burada al pacino'ya da francis ford coppola'ya da bir eleştiride bulunmak isterim, kulzos'u takip ettiklerini biliyorum; michael corleone, kitapta (dolayısıyla gençliğinde) sakin, mülayim, soğukkanlı davranabilen, olgunca bir adamken, serinin özellikle 3 numaralı filminde kontrolü hızla kaybedebilen, etrafında çok aman aman saygı uyandırmayan, korkulmayan, çekinilmeyen, hayt huyt bir adam olup çıkmıştır. bunda coppola'nın al pacino'ya "çık oyna, michael'ı sana mı anlatacağım" tavrının etkili olduğunu düşünüyorum. fakat sorun şu, al pacino zaman içinde bir kostüm giydi üzerine, ne rol verseler aynı insanı oynuyor, o da büyük ihtimalle kendi karakteri.
Francis Ford Coppola'nın, al pacino'ya ''karakter senin, çık oyna, michael'ı sana ben anlatacak değilim'' dediği efsanevi karakter. belki al pacino'nun en iyi karakteri değildi, ama farklı karakterdeki bir adamın aile yapısından asla kopamayacağını efsanevi şekilde anlatmıştır.
ilk filmde ''Babamın herhangi bir büyük adamdan farkı yok. Sana bunu anlatmaya çalışıyorum. Bir senatör, veya ne bileyim, bir başkandan farksız.'' diyen bir karakterin, sonradan santino'nun öldürülmesine yardım eden eniştesi rizzi'ye ''Bir Corleone'yi kandırabileceğini sana Barzini mi söyledi?'' , ''Tam çıkmaya çalıştığımda , beni tekrar içine çekiyorlar.'' sözlerini söyleyen bir karaktere dönüşümünü mükemmel oynamıştır.
önceleri babasının işlerinden uzak durur, diğer kardeşlerin aksine farklı bir hayat yaşayıp, kadınıyla vakit geçirmeyi tercih eder. eğlenmeye, sıradan bir adam gibi sakin ve huzurlu şekilde yaşamaya çalışır. gelişen olaylar neticesinde aile işlerinin içine çekilir ve içindeki canavar ortaya çıkar.
''babamı seviyorlardı, benden ise sadece korkuyorlar.'' diye de sonlara doğru elindeki güce rağmen, kendisinin dönüştüğü adamı sevmediğini açıkça belirtir.
en sevdiğim karakterlerden biridir ayrıca. kendime de çok yakın görürüm, belki ondandır. zamanında ben de aile hayatına ve raconuna ayak uyduramayıp uzaklaşmış, daha sonradan olayların merkezine kadar itilmiştim. hey gidi michael, seni ben anlamayayım da kim anlasın.
1.) bu cümle, filmde esasında michael corleone ile özdeşleşmekteydi. bununla birlikte sonny corleone gibi duygusal ve öfkeli kararlar veren biri için ise bu sözün tam aksi geçerli gibi görünmekte ve sonny meseleleri iş olarak değil kişisel olarak algılamakta, intikam ile hareket eden biri izlenimi vermekteydi. ancak kitapta durum biraz daha farklı. hatta neredeyse michael corleone bu sözün tersine hareket eder ve bu sözü ikiyüzlüce bulur. şöyle ki;
2.) ''kişisel değil, tamamen iş'' cümlesini ilk kuran kişi sonny corleone'dir ve don vito corleone'nin vurulmasının ardından söylemiştir: ''ihtiyar bana durmadan, yabancılara aile içinde fikir ayrılıkları olduğunu belli etmememi söyler dururd. işte sollozo bu konuşmamdan, ihtiyarı başından attığı takdirde benimle anlaşabileceği anlamını çıkardı. ihtiyar ölünce aile'nin nüfuzu yarı yarıya azalacaktı. gelecek, uyuşturucu maddeler üzerine kurulacak. çok önemli bir iş bu. bizim ihtiyarı öldürmeye kalkışmaları bir iş meselesi. kişisel yanı yok. doğrusunu istersen ben sollozo ile ortak olabilirim.'' işte böyle diyen sonny, filmdekinin aksine, savaş çıkarmak için yanıp tutuşan biri değildir, baba iyileşene kadar sakin ve aklıselim kalma yönündeki tom hagen'in tavsiyelerini de dinleyebilecektir.
