1. bir ukdesi.
    15-24 yaş aralığındaki insanların arasındaki işsizlik oranıdır. entry tarihi itibarıyla türkiye'de, resmi verilerine göre, %27 dolaylarındadır.
    türk'e göre tanımı da şöyledir: iş aramak için son dört hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan kişiler.
    yani, tüik'e göre birinin işsiz sayılabilmesi için, herhangi bir işinin olmaması ve son dört hafta içinde iş aramış olması lazım.
    oysa ülkemizde, aylarca iş arayıp bulamadığı için, artık iş aramaktan vazgeçen onbinlerce insan var. tüik'e göre onlar işsiz sayılmıyor. veya, pandemi nedeniyle rızası dışında ücretsiz izne gönderilen ya da kısa çalışma ödeneği (1.100 lira civarı) verilerek çalıştırılanlar da işsiz sayılmıyor.
    tüm bu kısıtlamalara rağmen, ne yazık ki ülkemizdeki her dört gençten biri işsiz.
    şayet ücretsiz izne çıkarılanlar, iş aramayı bırakanlar vs. bu istatistiğe eklense, genç işsizlik oranının en az %50 olmaması mümkün değil.
    yani aslında ülkede, her 2 gençten biri işsiz.
    çalışanların ise büyük oranda asgari ücretli işlerde çalışıyor olması, ayrıca incelenmesi gereken bir garabet.
    #228994 hammurabi | 4 yıl önce
    1ekonomi terimi 
  2. üniversite mezunu genç işsizler için konuşacak olursam; artan üniversite sayısı ve buna bağlı olarak artan bölüm kontenjanlarıyla birlikte önümüzdeki yıllarda daha da artacağını düşündüğüm durum.

    hükümetin her şehre bir üniversite projesiyle birlikte türkiye'deki devlet üniversitelerinin sayısı da arttı. sanayileşmenin görece çok az olduğu illere dahi mühendislik fakülteleri kuruldu. sanayileşmenin neredeyse hiç olmadığı şehirlere de eğitim fakültesi, temel bilimler fakültesi benzeri fakülteler açılarak okulların hepten boş kalmasının önlendiği düşüncesindeyim. bugün binlerce insan için didinip duruyor. bunun nedenlerinden biri de işte bu ''üniversiteler boş kalmasın'' kaygısıyla açılan bol keseden kontenjanlardır. bakın; üniversite adı ya da şehrinden falan bahsetmiyorum, kontenjanlar haddinden fazla. gerçi 2002 yılı sonrası kurulan bazı devlet üniversitelerinin açılması belki de gerekliydi ama sayının bu denli fazla olmasının üniversite kavramının içinin biraz boşalmasına neden olduğunu düşünüyorum. öğrenciler artık sevdiği ya da hayalini kurduğu bölümden ziyade kendisini aç bırakmayacak bölüme yöneliyor. bakın son zamanlarda onlarca polis ve bekçi alımı yapıldı. büyük çoğunluğu işsiz kalmış öğretmenler, mühendisler, siyaset bilimciler vb. hatta yakın akrabalardan birinin oğlu turizm fakültesi mezunuydu, onca dil biliyordu; çevik kuvvet polisi oldu. bunun gibi binlerce örnek var. sırf iyi bir yer kazanayım diye üniversite sınavına birkaç kez giren binlerce öğrenci var bu ülkede. düşünün; geçtiğimiz yıl üniversite sınavına giren öğrenci sayısı yaklaşık 2,5 milyon! ve yine aynı sınavın ardından üniversiteye yerleşen öğrenci sayısı (lisans) yaklaşık 350 bin iken, boş kalan kontenjan sayısı da yaklaşık 12 bin.

    zannediyorum şu sıralar işsiz kalma olanağınızın en az olduğu bölümler sağlık bölümleri. ki onun da yavaştan yavaştan miadı doluyor çünkü onlarda da kontenjanlar had safhada. belki de birkaç yıl sonra işsiz doktor, diş hekimi, fizyoterapist vb gibi insanlarla karşılaşacağız. bu çok üzücü...

    her alanda kontenjanlar çok çok yüksek. birçok üniversite rektörü de bu durumdan yakınıyor ama yök kulak vermiyor. üniversiteler ''artık derslik yetiştiremiyoruz, hoca yetiştiremiyoruz'' diyor, yök her sene üçer beşer daha koyuyor. ben sorunun yalnızca oraya buraya açılan üniversiteler değil, aynı zamanda sayıca her geçen gün arttırılan kontenjanlar olduğunu da düşünüyorum.

