1. 'un hem yönetmenliğini yaptığı hem de başrolünü üstlendiği 1995 yapımı tarihi film.

    iskoçya'nın kurtuluş mücadelesinin baş kahramanı olan 'ın hayatını anlatmaktadır.
    #12935 thedirector | 8 yıl önce
    0film 
  2. okurken dinlemelik: goo.gl/...

    ilk kez 2003 senesinde izlediğim, henüz çocukken bazı şeyleri tam anlamlandıramasam da bugün bir kez daha izlediğim ve bir kez daha hayran kaldığım harika bir 5 oscarlı mel gibson filmi.

    filmden birkaç anekdot paylaşmak istiyorum:

    william wallace'ın murron'ın babasına çiftçi olmak istiyorum, beladan uzak bir aile kurmak istiyorum dediği sahneden sonra murron'ın boğazının kesildiği sahneden sonra gelip de bir anda tüm klanın desteğini alarak ingiliz birliklerini alt etmesini şuna yoruyorum, wallace ta en başından beri özgürlük mücadelesini destekliyordu ve çağırıldığı "gizli" toplantıya katılıp organize olma yoluna gidilmesinde rol almıştı. aksi halde iskoç klanının erkekleri bir anda nasıl olur da ingiliz askerlerine karşı silah kullanmanın ve bulundurmanın yasak olduğu bir zamanda saldırıp alt edebilir ki? wallace en baştan beri bence bir özgürlük mücadelecisi idi ve murron'ın ölümü kıvılcımı yakan hamle oldu.

    diğer bir şey ise filmdeki ilk meydan muharebesi öncesi wallace'ın yaptığı konuşma:

    "hayatlarımızı alabilirler ama özgürlüğümüzü elimizden alamazlar..."

    ve filmin devam eden süreçlerinde wallace, iskoç "soylu"larının safına çekilip uzlaşmacı olmaya çağrılsa da o sus payı alıp kendini garanti altında bırakıp halkının kral uzun bacaklı edward'ın deyimiyle "koyun" gibi yaşamasını istemediği için, özgür bir iskoçya hayal ettiği için bunun için savaşması gerektiğine karar getirip birbirine düşen iskoç "soylu"larına katılmayıp ingiltere'ye saldırır ve kuzey ingiltere'nin en önemli şehirlerinden biri olan edinburgh'u istila etmiştir. devam eden süreçte kral ile meydan muharebesine girişmeden önce iskoç "soylu"ları ile ve güya ingiltere'nin yanında saf alacak olan irlandalılar ile anlaşırlar ve savaşa girişirler. ilk koz olarak kral tarafından öne sürülen irlandalılar wallace komutasındaki iskoç birlikleri ile birlik olur ve bu kralın hoşuna gitmese de onlar için "içimizdeki irlandalılar" deyimini kullanır ve önce piyadeleri gönderir. piyadeler ile iskoç ve irlandalı kuvvetler uğraşırken ingiliz piyadelerin yenik düşeceği üzere soysuz iskoç "soylu"larının ihanetine uğrayan wallace savaşa ihanetin vermiş olduğu acıyla devam eder ve acımasız ingiliz kralı okçuları ile savaş meydanını günümüz tabiriyle adeta taratır. kendi adamları ile birlikte iskoç birliklerini de hazırlıksız yakalayan edward'ın iki yanlı kuşatmasından çıkamayan iskoç ordusu ağır yara alır ve wallace da o muharebe sırasında kalbinin hemen üstünden bir ok yarası alır ancak savaşı kazandığı için meydandan ayrılan kral edward'ın peşine düşer ingiliz bir süvarinin atını gasp ederek. iskoç soylusu ve wallace'ın anlaşma yaptığı, güvendiği bruce ise kafasında bir kask ile kralı korumak için wallace'a karşı bırakılır ve wallace atlı düellodan sonra düşmanının kim olduğunu öğrenir... işte bana göre filmin en can alıcı sahnesi bu sahnedir. güvendiği, ülkesi ve halkı için uğruna savaştığı değerleri için birlik olduğu, sırtını dayadığı insan kendisine ihanet edip düşman saflarında yer almıştır. wallace hiçbir şey diyemez ve bakışlarıyla adeta bruce'u miker... ardından wallace'ın irlandalı dostu stephen o alana gelir ve hem manen hem de madden yaralı olan wallace'ı ingilizlerden kaçırır... sanrım, wallace'ın en büyük yenilgisi budur. ihanet... görmesi gereken şey mert savaş ve namuslu düşmandan ziyade politika olmalıyken wallace bunu hesap edememiş veya milletinin "soylu"larına bunu yakıştıramamıştır.

    devam eden bölümlerde ise iskoç soyluların ingiltere'ye ve krala karşı yeknesak olma teklifinin tuzak olduğu uyarılarına kulak tıkayarak bunu yapabilmek için birlik olmamız gerek, en azından denemeliyiz diyerek soyluların davetine icabet eder... sonrası malum, pusuya düşen wallace, ingiliz mahkemelerinde yargılanır ve af dilemediği takdirde işkence ile ölüme mahkum edilir, af dilerse acısız bir ölüme kavuşacaktır...

    işkence gördüğü sırada kendisine nefret kusan halkın dahi merhamet dilemesini istediği bir anda celladına ve tüm o meydana "freedom" diye bağırır ve kelleyi bırakır... ama dedim ya, aslında wallace ihaneti gördüğü anda yenilmiştir, kendi ırkdaşlarının kendisini, halkını ve ülkesini "soylu" menfaatleri için sattıklarını öğrendiği an ölmüştür wallace...

    ***

    filmle ilgili eleştirilerden biri de tarihi gerçeklikle uyuşmadığı yönlerinin olması ile ilgilidir ancak mel gibson bu eleştirilere filmin en başından cevap verir nitelikte bir sahne bırakmıştır zaten:

    "sizlere william wallace'ı anlatacağım. ingiliz tarihçiler benim bir yalancı olduğumu söyleyecek. ama tarih kahramanları asanlar tarafından yazılıyor."
    0film 
  3. ciddi anlamda dramı hissettirip tüylerinizi diken diken eden film. sinema klasiği zaten. bilmeyen yok.

    en dokunaklı sahnelerinden biri de şudur www.youtube.com/...
    #27900 4evertevekkul | 8 yıl önce
    0film 
  4. gösterime çıktığı ilk gün, ilk seans, hakkında hiçbir şey bilmiyorken izledim. o gün okulda öğretmenlik formasyonuyla ilgili sınavlar vardı, arkadaşın birisi "öğretmen olup da n'apacan, gel sinemaya gidelim" dedi, ben de gittim.

    aynı ay 9 kez daha sinemada izledim. en az 15 kez ağladım. benim için sinema tarihinde bir ilk idi kendisi. hani hep "esas oğlan şimdi gelir ve sorunu çözer" diye düşünürsün ya filmlerde, işte o düşüncenin yerle yeksan olması açısından bir ilk idi. tabi o zamanlar yahut portakalda vitamindi.

    not: saymayı biliyorum, sinemadan eve gelirken de ağladığım oldu.
    #45080 larden loughness | 8 yıl önce
    0film 
  5. (bkz: )
    #122166 laedri | 6 yıl önce
    0film