bu başlık kişiye özel bir başlıktır
  1. Hikayecik:

    Akrepler... Akrepler mor ötesi ışıkta parlar.

    www.abc.net.au/...

    Bilir gibi anlattığıma bakmayın; akrebe mor ötesi ışık tutmuşluğum yok. Çocukken yengemi akrep soktuğundan bu yana akrep görmüşlüğüm de yok. Akrep soktuktan sonra 6 saat ağlamış olan yengem 6 kere 6 yıldır yaşıyor. Travması da benimle birlikte yaşıyor.

    Akrepleri görmeliyiz, gece avlanan bu hayvancıklar bizi sokmamalı.

    Sahte para ayırt etmek için kullanılan el fenerleri de mor ötesi ışık yayar. Bu yüzden kendime sahte para ayırt etmek için kullanılan küçük el fenerlerinden aldım. Yeni oyuncağım.

    Mor ötesi ile aydınlatılan dünya bir başka. ışıkları kapatıp zifiri karanlıkta izlemeli. Pamuklu beyaz çamaşırlar mor ötesi ışık altında dolunay gibi parıl parıl parlıyor, kendi ışığı var gibi. Oysa el fenerinden çıkan belirgin bir ışık yok, solgun mavi bir ışık. Banyo... Ah o temizlik mekanı olması gereken yer. Gün ışığında temiz görünen çamaşır makinesi... Deterjan lekeleri ile kaplı ve çamaşır deterjanı mor ötesi ışıkta en çok parlayan nesnelerden biri.

    Acaba neler parlıyor, neler parlamıyor? Siz olsanız da merak ederdiniz değil mi? Ben de ettim. Işıkları söndürüp feneri her yere doğrulttum. Bildiğin normal ışıkta bütün gibi görünen duvar kağıtlarının parçalarının nerede başlayıp nerede bittiği görülüyor. Yapışkan izleri belli.

    Karanlıkta oturup duvara mor ötesi ışık tutmak yeni eğlencem olmuştu. Ta ki tutkuya dönüşene kadar.

    Bir gün duvar kağıdındaki lekeleri izlerken onu gördüm. İlk fotoğraf karesini. Işıklar açıkken yok. Karanlıkta "sihirli" el fenerini tutunca gözüküyor. Hayatımda gördüğüm en güzel kadını gördüm. Evini, eşyalarını gördüm.

    Her gece akşam olmasını ve duvarda yeni bir fotoğrafın belirmesini bekledim. Onu izledim. Ondan habersizce duvarımda beliren fotoğraflarda onu izledim ve sanırım... aşık oldum.

    Görebildiğim son iki fotoğraf oldu. Bir tanesinde benim elimdeki fenerin aynısından vardı. Ertesi günü akşam olmasını sabırsızlıkla bekledim. Güneş 20:17:56 da battı ve perdeleri çektim. Fenerimi yaktım. Solgun mavi ışıkta onun bana bakan yüzünü gördüm. İlk kez gözlerimin içine bakan fotoğrafını gördüm. Elinde fener, hayretler içerisindeki bir yüz ifadesi ile bana bakan o güzel gözler.

    o gördüğüm "o"na ait son fotoğraftı.

    Fenerin pili bitti, biten pili değiştirdim. Lanet olası deterjan lekelerinden pamuklu donuma kadar her şey karanlıkta parlıyordu. Duvar kağıdı yapışkanı dahil, fakat "o" nun fotoğrafları yoktu.

    Pil? çöpe attığım pili buldum. üzerinde markası olmayan, çince yazılar bulunan ve allah bilir çin denen ülkede kilo ile satılan en kalitesizinden bir pil. Belki de sihir pildeydi.

    2 haftadır pil satan yerlerden pil alıp deniyorum. Çinden pil siparişi verip pilden daha pahalı olan uçak kargosu ücreti ödüyorum. Yıllık iznimin tamamını kullandım. Salonumdaki halının üzerinde yüzlerce pil var. Güneşin batmasını bekleyip pilleri tek tek deniyorum.

    umarım onun fenerindeki pil bitmemiştir diyerek duvara telefon numaramı yazdım. Tahta kalemi, ayakkabı boyası, çamaşır deterjanı kullanarak adımı, telefonumu ve adresimi duvarlara yazdım.

    Bekliyorum. Bir gün telefonum çalacak ve "o" arayacak.

    Bu arada çin malı satan o internet sitesine "son bir haftadır yüklü miktarda pil siparişi veren oldu mu?" diye de sordum.

    Cevap gelmedi.

    #105265 macro | 7 yıl önce (  7 yıl önce)
    0kişiye özel