3.) devamı bölümlerde, aile içi bir toplantıda, tom hagen: ''baba burada olsa olayı yalnız bir iş meselesi sayardı. sollozo bir anahtar konumunda. ondan kurtulursak her şey yoluna girer.'' demiştir. bu tavsiyesi ile sonny'ye sollozo'ya ve tattaglia ailesi'ne saldırmaması gerektiğini sâlık vermiştir. sonny de bunu mantıklı bularak ikna olmuştur. tabii, baba'ya ikinci kez saldırı girişimi (hastane boşaltılması) olayı olduğu zaman sonny, bruno tattaglia'yı öldürmüş ve sollozo'ya korku salmıştır.
4.) baba'nın ikinci kez öldürülme girişiminin ardından yapılan toplantıda da aile işlerine girmeye çalışan michael'e, sonny: ''sen, üniversite öğrencisi kardeşim; aile işine hiç karışmak istemedin. oysa şimdi kalkmış çeneni dağıttığı için mccluskey'i ve türk'ü öldürmeyi kuruyorsun. bizim düşündüğümüz yalnız iş. oysa sen meseleyi kişisel düşmanlığa döküyorsun.'' böylelikle sonny, yine aynı motto ile michael'ı küçümsemiş ve onun sadece çenesine yediği yumruğun verdiği öfke ile hareket ettiğini ifade etmiştir.
5.) ana fikre dönersek; michael sollozo ve mccluskey'i öldürmeden önce tom hagen ile yaptığı son görüşmede, tom hagen şöyle der: ''çenenin kırılması seni etkilememeli, mike. mccluskey aptalın biri. üstelik sana özel bir düşmanlığı da yok. işinin gereği yaptı bunu.'' işte bunun üzerine michael, girdinin başında ifade ettiğim düşünceye beni sevk eden cümleleri kurar: ''tom, kimsenin seninle alay etmesine fırsat verme. insanların hayat boyu, her gün yuttukları bok kişiseldir. ama buna kalkıp iş derler. tamam mı? yine de işlerini görürken kendilerini düşünürler. bunu kimden öğrendim, biliyor musun? don'dan. benim ihtiyardan. babadan. babamın bir dostunu yıldırım çarpsa ihtiyar bunu kendine dert edinir. başkalarının üzüntüsü, sıkıntısı, onun da üzüntüsü, sıkıntısıdır. işte onu büyük yapan özellik de bu. büyük don. ne var biliyor musun? ben bu işe geç girdim. ama bütün varlığımla kendimi vereceğim. zamanı gelince tabii. haklısın, çenemin kırılması beni canlandırdı; gururuma dokundu. ama sollozo'nun babamı öldürmeye kalkışmasını da kendime yapılmış bir hakaret olarak kabul ettim.''
6.) işte böylelikle, kitabın başından beri kendisine; ''kişisel değil, sadece iş'' diyen büyüklerine posta koyar michael. her şeyin kişisel olduğunu, iş maskesi adı altında yürütüldüğünü ifade eder ve bu husustaki gerçek düşüncesini tom hagen nezdinde okuyuculara yansıtır.
''düşmanlarından asla nefret etme, bu senin muhakemeni olumsuz etkileri.''
baba'nın üçüncü filminde michael corleone'nin kurduğu bu cümle, kaynağını, mario puzo'nun baba adlı kitabında vito corleone'nin gençliğinin anlatıldığı bölümden alır:
''sonny babasıyla anlaşamadı. çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahipti. oysa baba tehdit savurmanın aptalca bir davranış olduğu kanısındaydı. insanın öfkesini belli etmesi kadar tehlikeli, hatalı bir şey olamazdı. hiç kimse don corleone'nin en küçük bir tehdit savurduğunu, yahut kendini kaybedercesine sinirlendiğini görmemişti. böylece sonny'ye kendi ilkelerini öğretmeye çalıştı. düşmanı aldatmak için ona gerçek gücünü göstermemek kadar faydalı bir durumun olamayacağını söyledi.''