikircikliğini saklıyor. böyle bir gizleme, böyle bir "kadın sözleşmesi" de tabi ırkcılığı, makyavelizmi vb anlayışları hatırlatıyor.)
bu mevcut durumun bir arka planı var:
egemen seçkinler tr'de bir batılılaşma başlattılar ve yarım bıraktılar. haliyle bizde; hem batıcı-kapitalizmin haklarını, özgürlüklerini ve kültürünü benimsemeye hem de "feodalizm"den kalma yükümlülükleri, adetleri sürdürmeye müsait koşullar oluştu. bu koşullarda vatandaşlar; batı kültürünü kısmen benimsediler ama "feodal" kültürü de kısmen devam ettirdiler.
haliyle, kadınlar da medeni kanun'a sımsıkı sarıldılar ve "feodal" kültürün adetlerinin kadını tutsak eden, kadına yük verenlerini artik istemediler ama aynı "feodal" kültürün erkeğin sırtına yükledigi ve kadına fayda sağlayan, kadının üstüne titreyen adetlerinin sürdürülmesinden faydalanmaya devam ettiler. dolayısıyla bu adetlere karşı sessiz kaldılar ve kalmaya devam ediyorlar.
oysa ki, bugünün türkiyesinin kapitalist kültüründen farklı olarak batılı-kapitalist (ya da komunist, post-sovyet) kültürde kadın erkekle hak eşitliğine sahiptir ama erkek tarafının da kadına karşı pek bir yükümlülüğü yoktur. (kömünist kültürde hemen hemen hiç yoktur. onun için rus kadını türk erkeğinin ilgisi karşısında şaşar kalır. gerçi rus da zamanla prensesleşir çünkü türk erkeği burnunu kaldırmıştır ve anadoluya entergre olmuştur). o memleketlerde pireneseler giyotine gideli cok oldu. bizdeyse bugün yeni prensesler yetişiyor.
yani batı veya post-sovyet toplumunda "ama sen erkeksin dolayısıyla şunu yapmak zorundasın, evlenilirken parayı sen karşılamak zorundasın, koltuk takimi al, bok al, pusur al, beğenmedim diğerini al, şu işi de sen yap, kadına otobüste yer ver, sen çalış, sen hesabı öde, sen amelelik yap, sen manyaklarla, zorbalarla ugraş ama ben kolay işler yapayım" vb şeyler -türkiye toplumuna kıyasla- çok çok daha azdır. orada kadın tramvay sürer, traktör sürer, erkek kuaförlüğü yapar, at gibi çalışır, baba veya kocanın, yahut sevgilinin parasını bu derece yemez. ve kizin ailelesi de erkeğe çökmez.
ama tr'de bazı kadınlar arasında bir taraftan babadan veya sevgiliden veya kocadan -kaydadeger bir ölçüde- maddi somürüyle (ve manevi somürüyle de) geçinen, kadına avantaj sağlayan tüm feodal adetleri -yani ayııcalıkları- tepe tepe kullanan bir fiili durum var. işimize gelince kanun işimize gelince töre ve racon olmaz. bu bir riyakarlıktır.
politik kadın hareketine gelince; yukarıda yazdıklarım ayni zamanda bir feminizm elestirisidir. ve, üst mevkilere erkekler yerine kadınları koymakla, erkekle kadının yerini değiştirmekle savaşların ve sömürünün biteceğine de inanmıyorum, daha kötü bile olabilir. çünkü kadınların ruh halleri erkeğe kıyasla dengesizdir, bunu hayatın içinde de gözlemliyoruz. troll bisey yazacam belki ama; adet günunde kimyaları değişir, gider nükleer savaş başlatırlar...
ve maksat erkek karşıtlığı olunca, erkek ağzıyla kuş tutsa kadın kanaat önderlerine yaranamaz. nasıl ki yahudicilik halen kuzu görünümlü kurtluk yapıyorsa feminizm de o yoldadır.
çare fourier önce "erkeğiyle kadınıyla" (feminizmin bu laftan nefret ettiğini biliyoruz) zihniyetin degişmesi lazım sonra erkeğe de kadına da yüklenmemiz lazım, 12 yaşından itibaren kaliteli edebiyat (hedonist "madame bovary" gibi şeyler değil!. "nasıl yapmalı" gibi seyler) okutmamuz lazım, egitim sisteminde charles fourier'i ornek almamız lazım. 5 yaşından itibaren -evet 5 yaş- herkes zorunlu olarak atölyede küçük aletlerle, mutfakta, tiyatroda kendini geliştirmeye baslasa, asil maddi ve manevi zevkler edinse böyle olmazdı. keşke yandaşından muhalifine kadar tüm oğretmen sendikaları kendi ideolojileri (ki bence sağdan sola hepsi boş ideolojilerdir) kadar fourier'i örnek alabilseydi.