    üniversite mezunu olmayanlar için konuşacak olursam; benzer kontenjan meselesi burada da söz konusu. her yer lise doldu. meslek liselerinin içinde hakikaten meslek lisesi eğitimi veren çok az okul kaldı. eskiden ''çocuğum iş öğrensin'' diye gönderilen okullara, artık ''çocuğum dışarıda dolanmasın'' diye öğrenci gönderen insanlar bile var. benim kendi dayım meslek lisesi torna tesviye mezunu, adam şu an kendi işinde elle gösteriliyor. bir yerde iş beğenmeyince çat diye çıkıyor oradan. bir gün sonra yeni bir yerde başlıyor. bir mühendisten daha fazla maaş aldığına eminim. işte adam o eski meslek liselerinden mezun ve işini düzgünce yapıyor. günümüzde öğrenci sayısı arttı ama bu artışa dayanabilecek kaliteli meslek liseleri de sayıca yerinde saydı.

    bir diğer meselenin de ülkemizdeki suriyeliler olduğu düşüncesindeyim. yaşadığım yerde birçok suriyeli var ve çoğunlukla ya bekar olarak onlarca kişi bir evde yaşıyor ya da geniş aileler şeklinde bir arada yaşıyorlar. bu da giderlerini daha aza indiriyor. bununla beraber daha ucuza çalışıyorlar ve patronların da işine geliyor. asgari ücretle çalışacak bir türk işçisi yerine daha az ücretle çalışacak bir suriyeli işçi bulmak pek de zor olmasa gerek. ayrıca türkiye'de iş arayan binlerce afgan'ın olduğunu da belirtmekte fayda var. afganların sayısı da çokça arttı ve ne iş bulurlarsa yapıyorlar. bir dükkanda onlarca kişi bir arada kalıyorlar.

    tarım ülkesi vasfını yavaştan kaybediyoruz. eskiden köyde yaşayan insanlar için geçim yine sıkıntılıydı ama hiç değilse aç kalınmıyordu. tarlalar elden geldiğince ekilip biçiliyor, hayvanlar otlatılıyordu. ama ne zamanki göç başladı, dengeler de sarsıldı. hükümet çiftçiyi desteklediğini söylüyor, doğru da söylüyor ama çiftçinin büyüğü yardımları alıp kullanırken, küçük çapta ekip biçen çiftçiye gelen yardım çiftçinin işini görmeye yetmiyor. bu insanlar da köylerden çıkıyorlar. basit bir örnek; yakın bir akrabam köyde, hayvancılık yapıyor tarımla uğraşıyor. görece yaşlı biri. devlet yardım ediyor mu diye sorduğumda, evet diyor. işe yarıyor mu peki diyorum; attığı taş ürküttüğü kuşa değmiyor diyor. köyden şehir merkezine gitmek gidiş dönüş min 50 lira. işlemleri halletmek için ödenecek ücretler belli. birkaç gün sürecek işlemler için onca kez gidip gelince, verecekleri paranın bir kısmı zaten buraya gidiyor diyor adam. hee eğer büyük çapta bir hayvancı ve çiftçiyse asıl parayı işte o adam alıyor ve işine de yarıyor diyor. şu an benim ailemin bile köyde onca dönüm toprağı var ama hepsi bomboş duruyor... çok geriye gitmeye de gerek yok. 2008 yılında türkiye'de çiftçi sayısı yaklaşık 1,1 milyon iken; bu sayı 2019 yılında 600 bin'e gerilemiş durumda. kaynak

    şimdilik aklıma gelenler bunlar, ileride eklemeler yaparım belki.
    #229028 laz ziya | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi