albümün sürprizi and the address'in yeniden kaydedilmesi olmuş. ilk tekli throw my bones'tan da albümün jon lordlu bir deep purple'ı çağrıştıracağı belli oluyordu, klavyeci dostu bir hard rock albümü karşımızda.
bol klavyeli, enerjik ve güzel bir albüm olmuş, çok beğendim. ama öyle bir albüm ki, beğenmeye açık şekilde dinlerseniz beğeniliyor, eski deep purple ile karşılaştırmak için, beğenmek istemeden dinlerseniz birçok eksiği gediği de ortaya çıkıveriyor. deep purple tam bir enstrüman - vokal uyumu grubuydu, enstrüman çalanlar da genelde kendi enstrümanını dinlerdi, icracıya güzel hitap eden bir gruptu çünkü. bu yüzden vokali dinleyen, gitaristi dinleyen beğenmeyebilir, nice efsanevi vokaller gelip geçti, bir blackmore gerçeği vardı grupta, ancak ben klavyeler ile gayet mesudum bu albümde, jon lord da dinlese gurur duyardı kesin, don airey neredeyse eksikliğini hissettirmiyor diyebilirim ki bu çok büyük bir şey, "deep purple'da jon lord'un eksikliğini hissettirmemek", aman tanrım? throw my bones ve tabii ki and the address dışında nothing at all, step by step, what the what, the long way round, the power of the moon ve dancing in my sleep resmen airey şovu olmuş. deep purple'ın ilk üç albümüyle günümüz deep purple'ını kıyaslamadığınızda fıstık gibi albüm vallahi, nicedir şöyle pür hard rock dinlememiştim, çok iyi geldi.