1. 5
    Kilere girdiğinde hancının ne kadar düzenli bir adam olduğunu fark etti. Hemen her şey kolay bulunabilecek şekilde ve düzgünce dizilmişti. Belki de ölen kızıydı bu düzenin mimarı. Ne önemi vardı ki? Dışarıda bekleyen karnı aç çocukların bu hanı beş altı yıldan önce tek başlarına işletmeleri mümkün değildi. Onları alıp akrabalarının olduğu bir köye götürmeliydi. Ya da kendi şehrine. Kafasında bu düşünceler gezinirken ablasının intikamını almak için yanan ateş bir kenarda durup zihnini aydınlatıyordu. Biraz ekmek, biraz peksimet, bir şişe şarap ile kileri terk edecekken, şarap şişesini geri bıraktı.

    Kendi çocuklukları geldi aklına. Qwalin ile şarap mahzenine çatı penceresinden süzülerek girmeleri. Qwalin aslında hep hayır diyen kişiydi. "Olmaz Dwain. Yakalanırız." Ama hiç bir zaman Dwain'i geri çevirememişti. İlk kez Dwain, kendi istediğini değil, ablasının istediğini yaptıkları için çok pişmandı. Onun yanından hiç ayrılmasaydı, belki bunların hiç biri yaşanmayacaktı.

    Elinde yiyeceklerle dışarı adımını attığında beklediği manzaradan çok daha farklı bir manzara ile karşılaştı. Dört silahlı adam çocukların başında, üç tanesi hanın merdivenlerinin hemen aşağısında, bir kaç tanesi hanın çevresinde, bir kaç tanesi ise yolun biraz daha ilerisinde duruyordu. Toplamda yirmiye yakın silahlı adam vardı ve seslerini duymamış olmasına şaşırarak elindekileri fırlatıp bıçaklarını çekti. Adamlar da silahlarına davranarak gardlarını aldılar.

    "Hey hey hey, küçük hanım, biraz sakin olun" dedi çocukların yanındaki adamlardan birisi. Ya bu grubun lideri, ya da liderin sözcüsü olmalıydı. Diğer adamları gibi deriden yapılmış bir zırh giyiyordu. Uzun boylu, uzun saçları sakalları hafif kırlaşmış birisiydi. Sözcü olamazdı, kesinlikle bu sürünün lideri o olmalıydı. Dwain bıçaklarını indirmeden konuştu "Kimsiniz ve bizden ne istiyorsunuz?" Bir yandan minik hareketler yapan adamların her birini tek tek takip etmeye çalışıyordu. Kimin önce harekete geçeceğini ve kendisinin ilk karşılığının ne olması gerektiğini hesaplamaya çalışıyordu. Arkasını han kapısına dayamıştı ama içeride de birileri olup olmadığından emin değildi.

    "Bizler tüccarız küçük hanım, güzel bulduğumuz şeyleri alır ve satarız" dedi orta yaşlı adam. O an onun kılıcını çekmemiş olduğunu fark etti. "Bu minik çocuklar gibi" diyerek gülümsedi. Ağzındaki altın dişler meşalenin ışığıyla parladı. Bir kaç tanesi sesli, bir kaç tanesi bıyıkaltından güldü adamların. Bir grup yaramaz çocuk gibiydiler. Çoğu doğuştan hayduttu ama liderleri soylu gibi konuşuyordu. Adam sözüne devam etti: "Aydınlığa gel küçük hanım, hadi korkma, senin de almaya değer bir mal olup olmadığını görelim"

    Köle tüccarlarıyla karşılaşmak, bugün hayal ettiği en son şeydi. Bugün yaşadıklarını düşününce şaşırması anlamsızdı. Duruşunu bozmadan "Çocukları bırakın ve buradan gidin" dedi Dwain. Sesi gayet kendinden emin çıkıyordu. "Yoksa?" dedi bir adım daha yaklaşan adam. Dwain: "Size emrediyorum, ben Anlet kızı prenses Dwain, çocukları bırakın ve gidin ki size bağışlayayım" dedi.

    Konuşan adam birden durdu. Dönüp arkasındaki arkadaşlarına tek tek bakmaya başladı. Elleri hayretler içerisinde kalmış gibi iki yana açılmıştı. Çenesi titriyordu. Sonra birden kafasını arkaya yatırıp kahkahalar atmaya başladı. Bir yandan gülüp, bir yandan ağzından tükürükler saçarak: "Affedin beni prensesim, bu köhne handa Anlet hanedanından birisiyle karşılaşacağım aklımın ucundan bile geçmezdi." Sonra adamlarına dönüp neşeyle ekledi: "Çocukları öldürün beyler, burada daha değerli bir hazine var"
    #11238 larden loughness | 3 yıl önce
     
  2. tümünü göster