1. 1
    en sevdiğim şiirlerinden, attila ilhan. Son mısralarını bir büyülü cümleler bütünü gibi tüm benliğimle söylerim hep. Bir de kendimi bulurum bu şiirde.
    Yazmış, söylemiş yine kaptan'ım.

    kaptan'dan dinleyin;
    www.youtube.com/...


    gece garlarında bekledim
    tren
    tren
    rıhtımlara döküldüm saçıldım
    gelmedin

    en gizli rüzgarları dinliyorum
    bir yerde benden konuşuluyor
    biliyorum
    hırsızlama konuşuluyor gece yarısı
    kayıp cigaraların korkak aydınlığında
    cesetlere oturulmuş
    konuşuluyor

    belki mütareke'de tutsak istanbul'da
    belki barselon'da savaş sonrası
    kimbilir belki de
    ağır bir kar kalabalığına durmuş
    alman sosyal demokratlarının sekizinci mitinginde
    konuşuluyor
    batı berlin'de
    biliyorum
    en gizli rüzgarları dinliyorum
    paris'teki "tiryaki köpek" kahvesinde
    chesterfield cigaralarının düşmanı soğuk gözlü bir kadın
    ellerimden tutan bir kadın her onbeş dakikada bir
    bütün yahudiler gibi yahudi
    yurdundan uğramışlar gibi yabancı bütün
    benden konuşuyor
    38 senesinde
    biliyorum

    nihavent bir şarkı bekliyorum
    izmir'in işgal edildiği gün
    ıslıksız dudaklarımdan alıp götürdüğün
    hangi sırılsıklam marjandiz katarıyla kim bilir
    hangi ingiliz devriyesinden kaçırarak
    kuvayı milliye çetelerine götürdüğün
    o nihavent şarkıyı bekliyorum
    biraz şuh
    biraz mahsun
    biraz çıplak
    benden konuşuyor o şarkı
    biliyorum

    acı bir tütün gibi yakıyor genzimi
    senden uzak olmak
    akşamları dağılan sonbahar bulutları götürüyor
    bedevi sonbahar bulutları alıp götürüyor
    iki yorgun yaprak diye gözlerimi
    karanlığı karşılamak
    sulanmış toprak bir avluda
    pembe ve mor
    ve bir genç kız yüzü kadar dinlendirici
    gecesafalarıyla beraber
    karanlığı sensiz karşılamak
    açık deniz uğultuları
    çocuk şiirleri ve mapusane türküleriyle
    dolduruyor içimi
    yıldızların pırıltılı ağırlığı altında
    kerpiç duvarlar çatlarken
    yalnız olmak
    sensiz olmak
    tadına bir kavak gibi tekbaşına varıp gökyüzünün
    tekbaşına dokunmak kelebek kanatlarına
    beni senden alıp dağıtıyor
    senden alıp başkalarına dağıtıyor beni
    büsbütün

    işte bak
    siyasi polisin kapısında buluyorlar
    badajoz'da buluyorlar beni
    ispanya'da
    damarlarım açılmış
    gözlerim birbirinden uzak
    kendimi hep milano'da hesaplıyorum
    ıslak duvalrında bütün
    bütün yorgun duvarlarında milano'nun
    uykularıma giren bir afiş
    balta ve mızrak
    en gizli kulaklarımda italyanca bir türkü var
    mia bambina dolce mia bambina
    yenik badajoz'da birkaç kere ölü sonbahar
    en kullanılmadık bulut gölgelerinin altına
    ümitlerini düğümleyip eğilmiş
    toledo'lu milisler
    kızgın namlularını rüzgara tutup
    yine benden konuşuyorlar
    yakın ve fevkalade iyimser
    bir yağmur halinde giriyorum
    uykularına

    işte bak
    eflatun bir karanlık çektiler üstüme
    kilitlediler
    dişlerim ayrılmıyor birbirinden
    dilsiz bir gestapo hücresindeyim
    on beş dakika sonra yirmi dört saat dolacak
    ben erna baumgartner değil miyim
    heidelberg üniversitesi'nden
    sesi daima bir parça dumanlı
    dudakları daima bir parça ıslak
    iki demir çocuk hitlerci gençler birliği'nden
    ele vermediler mi beni
    (hem birisi konrad
    kardeşim gibi sevdiğim
    hani boksör schmeling'e hayran
    otomobil markalarına meraklı)
    şimdi o müthiş dakikayı yaşıyorum aklımdan
    üniversitenin büyük kapısına yağmur yağıyor
    onlar meydanda toplanmış heine'yi yakıyorlar
    ben trençkotumu unutmuşum
    otobüs durağına koşuyorum

    işte bak
    budapeşte'de durgun soğumuş gözlerimle unutulmuşum
    en uzak içlerime bir rüzgar dağılıyor
    bu bir bakıma kahrolmuşluğum
    bir bakıma boydan boya kırılmış şarkılar
    budapeşte radyosu susmuş
    fabrikaların isli duvarlarında petöfi'nin mısraları
    sımsıcak
    ufacık kan gülüşmeleri duyuluyor
    yenik bir sessizliğin arkasından
    tankların o küstah öksürükleri
    en uzak içlerime tuna'nın aydınlığı vurmuş
    bir bulvarda yanyana mitralyöze gidiyorlar
    fakülteli kızlar
    savrularak
    bir ihtiyar sosyalist sendikacı
    sorgusu biter bitmez geceleyin kurşuna diziliyor
    gülümsemesi açık bir yara gibi acı
    utandırıcı
    hürriyet gibi gözünde pırıl pırıl
    hala çatlamış gözlükleri

    bir gece sabaha karşı
    en kilitli kapılarım açılacak
    yalnızlığımdan çıkıp gideceğim
    ne sensiz kalırsam korkusu
    ne kitaplarda okuyup altını çizdiklerim
    ne alkol tutabilecek beni
    ne ölüm telaşı

    bir gece sabaha karşı
    kırık bir kuş çırpıntısı yaprakların üstünde
    en küçük su
    dört bir taraflara yelkenler halinde açılmış
    en büyük sedalar
    bir değil ben artık birkaç kişiyim
    belki juarez'im meksika'da güneşin tuzunu yalıyorum
    belki de namık kemal osmanlı sürgününde
    habib burgiba diye bir limanda yakalanıyorum
    bükreş'te matbaamı dağıtıyor demir muhafızlar
    kalküta'da kongre partisi sekreteriyim
    hürriyet sokağında isimsiz bir mezar

    bir gece sabaha karşı
    dehşetini birden kaybedecek gelmeyişin
    ıslığımın tadında bir değişme
    iç tartışmalarımda büsbütün başka bir tutum
    büsbütün başka kıvılcımlar
    ve en padişah korkulara direnebilen
    yepyeni bir mustafa kemal davranışı