Arasında bir düşün ne ileri ne geri, adım atsan uçurum ya da gök perdeleri, görünürde ne bir dam ne bir deniz feneri bu saran karanlıkta surlarıyla her yeri; ayağında yol tozu, yüzünde ecel teri, diz boyu bata çıka ve bir kemik bir deri nereye bu yolculuk nerden ne günden beri, kendi ölün sırtında ağır bir kuş benzeri?
fiziksel olmayan yük ile ilgili sorular sormaya başladığınızda, aynı yükü ne zaman sırtınıza aldığınızı, sırtınızdan indirmeniz gereken yeri ne zaman ıskaladığınızı düşünmeye zorlanıyorsunuz. yükün içinin boşalıp yok olduğunu hayal ederken, aslında yüksüz bir hayatın gerçekçi olamayacağı da kafanızın içinde çınlamaya başlıyor. bu noktada, her zaman "daha ağır hangi yükleri taşıdım ben?" diye düşünerek rahatlamaya çalışıyordum. hiçbir boka yaramadığını çok geç anladım.